Üniversite Öğrencilerimiz Hakkında Bir Cümle

Üniversite öğrencilerinin haleti ruhiyesi,
nüfus eksilmesinden kaynaklanan beka tehdidinden çok daha büyük; batıcı, seküler, hedonist bir eğitim sisteminin çarkları arasından geçip üniversitelere yerleşen gençler maalesef burada da bir akademik öğrenim değil aynı dişlinin daha ince işleyen mekanizmasının arasında forma sokuluyorlar,
varlığına çocukları ne kadar çok öğüttüğüyle anlam katan öğretmenlerden hallice akademisyenler çocukları duyarsız,
robotik refleksleri olan canlılara dönüştürüyorlar,
üstünü batılılar olan,
kendilerinden neredeyse nefret eden,
içinde bulundukları coğrafyada yaşananları zalimlerin gözünden okuyan ve o coğrafyanın insanlarından nefret eden,

insani meselelere duyarsızlaştırılan üniversite öğrencileri politik bir araç olarak kullanılıyorlar ve bu kullanılmadan mutlu oluyorlar,
tabi ki bu çarkın içinden kendisini kurtarmış olanlar var ancak onların da içinde bulunduğu sosyeteye rengini,
aynı eğitim dişlisinin çıktısı olanlar veriyorlar,

Okumaya devam et

Berlin’de Sömürgeci Parmağı

Berlin’e 4 gün yetmez ama elde o kadar vardı.
UBahn, SBahn, Otobüs ve 92000 adımla dolaştım.
Tiegarten, Olimpiyat Stadyumu, Bunker, Check Point Charli, Brendenburg Tor, Sovyet Anıtı, Zafer Anıtı, Berlin Katedrali vs. epey yer gördüm.
Wedding’te kelle paça, merkezde pizza, noel pazarında makarna yedim.

Üstün ırk olmak için yola çıkıp İngiliz Yahudi Medeniyetinin sömürgesi olmaya varmışlar.
Hristiyanlıktaki orijinal günah yüküne Berlin’de bir şey daha eklemişler: Orijinal suçluluk.
2. Dünya Savaşı’nda suç işlediklerini her yerde her Alman’a hatırlatıyorlar.
Alman sömürgelerinde yaptıklarından bir bahis yok ama her yerde Yahudilere yapılanlar var. Hitlerin intihar ettiği sığınakta gördüğüm Almanlar, babalarının zalimliklerine kahrediyorlardı.
Bas bas bağıran propagandaya bakılırsa, sanırım her Alman kendini suçlu hissederek yaşıyor.

Okumaya devam et

Nuri PAKDİL’den Altı Çizili Cümleler 2

Kentliler, büyük bir doğallıkla, bu yapının önünden, her gün geçip giderler.
Yeryüzünde herkes olduğu yerde donup kalacaktır.
Bir mitralyözden çıkan kurşunları andırır bakışları.
Coşku içinde seviştikleri görülür başakların.
İnsanı yalnızlaştıran sürgün türküleri yakılır yeryüzünde.
Yeryüzünün yorgunluğu geçiyor hepimize.
Mavilik, daha hızlı koşar atlardan.

Okumaya devam et

Çehov’dan Altı Çizili Cümleler

Göğsündeki broş, tıpkı dalgalar arasındaki bir kayık gibi inip çıkıyor.
Ben sizi değil, insanlığın ıstırabını öpüyorum…
Yunanca’dan sınava girmeye hazırlanan Vanya Ortepelev, evdeki tüm kutsal tasvirleri öptü.
Hayat beklenmedik şeylerle o kadar dolu ki…
Tanrı, yalnız sayfiye meraklılarına doğanın güzelliklerini anlama yeteneği vermiştir.
Yegor Semionıç, diktiğimiz her şeyi alıp götürüyor, günahlarını affettirmek için bir yere bağışlıyor.
Sobanın içinde rüzgar ağlıyor, sanki sıcak odaya bırakılmasını istiyormuş gibi, hava deliğinin kapağına vuruyordu.

Okumaya devam et

Nuri Pakdil’den Altı Çizili Cümleler

Kalbimde, yaşarken ölen insanların bedenleri…
Yazı, ezen sınıfı ezmek için yazılır.
Duadan sonra Arş’a en yakın duran, boyun eğmeyen edebiyattır, İblis’e
Silah başına! demek de, “yazı masasına oturup yazı yaz!” demektir.
Yöneticinin gözüne koltuk tozu kaçınca, ulusunu tanıma olanağı yok.
Öyle demez mi Exupery, “İnsan olmak, sorumlu olmanın ta kendisidir.”

Okumaya devam et

Cemreniz Olsun

Kor ateş. Hayat ateşi.
Cemre önce havaya ardından suya son olarak toprağa düşer.
Yeniden diriliş başlar, yeni umutlar.
Can, renk renk sükun eder yattığı yerden.
Yeryüzü şenlenir.

