Hz. Âdem’in Yaratıldığı Yeri Arıyoruz

(Mayıs, 30, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Allah’ın hiçbir sebep vaz’etmeksizin inşa ettiği ilk insan. İlk peygamber. Kimsenin oğlu olmadığı halde topyekun insanlığın babası. Işık huzmelerinin yapraklar arasından sızarak aydınlattığı, altından ırmaklar akan cennetin insan cinsinden ilk sakini. Gitmek için can attığımız yer onun için yalnızlık zindan… Kendi cinsinden ilk arkadaşı, hemcinslerinin bütün latifelerini üzerinde taşıyan Havva… Cennet’i olabildiğince yaşadı. Alemlerin Rabbı olan Allah Hz. Musa’dan önce onunla  konuştu ; ‘Sen ve zevcen cenneti mesken edinin, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın ki haddi aşan zalimlerden olmayasınız.’ Bakara 35

Topraktan yaratılmış, ete kemiğe bürünmüş, Cüz’i bir ihtiyar derkedilmişti benliğine. Bu ihsan burada, yer yüzünde varlığımıza sebep kılındı. Tercih etme kabiliyeti ve tahrik nedeniyle yasağı çiğnedi. Pişmanlık ve tövbe… Allah tövbesine icabet etti. O’nu yokluğa mahkum etmedi. Var olmak ve tekrar Cennet’e girebilmek imkanı ikram etti. Yeryüzü’ne sürgüne gönderdi. Ve burada sürgün verdi. Binlerce renk ve doku, hissiyat ve anlayış onun varlığı üzerine inşa edildi. Belki de onun varlığına dercedilmiş farklılıklar görünür kılındı.

Cennet’te ne kadar yaşamıştır? Bilmiyoruz. Birkaç cümle ile bildiğimiz o devre kaç dünya zamanına tekabül eder? Bilmiyoruz. Yaşadıklarını, hissiyatını, beklentilerini, etrafını algılarını, iradesini olduysa sıkıntılarını hemen hiçbir yaşadığını… Bilmiyoruz. Modern tıp; fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik devamlılığımız olduğunu söylüyor. Buna göre her birimiz onun yapı taşını taşıyoruz, her birimiz onun kadar zengin yaratılıştayız. İnsan’ın onun kadar donanımlı olduğunu bilmesi ne güzel. Bu bilgi, Alemlerin Rabbi’ne muhatap olma umudumuzu canlandırıyor. Var olduğu yerden memnun olmayan ve hep yeniyi ve hep başkayı arayan insan onun vareldildiği cenneti arıyor. Dünya planında cenneti bulma ihtimali olmadığından bu arayışı hiç sonuçlanmıyor. Ondan aldığımız bu miras; genlerimizde taşıdığımız cennet özlemi ve mükemmellik beklentisi, doğduğumuz günden başlayarak sırtımızdaki en önemli yük olarak varlığını sürdürüyor. Adem’in geldiği yeri arıyoruz. Bilinçli ya da bilinçsiz Adem’e hitap edeni arıyoruz. Onun içindir ki dünyada fiziki ve sosyal hiçbir mekan ve makam bizi kesmiyor.

Yorum bırakın