DÜZEN İNSANI ve ADAYLARI

Dünya küresel köy. Öyle dediler. Düzeni var, muhtarı var. Kimin bu düzen? Kim muhtar? Şüphesiz düzen batının, muhtar batılı. Dünyanın her köşesinde cari. Birike birike, ihtiyar heyetleriyle dünyaya hükümran oldular. Öyleler.

Batı batı dediğimiz neresi? Coğrafi olarak kıta Avrupası, Almanya, Fransa, Portekiz, İspanya, İsviçre… ABD, Kanada, Avusturalya… buralar işte. Bize göre coğrafi olarak batı olan her yerde, sadece batılılar yaşamıyor tabi ki. Gerçek batılılar, yani gerçek (!) insanlarla, onlara yardımcı olanlar yaşıyor. Yardımcıları bir tarafa bırakırsak, kendi aralarında da keskin bir kast sistemi olduğunu söyleyebiliriz. Yunan aklı, Hristiyan ahlakı, Roma hukuku ve beyaz ırkın net kesişim kümesinden bahsediyoruz. Bu kesişim kümesinin, enerjisini paradan aldığını unutmamak lazım. Dünyanın tamamını sömürerek biriktirdikleri paradan. Düzen onların, insan onlar. Bu kesişim kümesinin az biraz dışında kalan herkes, insan olmayı (!) ancak umut edebilecek varlıklar.

Müslümanlar, Hindular, Budistler, esmerler, çekik gözlüler, sarılar, karalar… sözler ne derse desin, batının kavrayışında, insan dışındaki diğer canlılardan farklı değiller. Bu kitlelerle; teknik detaylar, tatmin edilmesi gereken hisler, kullanışlılık, potansiyel hamallık, kutsal çıkar gibi nedenler ve antropolojik bir merakla ilgileniyorlar.

Sayıca az bu üstün ırkın hakimiyeti, evrimini tamamlamamış (!) kitleler içinden devşirmeler yapmalarıyla mümkün. Yapıyorlar. İşbirliği değerli. Bu işbirlikçileri, “Düzen İnsanı Adayları” olarak tanımlayabiliriz. Bunlar eliyle, kendileri adına öyle başarılı işler çıkarıyorlar ki; coğrafi ya da kültürel olarak batı olmayan yerler de batı. Batı bir yön değil, dünyanın her yeri.

Bu duruma çok sayıda itiraz eden var. Binlerce yıllık insanlık hasılasının tek medeniyete (!) mahkum edilmesine, uzun süredir tepkiler yükseliyor. Muterizler; kendi medeniyetleri ve düşüncelerinin insanlık için sunduğu değerleri gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorlar. Bu yıkıcı hegomanyaya “hayır” diyorlar. Maalesef itiraz ederken bile; batının dünyayı istila eden araçlarına, kurumlarına, diline, söylemine mahkumlar. Bir tehdit potansiyeli oluşturmaları durumunda, boyunları vuruluyor. Belli belirsiz yaşamalarına ise, lütfen müsaade ediliyor. Bir nevi gaz alma ameliyesi. Batıya yönelik eleştiriler, sarsıcı eleştiriler her platformda hızlıca buharlaşıveriyor. Ya da üstünlüklerini takviye ettikleri bir araca dönüştürülüyor. Buna karşılık, cezalandırılması gereken muterizler, hep hedef tahtasındalar. Her sözleri, her hareketleri çok kısa sürede bir darağacı, bir idam sehpası oluveriyor.  

Son yıllarda Türkiye’ye yönelmiş olan saldırıların sebebi, tartışılması istenmeyen batı hakimiyetidir. Batının bir kurumunda, Birleşmiş Milletler kürsüsünde; “Dünya 5’ten büyüktür” deme cesaretinin, onların anlam dünyasında; had aşımının faturasıdır. Şüphesiz öfkelerin sebebi bu sözden ibaret değil. Lakin bu söz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’ndaki 5 ülkeyi hedef alarak söylenmiş bir sözden çok batının kurduğu “anlamı”, tartışmaya açan bir tehdit olarak değerlendirilmiştir. Tehdit sahibini yok etmeden tatmin olmayacak saldırıları bu yüzden devam ediyor.  Bir batı ahlakı olan orantısız güç kullanımıyla… “Dış güçler” kavramını “ti”ye almak da bu güç kullanımına dahil.

Her yerde her şeyde tek söz sahibi olmak isteyenlerin kamuflajları çok sağlam. Mesela Suriye’de hiç yoklarmış gibi. 30’dan fazla devletleriyle oradalar oysa. Mesela Türkiye’de hiç yoklarmış gibi. Bütün istihbarat servisleri cirit atarken sokaklarımızda. Özgürlük timsali olmuş korkunç bir totalitarizmle karşı karşıyayız. Ne yapabilirler? Fırsat bulurlarsa her şey. Mesela, milyonlarca kişiyi öldürüp, hiçbir şey olmamış gibi davranabilirler. İşte Irak orada. Ve yüzlerce başka suç mahalli.

Batı’nın, hakimiyet için neleri yapabileceği kendi tarihlerinde kayıtlıdır. Bakın Amerika’ya. Kristof Kolomb kıtayı keşfetmiş. Yeni kıta bulduğunu anlamamış. Daha sonra Amerigo Vespucci, keşfin! adını koymuş. Sonra İngilizler, Fransızlar, Portekizliler, İspanyollar… batılılar yeni kıtaya akın etmişler. Ne görsünler? Vahşiler! Hepsini yenerek, yakarak, yiyerek yok etmişler. 70 milyon yerleşik insanı öldürmüş adamlar.

