Ayem Okey

  • Prof. Dr. Cengiz Çakmak’tan dinlemiştim: Bir gün Boğaziçi Üniversitesi’nde bir toplantıya katılmış. Toplantının dili İngilizceymiş. Salonda bir tane yabancı yokmuş. Herkes Türkmüş. Hoca bu durumu selfkolonyalizm (kendi kendini sömürgeleştirme) olarak tanımlıyordu.
  • Türkiye’de herkesin katıldığı nadir ortak kanaatlerden biri yabancı dil bilmek. Öğretmek, öğrenmek konusunda ise başarısızlığımız net. Matematik öğretmeyi çarpım tablosu ezberletme düzeyine indiren sistem yabancı dili özellikle İngilizceyi bu anlayışla öğretti.
  • En bildiğini düşündüklerimizin bile yabancı dil kazaları, yere düşerken kendimize güldüğümüz gibi bizi güldürür. Genelde okumayı bilen yazma, yazmayı bilen konuşma, konuşmayı bilen anlama özürlüdür.
  • Şahsen ben de bu özürlüler sınıfındayım. Ortalama bir İngiliz kadar kelime bildiğim, rapor, istatistik, edebiyat kaynaklarını İngilizce’den takip edebildiğim halde konuşmaya gelince a,ı,i seviyesindeyim. Bunu dert etmiyorum zira bir yabancıyla konuştuğumda konu şahsi değilse, daha iyi konuşan birinin önüne geçmiyorum, onun aracılığıyla konuşuyorum.
  • Yabancı dil çok önemsenince bir yönetim becerisi olarak da algılanıyor. Hocanın bahsettiği sömürgeleşme mevzusu tam da burada. Yıllar önce bir televizyon programında Recep Tayyip Erdoğan’a eğer başbakan olursanız, muhataplarınızla hangi dilde konuşacaksınız sorusunu İngilizce sormuşlardı.  
  • 1996 yılında Rahmetli Mehmet Ali Birand’ın programında ukala bir gencin sorduğu bu soru tercüme edilmiş, Erdoğan da cevap vermişti; “Türkçe konuşacağım”. Salondaki tepkiden, bu sömürgeleşmeye karşı içten içe büyük bir öfkemiz olduğu da görülmüştü.
  • 1 Şubat 2022 günü Ekrem İmamoğlu’nun Amerikalı misafirini karşılarken içine düştüğü durum yabancımız değil. Amerikan Büyükelçisi; “Türkiye’nin kendileri için önemli bir ortak olduğunu, uzun yıllara dayanan ilişkileri olduğunu, misafiri olmaktan onur duyduğunu söylüyor.”
  • Sayın başkan, büyükelçinin konuşmasını sonuna kadar dinliyor, tam olarak ne anladığını bilmiyoruz. Ama vücut dili mahcup bir öğrenci edasında. Cevabı yapıştırıveriyor: Ok. Ardından etraftakiler bir espri yapmış gibi gülüyor. Başkan cümlesini tamamlıyor: Ayem Okey. Madem İngilizce bilmiyorsun, niye tercüman kullanmıyorsun be mübarek!?
  • Özgeçmişinde, İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Mezunu olduğu yazan başkanın İngilizce bilmemesi çokça örneği olan bir durum. O mahcup, o heyecanlı hali de biliyoruz. Büyük olduğu kabul edilen devletlerin temsilcileri karşısında, içimizden bazıları böyle heyecanlanır.
  • Kamuoyuna yansıdı. Dalga tatava yapıldı. Bütün bunlar bir yana. Acaba, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı gibi bir makamı temsil eden, karşısında müsamere çocukları gibi heyecanlı bir başkan hakkında Amerikan Büyükelçisi nasıl notlar aldı, durumu Washington’a nasıl rapor edecek ?

Yorum bırakın