ÇARESİZLİK UÇURUMU

“Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır, bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” Aliya İzzetbegoviç

Münih Güvenlik Konferansı 18-20 Şubat 2022 tarihlerinde toplandı. Konferans; “Dalgayı Çevirmek; Çaresizliği Öğrenmemek” başlıklı bir rapor yayınladı. Hem bu rapor hem de yönetici özetini web sitelerinde yayınladılar. Şüphesiz rapor katılımcıların ortak görüşü değil organizasyonun görüşü. Okurken öyle okumak lazım. Aksi halde farklı fikirleri olanlara haksızlık yapılmış olur.

Dünyanın Tek Kutbu Vardır
Raporun yönetici özetinden hareketle ana fikri şöyle özetleyebilirim:
• Batı çok zor durumda olabilir ama çaresizliği öğrenmemelidir.
• Biden yönetimi ilk günlerindeki şaşaasının dışında bir hayal kırıklığıdır.
• Dünyanın tek kutbu vardır. O kutup Avrupadır.
• Batı, dünya üzerindeki tartışmasız kontrolünü kaybetme endişesi taşımaktadır.
• Afganistan faciası demokrasi vaadiyle yapılan batı operasyonlarına zarar vermiştir.
• Batıdan bir hayır gelmeyeceğini düşünen dünyadaki çatışmalı bölgeler, başka çözüm arayışlarına yönelmişlerdir.
• Batının güvenlik paradigması batının çıkarlarının güvenliğinden ibarettir.
• Rusya’nın geliştirdiği söylem ve eylemlere karşı Batının güvenlik anlayışı çökmüştür.
• Yarı iletken maddelerde yaşanan tedarik zorluklarının diğer alanlara da yayılması ihtimali batıdaki sanayi sistemini tartışmalı hale getirmiştir.
• Çin’in geliştirdiği yerli teknoloji hamlesi, batının kolektif ve etkin işleyen bir tedarik zinciri geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
• Batının güç ve varlığının devamı için devletlerin kendi içlerindeki ve aralarındaki sosyal sözleşmelerin yenilenmesi önemli bir ihtiyaçtır.
• Batılı liderlerin kaderi, batının değerlerinin itibarını kurtarmak yolundaki gayretlerine bağlıdır.
Nerede İşler Tıkırında?
Raporun yönetici özetinde; Suriye’yi, Irak’ı, Libya’yı, Kırım’ı, DEAŞ’ı, mültecileri göremedim. Muhtemelen bu konularda işleri tıkırında. Gerçeklikleri ile yüzleşmeleri cesurca. Ancak, bence yine de sonları “çaresizlik uçurumu”. Afganistan’da sebep oldukları kaostan bahsedip bunun cesaretlerini kırmaması gerektiğini söylüyorlar. Hangi coğrafyada, o coğrafyadakiler için ne başardılar ki?.

O raporun özetinin tercümesi aşağıda. Tercüme hataları varsa benimdir. Aslına bakmak isteyen şu adresten ulaşabilir: https://securityconference.org/en/publications/munich-security-report-2022/

Münih Güvenlik Konferansı Raporu – 2022
Yönetici Özeti
Herkesin bildiği gibi 2021 Jeopolitik açıdan iyimser bir yıl değildi. Kriz tehditleri dalgasından bunaldık.
Bu arka planın, Avrupa ve ötesinde kontrolü kaybetme endişesini yaygınlaştırması sürpriz değil. 2022 Münih Güvenlik İndex’indeki bulgular, G7 ve BRICS ülkelerinin yüksek risk algısını göstermenin yanı sıra, birbirini besleyen yaygın krizlerin neden olduğu; kolektif çaresizliği de gösteriyor. Tıpkı “öğrenilmiş çaresizlik”ten muzdarip insanlar gibi toplumlar da karşılaştıkları sorunların çözülemeyeceğine inanabilirler. Bitimsiz görünen salgın, gittikçe büyüyen iklim değişikliği tehdidi, ağ dünyası nedeniyle gelişen zaaflar ya da artan Jeopolitik gerilimler… bütün bunlar, kontrolü kaybetme duygusunu besliyor. Özellikle liberal demokrasiler bu yükün altında ezilmiş görünüyor. Bu algı yüksek derecede tehlike içeriyor, çünkü kendi kendini gerçekleştiren kehanete dönüşebilir. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı problemleri çözebileceğine inanmayan toplumlar, dalganın yönünü değiştirmek için çaba harcamaktan da vazgeçebilirler. Stres ve aşırı yükle yüklü toplumlar, karşı karşıya kalınan sorunları çözecek araç ve kaynaklara sahip oldukları halde, gördüklerini kader olarak mı kabul edecekler?

