
Kor ateş. Hayat ateşi.
Cemre önce havaya ardından suya son olarak toprağa düşer.
Yeniden diriliş başlar, yeni umutlar.
Can, renk renk sükun eder yattığı yerden.
Yeryüzü şenlenir.

Kor ateş. Hayat ateşi.
Cemre önce havaya ardından suya son olarak toprağa düşer.
Yeniden diriliş başlar, yeni umutlar.
Can, renk renk sükun eder yattığı yerden.
Yeryüzü şenlenir.

“Çünkü küçük cümleler, birbirine ulana ulana uzun bir cümle olur.’’
Nuri PAKDİL
Bir salgın. Her şey altüst. Normaller anormal. Anormaller normal.
Her şeye rağmen, zaman geçiyor.
Her yere kelimelerden tohumlar ekiyoruz.
Gündem hemen üstünü kapatsa da seri ürüyor cümleler.
Üzerleri örtülü, var olmaya devam edecekler.
Hasat mevsimine kadar.
Vakit saat gelince herkes, faydalanacak.
Siyaset, sosyoloji, psikoloji… Hikaye, film, tiyatro, belgesel, resim, müzik…
Hayatla yeniden buluşacak cümlelerimiz.
Erken bir hasat yapayım istedim.
Bir şey denedim.
(Şubat 29, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara karşı savaşan 71 Mehmetçik Şehitler Tepesi’nde yatıyormuş.
Çaykara Sultan Murat Yaylası’nda 2000 metre yükseklikte.
Ankara, Haymana, Kerpiçköy Mahallesi’nde bir tane daha var.
Tepe, Yunanlılarla savaşırken verdiğimiz şehitler hürmetine bu adı almış.
Muhtemelen başka “Şehitler Tepesi/tepeleri”de vardır.
Hepsinin de benzer hikayeleri olsa gerek. Düşmanla çatışılan ve çok şehit verilen tepeler.
(Şubat 29, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Filistin, Afganistan, Irak, Suriye… Dünyadaki mültecilerin çok önemli bir kısmı bu ülkelerden.
Bu ülkelerin ürettiği göçün istikameti batıya doğru. Vatanlarında yaşam imkanları kalmadığından yola düşüyorlar. Türkiye’yi geçici bir sığınak olarak değerlendiriyorlar. Batı ülkelerine ulaşmak için inanılmaz riskler alıyorlar. Adeta ölüm kalım savaşı veriyorlar.
(Şubat 21, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Korona. İdlib. Şehitler. Mülteciler. Rusya. Kudüs. Filistin. Ekonomik dar boğaz. Alman Irkçıları. Deprem. Uçak kazaları. Kahtı Rical.
…
Her taraf herkesi allak bullak edecek olaylarla dolu.
Ama çok umurumuzda değil.
Atakan’ı takip ediyoruz.
Survivor izliyoruz.
Reynmenle coşuyoruz.
Kayak yapıyoruz.
Küfür ediyoruz.
….
Takmıyoruz.
Yediğimiz, içtiğimiz, kullandığımız… bir şeyler üzerimizde anti depresan etkisi yapıyor.
Doktorumuz ne ya da kim bilmiyorum ama iyi ki var. Olmasa halimiz haraptı. Fıkra gibi geçinip gidiyoruz.
Kafama takmıyorum
Mesleğe yeni başlayan genç doktor ilk kez göreve başlayacağı memleketi Trabzon’a doğru yola çıkmış.
Gelen hastalara doğru teşhisi yapabilecek miyim, doğru ilacı yazabilecek miyim diye heyecandan yerinde duramıyormuş.
Görev yapacağı köyün sağlık ocağına gitmiş yerleşmiş.
Ertesi gün hastalarını beklemeye başlamış.
İlk hastası yaşlı Temel gelmiş.
Tanıdığı birini görünce mutlu olmuş genç doktor.
Kısa bir sohbetten sonra Temel’i muayene etmiş, şikayetlerini dinlemiş.
Temel ishal olduğunu tuvaletten çıkamadığını anlatmış.
Genç doktor ilacı yazacak ama ilk günün heyecanıyla ilacın ismi bir türlü aklına gelmemiş.
Yanlışlıkla depresyon tedavisinde kullanılan bir ilaç yazmış.
Bu ilaç kullanan kişinin mutlu olmasını hiç bir şeyi kafasına takmamasını sağlıyormuş.
Aradan bir süre geçtikten sonra Temel’i merak edip köyün kahvesine gitmiş.
Bakmış Temel kahvehanedekileri gülmekten kırıp geçiriyor.
Şakalar, fıkralar, komiklikler…
Temelin yanına gidip sormuş;
-Temel emice, ishal durumun nasıl?
– İshalim eskisi gibi uşağım.
Her yerimi bok götürüyor ama hiiç kafama takmayrum!
(Şubat 20, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Yoksulluk da varlık gibi hep olacak. Yoksular ve zenginler aynı zamanda yaşayacak. Yoksulluğu kim durduracak, yoksullara kim bakacak? Toplum, devlet, belediye; komşu, devlet adamı, siyasetçi… Hangisi ne iş yapacak?
Türk Dil Kurumu’nun “Devlet” kelimesi için verdiği birinci tanım şöyle:“Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş milletler veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık.”
Tanıma göre devlet derken makro ve soyut bir yapılanmadan bahsediyoruz. Biraz somutlaştıracak olursak; belli bir toprakta, birlikte yaşamaya karar vermiş milletlerin; milleti oluşturan fertler ya da topluluklar eliyle yapamayacağı büyük işleri; millet ve toprağın kaynaklarını kullanarak yapmak üzere memur edilmiş kurum demek mümkün.
(Şubat 15, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Serbest sevişme.
Evsiz toplum.
Evliliksiz çocuk.
Sosyolojik terörizm insanlığı esir alıyor.
Ev binlerce yılda kuruldu.
Evin çevresindeki kurumlar binlerce yılda gelişti.
Ev insanlığın toprağı oldu.
İnsanlık bu topraktan koptuğunda köksüz kalır.
Başına ne geleceğini seçemez bile.
Zira köksüzlerin seçim hakkı yoktur.
(Şubat 10, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Çocuklar bilmez, biz çocukken, büyüdüğümüzde içeceğimiz şeydi sigara. Kötü olduğundan değil vakti gelmediğinden içmemeliydik.
Bazen büyük büyük davranmak ister çocuklar, köşe bucak saklanır sigara içerdik. Bazen şefkatinden olsa gerek bazı büyükler ödül olsun diye içirdiler.
Okumaya devam et(Şubat 10, 2020 baytarisak.blogspot.com)

O Safranbol’u çok sever. Daha ufakken 5 falan, öyle derdi. Şimdi artık %20 daha büyük. Okula gidiyor. Okuyor, yazıyor. Safranbol değil Safranbolu diyor.
Karnesi’nde her şey Pekiyi’ydi. Her akşam babasına masal okuyordu. Ağır işçilik yapıyor, çok emek veriyordu. Babasından sözü almıştı. Ödülü yine Safranbolu’ydu.
(Şubat 08, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Kuru temizleme dükkanında, işten artık kalan zamanda test çözerek hazırlandığım üniversite sınavına; Hukuk Fakültesi kazanmak hedefiyle girdim.
Olmadı.
O zamanki ünvanı Basın Yayın Yüksek Okulu olan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesini kazandım.
Okul fiziki ve sosyolojik bir yamaçtaydı.
Her an düşebilirim korkusuyla çok fazla gitmedim.