KÜRT SORUNU RANTİYECİLERİNDEN YENİ ÇUKURLAR

Çözüm Süreci esas olarak doğru, usul olarak yanlıştı. Kadim emelleri ve güncel çıkarları için Türkiye’yi kaosa mahkum etmek isteyenlerin kurduğu, beslediği, büyüttüğü bir terör örgütü, uzantısı olan bir parti üzerinden muhatap alındı. Sözümona Türkiye’deki her vatandaşın oyuna talip olan legal bir parti, terörist bir organizasyonun temsilcisi gibi masaya oturdu. Oysa masa yuvarlak ve tarafsız olmalıydı.

AK Parti, HDP ve diğer partilerin birlikte ve aynı masada oturması gerekirken, masanın bir tarafına Türkiye karşısına HDP oturdu. Üzerinde tartışılan sorun aynılaşamadı, olmadı, olamadı. Teröriste sırtını dayamak matah bir işe dönüştü. Doğu ve Güneydoğu illerimiz olmadık aymazlıklara sahne oldu. Muhataplar süreci, kazdıkları çukurlarda öldürdüler. Politik olarak sorunun devamından yana olanlar, sorunu körükleyen ve bundan nemalananlar gibi için için sevindi. Son 20 yılda Kürt meselesi başta olmak üzere pek çok konuda devrimler yapan Recep Tayyip Erdoğan iktidarının karşısında, Kürt Sorunu’nu bir rantiye alanı olarak işletenler ittifak kurdu. Biden, Demirtaş, Kılıçdaroğlu, Meral Akşener aynı safta buluştu.  

Gerçeklik boyutunun 10 katı algı değeri olan meselenin çözümü için son günlerde bir hareketlenme olduğu gözleniyor. Buna karşılık meseleyi bir maden olarak görenler büyük bir direniş sergiliyorlar. Yeni çukurlar kazıyorlar. 

SIRRI SÜREYYA NE DEDİ?

12 Haziran Cumartesi günü, Sırrı Süreyya Önder Duvar Gazetesi’ne bir röportaj verdi. Kavramsallaştırmaları bakımından, mensup olduğu tarafın arızalarını taşısa da son derece yapıcı söylemler dile getirdi: 

“Biraz ironik gelebilir ama barış sürecinin sonlanmasının en büyük sorumluluğunu heyetin bir üyesi olarak kendim alıyorum.” 

Temsilcisi olduğu taraf adına mahcup ve samimi bir özeleştiri. 

 “Eğer toplumun sahip çıkmasını sağlayabilseydik barış süreci su sızdırmaz, kurşun geçirmez bir ruha bürümüş olur; başarıya ulaşırdık.”

Bu cümleyi, “konumlama yanlış oldu, süreç kötü niyetle araçsallaştırıldı” diye okudum.

“Savaş uzadıkça, savaştan geçinen sektörler daha da yaygınlaşıp bir ahtapot misali hayatın her alanına sirayet ediyor. Türkiye’de en küçük yerleşim biriminden metropollere kadar hayatın hemen her alanında bu sektörün hükmü geçiyor.”

“Kürt Sorunu” olarak ayrılıkçılar tarafından kavramsallaştırılan meselenin bir ekosisteme tekabül ettiğini ifade ediyor, el Hak doğru.    

“Barış sürecinde tüm meselelerin yerelden merkeze kadar her aşamada geniş bir biçimde tartışılması gerekirken, çözüm süreci orada yol kesme, öbür yerde falancanın alıkonması gibi meselelerle anılmaya başlandı.”

Tarafının süreci sabote ettiğini, açık yüreklilikle ifade ediyor. 

“Boş işleri marifet, zırvayı da fikir sanan bir sefillik karşısındayız. İşte sana muhalefetin bir bölümü! Bir diğer bölümü iktidarı eleştirirken en temel argüman olarak barış sürecinin üzerine ayağını basıp “siz İmralı’yla görüşmediniz mi?” diyor. Mevcut iktidar gidecek de, gelecek olan kör bıçağıyla bekliyor gibiyken biz neyle umutlanacağız?”

Muhalefet eliyle çözümün imkansızlığını te’yid ediyor. Sorunun kaynağı olan CHP, kendisini inkar etmeden nasıl çözümün parçası olabilir ki? Kırk yıllık kani olur mu yani. 

“Ulusal-demokratik kimliklerini gözeten bütün Kürtler inanılmaz bir siyasal tecrübe sahibidir. Analizlerini de hep bu perspektiften süzerek yapagelirler. Kırk katır ve kırk satır yerine iki gönül bir hatır seçeneğini ihya edebilirler.”

Mevzunun mevzuattan öte bir anlamı olduğunu, eşit vatandaşlık ilkesinin koşulsuz söylem ve eylem olarak uygulanmasının asıl ilaç olduğunu beyan ediyor. Bence de öyle. 

İKTİDARIN YENİ HAMLESİ

Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki iktidarın, Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşların sorunlarını çözmek için almış olduğu inisiyatifleri devam ettirme iradesi, bu meseleyi bir rantiye olarak görenler tarafından büyük bir tehdit olarak algılandı. 

Erdoğan, meselenin Türkiye ve Türkiye’nin eşit vatandaşları için bir ayak bağı olmasını engellemek için çok büyük işler yaptı. Sembolik olarak bence en önemlisi ilkokul çağındaki Kürt çocuklarına her gün “Türküm” deme zorunluluğunu ortadan kaldırmasıdır. İroniktir, kendisini Kürtlerin temsilcisi olarak gören HDP “ilk fırsatta Andımız’ı geri getireceğiz” diyen CHP ve İP’in yanında mevzilendi. 

