
Sinir uçları
Türkiye’nin gündemini bir anda değiştirecek, belirleyecek, yönlendirecek temalar var. Atatürk, Cumhuriyet, İslam, Cami, Laiklik, Kürtçe, Alevilik, Cemevi ve Osmanlı bunlar arasında en önemlileri. Her biri aynı zamanda toplumsal duyarlılıklar ve travmaların sinir uçları. Bu temalarda, bazen teammüden bazen kazara, fakat çokça teste tabi tutuluyoruz. Tatbikatlara maruz kalıyoruz.
Saf saf olur Türkiye
İçinde bu temaların olduğu her konuda toplumsal saflar oluşur. Duyarlılar, duyar kasanlar, can evinden vurulanlar, bize burdan ne düşerciler, el ovuşturanlar, sakalcılar, nümayişçiler, mağdurlar, başımıza bir şey gelmesinciler, ateşe benzin dökenler… Ayrıştırma amacıyla yorumlanabilecek renkler belirginleşir.
Hem muzdarip hem memnun
Duyarlılar ve can evinden vurulanlar, bu temalar hangi bağlamda gündeme gelirse gelsin, duyarlı oldukları temaya daha da sarılırlar. Bağlılıkları artar. Ellerine ve dillerine sahip çıkarlar. Muzdarip oldukları kadar hayatlarının gayesi olan temaların gündemde olmasından içten içe memnundurlar.
O kadar içten ağlarlar ki…
Duyar kasanlar, ilgili tema ile ilişkisi zayıf olduğu halde bu temayı gündemde yer bulmak için değerlendirirler. O kadar içten ağlarlar ki insanlar duygulanır, kendilerini teselli etmeye çalışırlar. Hayat hikayeleri incelendiğinde, ilgili temayla bağlarının çok da güçlü olmadığını görebilirsiniz.
Kazanç ihtimali
Sadece bu temalar değil her meselede “Bize burdan ne düşerciler” türeyiverir. İlgili temayla ilişkileri hiç önemli değildir. Anlık olarak durumdan nasıl faydalanabileceklerini hesaplarlar. Sürece dahil olduklarında kar edeceklerini gördükleri an görüş açıklar, vlog yayınlar, kitap basarlar. Bir kazanç ihtimali yoksa varlıklarından haberdar olamazsınız.
Gürültünün devamı
Bazıları, bu konularda bir şeyler olsa da işimize yarasa diye, el ovuşturarak beklerler. Maddi ve manevi çıkarlarının bu tartışmalarda yattığını düşünürler. Bir köşede biri bir sakal atsa da neşemizi bulsak diyenleri, bunlar sürece katarlar. Ateşi sakalcıların neşesiyle harlarlar. “Aman başımıza bir şey gelmesin” diyen önemli bir kitle, gerçeği bilse de gürültüye sus pus saygı durur.
Atanmış failler
Bu temalar üzerine tartışmayı kim başlatırsa başlatsın, ne yapılmış olursa olsun atanmış failler, atanmış mağdurlar vardır. Atatürk büstüne ayyaş saldırdığında oklar dindarlara döner. Alevilerin evlerine işaret konulduğunda genelde milliyetçiler hedeftedir. Herhangi bir saldırıda, saldırılan taraf Kürtse devlet hedef alınır. Camiye yönelik bir şey olduğunda, kim yapmış olursa olsun fail din düşmanlarıdır.
Faili belli saldırı
Samsun’da Atatürk Anıtı’na faili meçhul olmayan bir saldırı yapıldı. Olaylara, nümayişlere, haberlere bakarak, kadim saflaşmayı bu olayda takip edebilirsiniz. Tonlarca ağırlığındaki anıtı, 300-500 kiloluk araçlarına bağladıkları iple yerinden indirmeye çalışan iki sarhoş yakalandı. Hapse atıldı. Aşağılık herifler, fail oldukları halde fail muamelesi görmediler.
Hakikat kimin umurunda
Olaydan sonra, sanki binlerce kişi anıta saldırıyormuş gibi anıt çevresinde halka kurmalar, günlerce nöbet tutmalar, muhafazakar ve dindarları hedefe koymalar… neler neler! PKK Atatürk büstlerini yakarken ortada görünmeyenler bile neredeyse pagan ayini yaptılar. Muhtemelen sakalcı olan bu faillerin motivasyonunun ne olduğu, neredeyse sorulmadı. Kim bunlara sakal attı? Kim Türkiye’nin bu sinir ucunu test etti? Failler alkollüyken onların karikatürünü, takunyalı olarak kim, neden çizdi? Hakikat ne olursa olsun, bu olayı kendisi gibi düşünmediğini düşündüklerine karşı kim silah olarak kullandı ve olay ortaya çıkınca özür bile dilemedi?
Büyük bir zaaf
Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Çayırova’da yaptığı bir konuşma, Samsun olayının hemen ardından gündeme getirildi. Cumhuriyet’e karşıtlık olarak servis edildi. Nümayişçiler, duyar kasanlar, bize ne yazarcılar, sakalcılar… bu konuşma üzerinden toplumsal ayrışma üretmek için yarışa girdiler. Şehit yakınına küfrettiği için bir süre ortalıkta görülmeyen Lütfi Türkkan bile bu vesileyle aradan “ci” dedi. Her iki olay, özellikle bahse konu temalarda sinir uçlarımızın bütün hayatımızı alt üst edecek düzeyde diri ve manüpüle edilmeye açık olduğunu gösteriyor. Bu Türkiye için büyük bir zaaf. Aklı selime; elimize, belimize, dilimize sahip olmaya ihtiyacımız büyük.
