MAL MIYIZ?

İlgi alanına fokuslanmak
Bir iletişim duayeni, kendisine danışanlara blog yazmayı tavsiye ediyor. Blog yazmanın kendini ve serüvenini inşaa ederken önemli olduğunu söylüyor. Kasıt çok okunmak, çok takip edilmek değil. İlgi alanına derinlemesine fokuslanmak, kendini yeniden inşa etme yolculuğunda hem kaynak hem rehber oluşturmak. Geçtiğimiz aylarda bu tavsiyesine denk gelince, yıllar önce başladığım blog serüvenim yeniden canlandırdım.

Sosyal medyanın dayattığı gündemler
Yazmak için bir gündeminizin olması gerekir. Şu son bir iki ayda neler yazdığıma baktım. Yazdığımın üzerinde çalışmışım, oraya bakmışım buraya bakmışım, sepettekileri eklemişim bir şeyler karalamışım. Ancak bunlar benim gerçek gündemim değil. Bunlar sosyal medyanın bana dayattığı gündemler. Neler oluyor diye takip etmek için açık bıraktığım Twitter hesabımdaki gürültüler. Bakmak için girmesem, ne haberim olur, ne de umurum. Beslenme kaynağı sosyal medya olan herkes bunu test edebilir.
Yazık günah
Aklımızı alan telefonlar kullanıyoruz. Hakkımızda sürekli bilgi topluyorlar. Sürekli kendimiz hakkında bilgi yüklüyoruz. İstenirse telefonlar, ekranda geçirilen süreyi sahiplerine bildiriyorlar. Bana ilk bildirim geldiğinde günlük ortalamam yaklaşık 7 saatti. Olmaz, olamaz dedim. Biraz kendimi zorladım. Son gelen ortalamam 3 saat 42 dakikaydı. Ekran süresinin önemli bir kısmı sosyal medya kullanımlarından oluşuyor. Kim ne demiş, ne yapmış, millet ne konuşuyormuş, ne yenilip ne içiliyormuş, kim kime hakaret etmiş, o ona ne demiş falan. Yazık günah. Bu süre zarfında dağ gibi işler halledilir. Sadre şifa bir şeyler icra edilir. Hiçbir şey olmasa insan iç dinginliğini arar.

İnsan kendine yabancılaşıyor
Etiketleme diye bir şey var, bu “hişt duydun mu” demek. Hashtag diye bir şey var, “herkes konuşuyor sen de konuş” demek. Fenomen diye bir şey var; İnternet Mahir’in çağdaşları demek. Gündem diye bir şey var; çekirdek çitleyelim, seyredelim demek. Konular hakkında hiçbir bilgisi, hiçbir duyarlılığı olmadığı halde, eksik kalmamak için bu kaosa katılan milyonlar var. Koca koca adamlar, koca koca kurumlar bir “like” peşinde koşuyor, türlü şirinlikler yapıyorlar. Sosyal medyada insan kendine ve meselesine yabancılaşıyor.
Çekirdek çitlemek
Gündemimiz olmayan gündemler gündemimiz. Hissetmediğimiz hisler hislerimiz. Hakikatini bilmediğimiz görüşler görüşümüz. Tarafı olmadığımız kavgalar kavgamız oluyor. Yalanlar, küfürler, hakaretler, istihzalar, aşağılamalar, benliğimizdeki gürültüyü kara deliğe dönüştürüyor. Yalancı peygamberlere iman ederek kurtuluş bekliyoruz. Özellikle Twitter, Facebook, İnstagram ortamlarında belirleyen değil belirlenen oluyoruz, özne değil objeye dönüşüyoruz. Sosyal medyayı yerli yerine oturtarak bu tuzaktan kurtulmalıyız. Hayatın hakikatini, hakikati olmayan bir iletişimde bulamayız.