Cumhurbaşkanı, 9 Temmuz’da Diyarbakır’ı ziyaret etti. Bu ziyarette, Kürt meselesini istismar edenlerin tarafı olmadığı, milletin aracısız muhatap olduğu yeni bir süreci fiili olarak başlattı. Diyarbakır Cezaevi’ni bir müze – kültür merkezine dönüştüreceklerini açıkladı. AK Parti öncesi konuşulması uygulamada yasak olan Kürtçe’yi bizzat kullandı. Çözüm sürecini sabote edenleri millete şikayet etti, artık muhatabın doğrudan vatandaş olduğunu ifade etti. 

Çukur olayları sırasında tahrip edilen Kurşunlu Camii önünde, Ayasofya Camii Kebir’i önündeki gibi genel gündemli bir basın açıklaması yaptı. Diyarbakır anneleriyle kucaklaştı. AK Parti teşkilatlarıyla buluştu. Bölgeye tutkusunun nişanesi olan onlarca projeyi hizmete açtı. Dünyanın en kadim yönetim merkezlerinden olan Diyarbakır İç Kale’de gençlerle buluştu. Huzur ve güven ikliminin Diyarbakır’a ne kadar yakıştığının adeta resmini çizdi. AK Parti MKYK üyesi Abdurrahman Kurt ile Orhan Miroğlu ziyaret sonrası yaptıkları açıklamalarla, algılananla gerçeğin örtüştüğünün altını çizdiler. 

Bu arada ziyaret öncesi gerçekleşen bir transferin sembolik olarak en az ziyaret kadar önemli olduğunu söylemek isterim. Dicle Belediye Başkanı Felat Aygören, Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır ziyareti öncesi AK Partiye katıldı. Başkan, Şeyh Said’in kardeşinin torunu. Bu transfer, terör örgütünün dindar Kürtleri devşirerek elde etmeye çalıştığı mevzi üstünlüğü bertaraf edecek bir hamleydi.

Çözümsüzlükten nemalananların çözüm önünde Devlet Bahçeli’yi engel olarak göstermeleri, MHP Lideri’nin 6 Temmuz’da yaptığı Meclis Grup Toplantısı’ndaki ifadeleriyle boşa düşüyordu. Ayakta alkışlanan konuşmasında Bahçeli: “Kürt’ten terörist olmaz. Teröriste Kürt denemez. Diyen varsa bu milletin evladı olamaz.” Diyor ve düşman olarak terörist organizasyonları tek tek sayıyordu. Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır ziyaretinden 2 gün önce.

Rahatsızlık Yangını

Sürecin tarafı olmaktan uzaklaştırılan HDP adına Pervin Buldan, düşük tonlu açıklamalar yaptı. Çok itibar görmedi. Çıkarı sorunun devamında olan Amerika’nın fonladığı bir takım gazeteciler, iradeyi küçümseyen, olmazı gösteren yayınlar yaptılar. Etkileri olmadı.

Söz yetmeyince, Kürt Sorunu Rantiyecileri, Çözüm Süreci döneminde olduğu gibi harekete geçtiler. Marmaris’ten başlayarak Türkiye’yi saran orman yangınları, terör örgütü yandaşları tarafından, bir intikam girişimi olarak ilan edildi. Çözümsüzlüğü benzin dökerek, ya da dökülen benzini sahiplenerek büyütme yolunu seçtiler. Aynı günlerde Türkiye’nin bir bölgesinde 06 Plakalı Audi Marka bir aracın içindekilerin Kürt oldukları için ırkçı saldırıya uğradıkları haber oldu. 06 Plakalı Audi marka araçtan etnik kimliğin nasıl tespit edildiği meçhul kaldı. Ama ırkçılık pompalandı. Konya’da bir eve vahşi bir saldırı düzenlendi. 7 kişi katledildi. Bir eve, masuniyete yapılan saldırı lanetlenecekken, ailenin etnik kimliği bazılarının daha çok ilgisini çekti. 7 kişinin ölümünü dert edeceklerine, sorunu devam ettirecek bir kıvılcımın etrafında iştahla halka oldular. 

Çözüm sürecinde kazılan çukurlar neyse, terör örgütünün hayasız yol kesmeleri neyse, dağa adam kaldırma girişimleri neyse, son günlerde yaşadıklarımız onların aynısıdır. Türkiye’nin sahne olduğu Kürt meselesi, CHP’nin tekçi seküler anlayışının bugün yaşayan eseridir. CHP’nin geliştirdiği çözüm önerisi Amerikalıların yaptığı gibi “Doğu Masası” kurmaktan öte değildir. Self Kolonyal bu anlayışla CHP Amerika’yla aynı düzlemde olduğunu bir kez daha göstermiştir. Konu üzerine gölgeleri bile zarardır.  

Can candır, etnik kimliğine bakmaksızın yanında saf tutmak; çözüm iradesi hayatidir, nefes almak için yanında yer almak; Karapropaganda terörizmdir kimden gelirse karşısında bulunmak; yangında yanan canlar, telef edilen hayvanlar masundur, saldırıya uğrayan herkesin yaşamı kutsaldır, korumak… Bütün bunlar etnik kimlik ve bölgeden bağımsız hepimizin vazifesidir. Hem insani, hem İslami olan bu tutumdur. Bu tutumun sahipleri her sorunda çözümün mimarı olabilirler. 

Bu anlamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi sağlam bir irade Türkiye için şanstır. Son günlerde Kürt Meselesinin çözüm ihtimalini gömmek için kazılan çukurlar da inşaallah kapatılacaktır.

Konfüçyüs;“Hiçbir şey karanlık odada; siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa.” Diyor. Doğrudur ve müslümanlar arasında ırkçılık yoktur. Kim ne kadar bulmaya çalışırsa çalışsın, elleri böğürlerinde kalacak.    

Vesselam.

Yorum bırakın