Ancak, yerli halk vahşi, batılılar medeniymiş.  İnkalar, Mayalar, Aztekler, Olmekler, Toltekler bugün yoklar işte. Pis vahşiler (!) Medeni batılılar, vahşilerden dünyayı kurtarmışlar. Alkış. Dikkat edin, keşfettik diyorlar. Bütün kaynaklarda bu böyle. Çünkü orada yaşayanları, insan olarak görmemişler. Ki halen öyledir. Vahşiler, onlardan olmadıkları için vahşidirler. Bugün de ayakları olan her yer onlar için keşiftir. Ayak attıkları her yerin insanı onlar için vahşidir. Bu böyledir. Türkün, Kürdün, Arabın, Lazın, Çerkezin, Abazanın… Kızılderililerden ayrılan hiçbir yönü yoktur.   

Her türlü katliamın faili, her maktülün kurtarıcısı olmayı aynı anda başarmışlar. Bunu kurbanlarına da kabul ettirmişler. Büyük güç, şapka çıkarılacak yetenek. Demokrasi, özgürlük, insan hakları, hayvan hakları, çevre, yeterlilik, süreklilik, cinsiyet eşitliği… her insan için kıymetli olan, her şeyin tapusunu kendilerine yazmışlar. İnsanlığa çökmüşler adeta. Mesela, demokrasiyi yıktıkları her yere, demokrasi getirmek için inanılmaz bedeller ödemişler! Hikaye böyle. Amerika’ya insanlığı getirdikleri gibi.

Assange, Snowden ve adını bilmediğimiz pek çok batılı haber kaynağını fare gibi kovalayanlar, dünyanın diğer ülkelerine basın özgürlüğü notu veriyorlar. Komik bile değil. Okumuş yazmış insanlar bu notlarla ahkam kesiyor. İronik. Tabi ki özgürlük istiyorlar, tabi ki insan hakları istiyorlar, tabi ki ayrımcılık istemiyorlar… Ama insanlar (!) ve insan saydıkları için. Çizdikleri halkayı aşıp içine girilmesi mümkün olmayan, insanlık için.  

Katliamları, zulümleri, insan onuruna karşı işledikleri bütün suçlar, icad ettikleri bütün kötülüklere rağmen nasıl oluyor da, büyük bir  “var olma”, “muktedir kalma” başarısına imza atıyorlar? Bunun üç nedeni var. Birincisi çok çalışıyorlar, detaylı çalışıyorlar. Haklarını teslim etmek lazım. Herkes için çalıştığının karşılığı vardır. Herkesten kimse hariç değildir. İkincisi, işledikleri kötülükleri bile parlak ambalajlara sarıp insanlığa satabiliyorlar. Pek çok batı filminde bunu görebilirsiniz. Siyahlara, Kızılderililere, Afrika’ya yaptıkları zulmü, o zulmü neredeyse bire bir anlatarak bütün dünyaya sattılar, satıyorlar. Üzerine para verip alıyoruz, bütün o hikayeleri. Çevreyi en çok kirleten markaları, dünyanın en büyük çevrecileri. Acayip bir göz bağcılık. Firavun’un sihirbazları, halt etmiş yanlarında. Üçüncüsü ise dünyanın her ülkesinde ağlarına kattıkları “Düzen İnsanı Adayları”nı büyük bir bağlılıkla iktidarları için çalıştırma başarısı. Düzen insanı adayları; batı için gönüllü, içten, samimi çalışıyorlar. Kitlelerin zihinlerini, batı için bereketli bir tarla gibi sürüyorlar, tohum ekiyor, suluyor, hasat yapıp efendilerine arz ediyorlar. Bu çalışmayla her yeni sürgün biraz daha onlara benziyor; temas ettikleri insanlar zamanla kendinden, toprağından, insanından nefret ediyor. Es kaza devşirmeleri deşifre olursa, onları bayraklarına sarıp koruyorlar.

Türkiye’de hepimiz az ya da çok bu düzenin etkisi altındayız. Kimimiz, bunun bir düzenbazlık olduğunu biliyor, lakin etkin bir çıkış yolu üretemiyor. Kimi ise “Düzen İnsanı Adayı” olmayı, bir var olma yolu olarak değerlendiriyor. Sonuçta “Düzenin İnsanı” olmayacaklarını bilseler de, bu tercih onlara çok daha cazip geliyor; duygusal ve kişisel çıkarlarını, böyle olmakta buluyorlar. Hiçbir zaman gerçek insan! olamayacaklar. Ne batı için ne doğdukları yer için. Nihayetinde hepsi sindirilip, batı için kendi ülkelerine gübre olarak dökülecekler. Hayır defteri kapanmıyor ya, şer defteri de kapanmıyor herhalde.

Bir dizi örnek olayla Düzen İnsanı ve Düzen İnsanı Adaylarını işlemeye çalışacağım. Olaylar gerçek, kişi isimleri, tarihler, yerler ise kurgu olacak. Nihayetinde kişisel ya da birkaç kişiye mahsus bir durumdan bahsetmiyoruz. Bu durumun doğrudan ve sadece onların kabahati olduğunu da düşünmüyorum. Her bir insan teki bir parça suçlu. Bir kişide bir farkındalık mumu yakabilirsem, ne ala.

Vesselam.

Yorum bırakın