Paradoks
10 bin üst düzey yöneticinin katıldığı bir anket yapılmış. İşlerinde daha başarılı olabilmeleri için en önemli şeyin ne olduğu sorulmuş. %97’si stratejik düşünce, diye cevap vermiş. “Çalışmalarınızda stratejik düşünceye yer veriyor musunuz?” sorusuna ise %96’sı “hayır çünkü vakit yok” şeklinde cevap vermiş. Onlar böyle dediğine göre, ilerlemeyi akış sağlıyor. Ve bu akış, her adımda çok daha büyük problemlerle insanları yüzleştiriyor. Aktif ekran süresi saatler olanlara, neyle ilgilenmek gerektiğini soracak olsak muhtemelen; uzmanlık alanları, kendileri, çevreleri, işleri, iş yerleri çıkar. Neden ilgilenmediklerini soracak olursak kuvvetle muhtemel cevap; “vakit yok” olur. Olduğu halde olmayan vakit, doğal olarak evren gibi genişleyen sorunlar doğurur. Yaşadığımız budur.
İyilik nedir?
Nisa Suresi’nin 36. Ayetinde Cenab-ı Hak şöyle diyor: “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” İyilik nedir? Vakit ayırmak iyilik midir? İyiliktir. Bildiğini öğretmek iyilik midir? İyiliktir. Derdiyle dertlenmek iyilik midir? İyiliktir… İyilik halkası kendinden başlayarak çevreye yayılıyor. Sosyal medyada hiç tanımadıklarımızı bütün bu halkalara tercih ediyoruz. Aktif ekran saatimizle nasıl bir iyiliğin parçası oluyoruz, ne kadar oluyoruz? Sosyal medya iletişini konumlarken de bence ölçü bu olmalıdır.

Övüncünde çürüyenler
“Allah kibirlenen ve övünen kimseleri” sevmiyorsa, sosyal medyanın dayattığı kibirlenme ve övünme bağımlılığı ne yana düşer. Sosyal medyada yarattığımız sanal insan kimdir? Kendine ne hayrı vardır, dünyaya ne hayrı vardır? Şüphesiz, herkes aynı kefede tartılmaz. Mesele akışa kapılan milyarlardır. Yunus Emre: “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır… Yunus Emre der hoca / Gerekse var bin hacca / Hepsinden iyicesi / Bir gönüle girmektir” diyor. Kendini bilmeyenin kimseye hayrı olmayacağı bir kehanet değildir. Sosyal medya hesaplarınızdaki akışa bu sözlerin ışığında bir bakın. Övüncünde çürüyenleri ve yıkılan gönülleri göreceksiniz. Olmayan evrende kendinizi var etme çabanıza şahitlik edeceksiniz.

Bize mal diyorlar
“Bir mal için para ödemiyorsanız mal sizsiniz” ifadesi uzun yıllar önce kullanılmış. Alınıp satılan her şeyin bir bedeli olduğunu, şekli değişse de bu bedelin mutlaka tahsil edileceğini ifade ediyor. Tercüme ederken, sanırım yumuşatmak için “ürün” diyorlar ama bence “mal”. Reklam, sosyal medya mecralarının tahsilat usulü olarak biliniyor. Sadece reklam mı? Görüş değiştirmek, toplumsal algıyı yönetmek, bir hedefi bertaraf etmek, bazılarına engel olan duyarlılıkları törpülemek, kişiye ve ülkeye biçim vermek de, tahsilatı konularda çıkarları olanlardan yapılan faturalandırma yöntemi. Facebook’un, ülkelerin siyasi kaderlerini etkileyerek tahsilat yaptığı bir skandal olarak patlamıştı. Filmi de var. Acaba, bedava kullandığımız internet mecralarına bu güne kadar ne bedeller ödedik? Bugün gönüllü olarak ne ödüyoruz?

Çıldırmış bilinçsizliğin kurbanları
Teknolojiye karşı iyimser ama mesafeli olan Eckhard Tolle bir konuşmasında; Arap Baharı’nı dijital iletişmin güzellikleri arasında sayıyordu. Bu nasıl bir güzellik? Arap Baharı denen ucube devrim sonunda milyonlarca insan ser sefil oldu. Aç bi ilaç batının sınırlarına çektiği dikenli tellerde son nefeslerini verdiler. Çırıl çıplak donmaya terkedildiler. Milyonlarca insanın hayatı tarumar oldu. Sosyal Medya’nın kaotik atmosferinden doğan devrim, felaket getirdi. Batılı insanı, öz farkındalığa davet edenler doğulu insanı çıldırmış bilinçsizliğe kurban ettiler.
Hükümet etme makamında olanlar, sigaraya, bağımlılık yapan maddelere, filmlere nasıl uyarılar koyuyorsa, bence sosyal medyaya da aynı uyarıları koydurmalıdırlar. Sosyal medya mecralarının gelir kalemleri ilan ettirilmeli, insanlar neyin karşılığında neyi sattıklarını bilmelidirler.

Yorum bırakın