Maalesef 2021 genel olarak bu endişeleri gidermedi. Örneğin, geçtiğimiz yıl kaotik bir şekilde Afganistan’dan çekilme, uluslararası müdahalelerle elde edilebilecek başarıyla ilgili tartışmaları alevlendirdi. Amerika ve partnerlerinin Afganistan’da elde ettiği sonuçlar; batının, dünyanın başka yerlerinde meşru ve yeterli devlet yapıları kurma ve destekleme kabiliyetine yönelik zor soruları artırdı. Şimdi Afganistan, dünyanın en ağır insani krizleriyle uçurumun eşiğinde. Sivil özgürlükler Taliban’ın katı yönetimi tarafından bertaraf edildi. 20 yıldır yapılan dış yatırımlar risk altında. Batı “sonu olmayan savaş”ı sonlandırırken Afganistanlılar belirsiz bir gelecekle yüz yüze kaldılar.

Afganistan’daki gelişmeler üzerine Batının Mali ve Sahel bölgesindeki angajmanları ile ilgili tartışmalar da alevlendi. 2013’ten itibaren bu bölgede barış tesis etmek için yapılan faaliyetler artmış olsa da bölgenin durumu sürekli kötüleşti. Bir Rus paralı asker grubuyla görüşmeye başlamadan önce de Mali hükümeti fazlasıyla zor bir partnerdi. Dış aktörlerin; yetersiz kalkınma, insan hakları ihlalleri, yolsuzluk gibi bölgeyi etkileyen faktörlerle ilgili çalışmaları Mali ve çevre ülkelerde artan şiddet olayları nedeniyle zorlaştı.

Sahel, uluslararası istikrarlılaştırma çabalarına karşı ters rüzgarların güçlendiği tek çatışma bölgesi değil. Demokratikleşme ve bölgesel uzlaşma umudu döneminden sonra, Afrika Boynuzu ve Arap Körfezi’nde de derin bir istikrarsızlaşma yaşanıyor. Kasım 2020’den itibaren Etyopya’daki iç savaş kuzeydeki Tigran bölgesine yayılıyor, bu durum büyük çaplı insani problemlere neden oluyor. Kızıldeniz bölgesi, uluslararası ticaret için önemli bir kavşak noktası; Akdeniz, Orta Doğu ve Hint Pasifik arasında önemli bir güvenlik bağlantısı ve aynı zamanda aşırılık yanlıları için bir merkez olduğundan artan çatışmalardan kaynaklanan dalgalanmalar bölgenin dışında da hissedilme potansiyeli taşıyor. Afrika boynuzunda yaşanan durum, dünyada yaşanan çatışmaların, Batının, Afganistan’dan ders çıkarmasını beklemediğini gösteriyor.

Bu arada; Hint Pasifik ve Doğu Avrupa’da yükselen tansiyon, transatlantik ortakları arasında, başka bir korkuyu artırdı; gerçek savaş. NATO’nun doğu kanadında artan tansiyon ve güvenlik durumu; Batı’da yeniden bölgesel savunmaya yoğunlaşma ihtiyacını açıklıkla ortaya koyuyor. Moskova son aylarda yaptıklarıyla, Avrupa’daki güvenlik düzeninin revizyonu ihtiyacını berraklaştırdı. Rusların yeni güvenlik anlaşmalarına ilişkin taslak teklifleri, Rusya’nın, Ukrayna gibi ülkelerin egemenliğini etkin bir şekilde sınırlayarak, çevresinde bir “etki alanı” kurma ısrarının göstergesi. Rusya’nın söylemleri ve yaptığı askeri yığınak, Avrupa’nın güvenlik endişelerini artırıyor. Analistler Başkan Viladimir Putin’in özel hedefleri konusunda hem fikir olmasa da; tartışma Avrupa güvenliğinin temel prensipleri – ve onları nasıl savunacakları-üzerine yoğunlaşıyor. Gelecek aylarda bu tartışmalar daha da yoğunlaşacak. Duruma karşı bir duruş, bir pozisyon alması beklenen Avrupalı liderler, politik ve askeri zor sorularla yüzleşecekler.