Okumaya devam et

Ekin Ekiyoruz

undefined

Çünkü küçük cümleler, birbirine ulana ulana uzun bir cümle olur.’’
Nuri PAKDİL

Bir salgın. Her şey altüst. Normaller anormal. Anormaller normal.
Her şeye rağmen, zaman geçiyor.
Her yere kelimelerden tohumlar ekiyoruz.
Gündem hemen üstünü kapatsa da seri ürüyor cümleler.
Üzerleri örtülü, var olmaya devam edecekler.
Hasat mevsimine kadar.
Vakit saat gelince herkes, faydalanacak.

Siyaset, sosyoloji, psikoloji… Hikaye, film, tiyatro, belgesel, resim, müzik…
Hayatla yeniden buluşacak cümlelerimiz.

Erken bir hasat yapayım istedim.
Bir şey denedim.

Okumaya devam et

Şehitler Tepesi’nde Kentsel Dönüşüm

(Şubat 29, 2020 baytarisak.blogspot.com)

undefined

Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara karşı savaşan 71 Mehmetçik Şehitler Tepesi’nde yatıyormuş.
Çaykara Sultan Murat Yaylası’nda 2000 metre yükseklikte.
Ankara, Haymana, Kerpiçköy Mahallesi’nde bir tane daha var.
Tepe, Yunanlılarla savaşırken verdiğimiz şehitler hürmetine bu adı almış.
Muhtemelen başka “Şehitler Tepesi/tepeleri”de vardır.
Hepsinin de benzer hikayeleri olsa gerek. Düşmanla çatışılan ve çok şehit verilen tepeler.

Okumaya devam et

Batının Çaldıklarını Almaya Gidiyorlar

(Şubat 29, 2020 baytarisak.blogspot.com)

undefined

Filistin, Afganistan, Irak, Suriye… Dünyadaki mültecilerin çok önemli bir kısmı bu ülkelerden.
Bu ülkelerin ürettiği göçün istikameti batıya doğru. Vatanlarında yaşam imkanları kalmadığından yola düşüyorlar. Türkiye’yi geçici bir sığınak olarak değerlendiriyorlar. Batı ülkelerine ulaşmak için inanılmaz riskler alıyorlar. Adeta ölüm kalım savaşı veriyorlar.  

Okumaya devam et

Takmıyoruz

(Şubat 21, 2020 baytarisak.blogspot.com)

undefined

Korona. İdlib. Şehitler. Mülteciler. Rusya. Kudüs. Filistin. Ekonomik dar boğaz. Alman Irkçıları. Deprem. Uçak kazaları. Kahtı Rical.

Her taraf herkesi allak bullak edecek olaylarla dolu. 
Ama çok umurumuzda değil.
Atakan’ı takip ediyoruz.
Survivor izliyoruz. 
Reynmenle coşuyoruz.
Kayak yapıyoruz.
Küfür ediyoruz.
…. 
Takmıyoruz. 
Yediğimiz, içtiğimiz, kullandığımız…  bir şeyler üzerimizde anti depresan etkisi yapıyor.

Doktorumuz ne ya da kim bilmiyorum ama iyi ki var. Olmasa halimiz haraptı. Fıkra gibi geçinip gidiyoruz.

Kafama takmıyorum

Mesleğe yeni başlayan genç doktor ilk kez göreve başlayacağı memleketi Trabzon’a doğru yola çıkmış.

Gelen hastalara doğru teşhisi yapabilecek miyim, doğru ilacı yazabilecek miyim diye heyecandan yerinde duramıyormuş.
Görev yapacağı köyün sağlık ocağına gitmiş yerleşmiş.
Ertesi gün hastalarını beklemeye başlamış.
İlk hastası yaşlı Temel gelmiş.
Tanıdığı birini görünce mutlu olmuş genç doktor.
Kısa bir sohbetten sonra Temel’i muayene etmiş, şikayetlerini dinlemiş.
Temel ishal olduğunu tuvaletten çıkamadığını anlatmış.
Genç doktor ilacı yazacak ama ilk günün heyecanıyla ilacın ismi bir türlü aklına gelmemiş.
Yanlışlıkla depresyon tedavisinde kullanılan bir ilaç yazmış.
Bu ilaç kullanan kişinin mutlu olmasını hiç bir şeyi kafasına takmamasını sağlıyormuş.
Aradan bir süre geçtikten sonra Temel’i merak edip köyün kahvesine gitmiş.
Bakmış Temel kahvehanedekileri gülmekten kırıp geçiriyor.
Şakalar, fıkralar, komiklikler…
Temelin yanına gidip sormuş;
-Temel emice, ishal durumun nasıl?
– İshalim eskisi gibi uşağım.
 Her yerimi bok götürüyor ama hiiç kafama takmayrum!