
Biz çocukken yaşlı amcalar vardı. Bir çocukla karşılaşırız diye ceplerinde sürekli bir şeyler taşırlardı. Yemiş, şeker, sakız. Bir çocuk gördüklerinde gözlerinin içi gülerdi. Çocuğa, ne kadar özel olduğunu hissettirecek edalarla, ceplerindekini çıkarır çocuklara ikram ederlerdi. Çağ, her şey gibi o yaşlıları tüketti. Çocuklarımızı, başkalarından bir şey alma diye tembihliyoruz. Böylesi durumlarda ilk aklımıza gelen istismar oluyor.
Eve bir misafir geldiğinde ya da bir misafirliğe gidildiğinde, eli boş gitmek ayıp sayılırdı. Kokusu gitmiştir diye pişirilen yemekten komşuya da gönderilirdi. Komşu boş tabak iade etmezdi. Mutlaka başka bir ikramla tabağı geri gönderirdi. Merdiven gibi göğe tırmanan binalarda artık birbirimizi pek tanımıyoruz. Koridorlarda ya da mahallede kimse kimseye bir şey ikram etmiyor. İç ettik güzelim geleneği.
Halen devam eden bunlara benzer bir geleneğimiz var. Devlet büyükleri, belediye başkanları, STK yöneticileri bir ziyarete gittiklerinde yanlarında hediyeler götürürler. Bu hediyeler içinde en makbulü çocuklara verilenlerdir. Oyuncaktır, kalemdir, defterdir, çikolatadır, şekerdir vs. Bir kaymakam arkadaş anlatmıştı; çocukken okullarını bir kaymakam ziyaret etmiş ve ona bir kalem vermiş, çocuk ruhuyla o kadar hoşuna gitmiş ki, azmetmiş kaymakam olmuş. O kalemi halen saklıyorum, diyordu. Temsil düzeyi yüksek olanların hediyesi böyle algılanır. Hediyenin kıymetini kimden geldiği belirler.
Cumharbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, siyaset sahnesine çıktığı günden bu yana, düzenlediği halka açık toplantılarda vatandaşlara böyle hediyeler verir. Bu hediyelerin verilme formu, kalabalık ve fiziki uzaklık nedeniyle “atmak” şeklinde olur. Ancak bu “atmak” gül atmak gibidir. Kendisi böyle hissettiği gibi hediyeyi alanlar da böyle hissederler.
Cumhurbaşkanı, Marmaris yangını sırasında, saha çalışmalarını denetlemek, vatandaşlarla omuz omuza durmak üzere yangın bölgesine gitti. Bu ziyaret sırasında, vatandaşa toplu hitap ettiği bir ortam oluştu. Geleneğini burada da bozmadı. Vatandaşlara çay attı. Bunun üzerine korkunç bir yaygara başladı. Sosyal medyanın gayya kuyusunda idam fermanları yazıldı. Hatta kendisine istifa daveti yapıldı.
Görebildiğim ve anlayabildiğim kadarıyla Cumhurbaşkanı, kendisini görmeye gelenlere; eski büyüklerin yaptığı gibi “çam sakızı çoban armağanı” veriyor, misafirliğe gittiği yere bu anlamda da eli boş gitmiyor, oraya gelerek kendisine ikramda bulunanlara bir ikramda bulunuyor, gül atıyor, kahve, atıyor, çay atıyor.. Gönül topluyor. Ne kendisinin bir aşağılama gayreti var. Ne o hediyeleri almaya çalışanlar ihtiyaç sahibi. Her iki taraf da bunu bütün benlikleriyle biliyor.
Bu durumu ele alıp dile salanlar; atmak derken taş atmaktan başka bir şey bilmediklerinden, birine bir hediye verdiklerinde mutlaka bir çıkar beklediklerinden, birbirlerine bir şeyi atarken karşıdakini aşağıladıklarından olsa gerek, aksini düşündüler, aksini yazdılar. Bu koro o kadar gürültülü bir ses çıkardı ki mevzunun ne olduğunu bilmeyenler de tempo tuttular. Boş gayret. Boş iş.
Irkçı Bolu Belediye Başkanı, mültecilerin kullandığı suyu 10 kat arttırdığı belediye meclis toplantısında, üstün zekasıyla duruma atıf yaptı. Söz almak isteyen meclis üyelerine söz vermeyip, arkasından çıkardığı çay poşetlerini fırlattı. Aslında bu bir itiraftı, bu cinsler; “atmak”, “sunmak”, “uzatmak”… hangi usulle olursa olsun, karşıdakine ne verseler, bunu aşağılamak için yaptılar, yaparlar, yapıyorlar.
Birine bir şey verdiklerinde istismar etmeyi bir ahlak olarak yaşıyorlar, herkesi de kendileri gibi sanıyorlar. Bunlar komşusundan bir şey geldiğinde onu çöpe dökenlerden başkası değildir. Tabağı dolu geri vermek bir yana onu da çöpe atarlar, ne bilsinler “çam sakızı çoban armağanı”nı… Bu elitist, jakoben, kafatasçı güruh mecburen Anadolu insanına hediye verse; o insanların arkasından etmedikleri hakareti bırakmazlar. Kıllılar, göbeğini kaşıyan adamlar, kırolar… bu hakaretlerin en hafifidirler. Halen Anadolu insanının ülkesini yönetmesini hazmedemediler.
İstemedikleri şarkının korosuna katılanlara söylüyorum, bu mesele; iki gönül bir hatır meselesidir. Ne gönülü ne hatırı gürültüye kaptırmayın. Vesselam.