Ek olarak, geleneksel güvenlik endişelerinin yeniden gündeme geldiği bu dönem, Koronavirüs salgını nedeniyle pek çok politik alanda yaşanan zaafla birlikte yaşanıyor. Diğer meselelerin yanı sıra tedarik zincirindeki kritik teknolojilere güçlü bağımlılıklar, küresel krizlere karşı dayanıklılığa, yaşadığımız eşitsizlikler kadar zarar veriyor.

Hem salgın hem jeopolitik güçlerin hareketleri, teknoloji sektörlerindeki zaafları odağa taşıyor. Yarı iletken maddelerde yaşanan tedarik darboğazı; tedarik zincirinin “tek noktada başarısızlığa” uğraması durumunda yaşanabilecek Jeopolitik endişeleri artırıyor. Sistemik rekabet çağında, teknoloji tedarik zincirlerinin stratejik önemi artarken, bunlara yönelik risk sürekli büyüyor. Amerika, Avrupa ve yüksek teknolojiye dayalı diğer ekonomilerin; bu gerçeklenme nedeniyle, endüstri politikaları ile ilgili yeniden düşünmesi gerekiyor.

Çin, kuşatıcı ve uzun vadeli bir yaklaşımla, ekonomisini planlamış ve yerli teknoloji sektörlerini geliştirmeye başlamış bulunuyor. Bu süreçte yabancı ülkelerle mal değişimi yapma imkanları dar olsa da; politika yapıcılar, tedarik zincirinin işlemesi için kendileriyle ortak özellikler taşıyan partnerlerle kolektif hareket ederek daha dayanıklı olmaya fokuslanıyor.

Koronavirüs Salgını, ülkeler arası ve ülkeler içinde eşitsizlikleri radikal biçimde artırdı. Şüphesiz pandemiler, bugün insanlığın, ayrımsız olarak yüzyüze kaldığı küresel yegane küresel tehdit değil. İklim değişikliği de böyle bir tehdittir. Sağlığımız ve yaşam çevremize yönelik bu tehditler var olan eşitsizlikleri derinleştiriyor, mevcut eşitsizlik durumunun devamlılığına hizmet ediyor. Dünyanın diğer bölgelerinde Koronavirüs’ün devamı durumunda hiçbir ülke bu salgına karşı güvende olmayacak. Ve az gelişmiş ülkeler düşük karbonlu kaynaklardan yoksun olduğu müddetçe küresel ısınma gereken düzeyde sınırlandırılamayacak. Dünyanın hali hazırda ve gelecekte yüzyüze olduğu tehditlere karşı küresel dayanıklılığı geliştirmenin yolunun; ülkelerin içinde ve ülkeler arasında sosyal sözleşmeleri yenilemekten geçtiği gittikçe berraklaşıyor. Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri rotasına geri dönmek ilk ve önemli bir adım olabilir.

Bunlar ve Münih Güvenlik Konferansı’nın bu yılki ajandasında bulunan, karşı karşıya olduğumuz çok sayıda meydan okumaya karşın, “çaresizliği öğrenmemek” için hala iyi sebepler var. Bunun için Transatlantik liderlerin; Biden yönetiminin ilk günlerinde ortaya çıkan ivme ve iyimserliği yenileyerek, demokrasi ve ittifaklarının üzerine kurulu olduğu liberal değerlerle, devletleri, milletleri ve dünyaya fayda üretebileceklerini göstermeleri gerekiyor. Bireysel olarak yok olma riskiyle karşı karşıyalar, ancak birlikte hareket etmeleri durumunda dalgayı tersine çevirebilirler.

Yorum bırakın