(Şubat 04, 2020 baytarisak.blogspot.com)

Babamın mezar taşıyla vedalaştım.
Herkes ağlıyordu.
Ben ağlıyormuş gibi yaptım.
Olmayan babanın ne demek olduğunu bilmiyordum.
Yıllarca, ardında üç aylık bir maaş bıraktığı için dua edilen insan diye bildim.
Bir kamyon kasasına sığışmıştık.
Kasanın yarısı ev eşyamız, yarısı varacağımız yere varıncaya kadar evimizdi.
Revan olduk İstanbul’a.
Yoldan aklımda kalan en belirgin hatıra; ardımızdan havlayan Horasan köpekleridir.
Köpek sesine ürperişim de kayıtsızlığım da o günden kalmadır.
Köpeklere rağmen kamyon evimiz ıssız gecede ilerliyordu işte.
İstanbul’da güzel bir hayat bulmadık.
12 Eylül surlarında en büyük ağabeyimiz Almanya’ya gidince kolumuz kanadımız büsbütün kırıldı.
Bir kadın, 7 çocuk ve üç aylık malulen emekli maaşı.
Zor şartlarda yaşadık.
İlkokuldayken bir ara yaşamak istememişim.
Cahillik.
Yaşamam bir üç aylığın neredeyse tamamına mal olmuş.
Kamuya verdiğim zarar olarak bunu bilirim.
Yemekte, giyimde, barınmada… çok eksiklerle yaşadık. Ne belediye, ne dernek, ne vakıf, ne cemaat… bırakın yardımı “Nasılsınız?” diyen bir kurum hatırlamıyorum. “Allah o adamdan ve devletten razı olsun.” duyduğum tek minnet cümlesidir.
Çekiç darbeleriyle yontuldu beynime babam.
Sözde yakınlık gösteren bir belediye görevlisinin, aslında sağlık karnelerimiz üzerinden ilaç yolsuzluğu yaptığını yıllar sonra anladım.
Devletin ve ailemin dışındakilere güvensizliğim o zamandan mirastır. Çocuklarıma da bunu miras bırakmak isterim.
Ardında üç aylık bırakan bir baba, o aylığı veren bir devlet, az gelirle yedi çocuğa hayat kuran bir kadın…
Allah devlete ve anaya ve babaya ve kardeşe zeval vermesin.
