İmamoğlu Ne Dedi – 2

2022 Münih Güvenlik Konferansı’nda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı oturumun tercümesine, kafa sesi eşliğinde devam.

Cathryn Clüver Ashbrook: Çok teşekkür ederim Büyükelçi Heusgen. Öncelikle üç başkanla birlikte olmaktan mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Çünkü gündemimizde olan konularla küresel ilişkiler üzerinde çalışmalarım var. Bahsettiğiniz gibi 200’ün üzerinde kentsel merkez var. Şehirler bu merkezlerde bir araya gelerek kendi çıkarları için çalışıyorlar. Bu durum başlı başına 70’li yıllardaki ata erkil yapıların birleşmiş milletlerin sunduğu çerçevede dönüştüğünü gösteriyor.
Kafa Sesi: Ata erkil yapı ne demek? Her halde üniter devletleri ve bu sistem içindeki belediyeleri kastediyor. Birleşmiş milletler neyi başarmış ki sunduğu çerçeve neyi başarsın?!

Cathryn Clüver Ashbrook: Birleşmiş Milletler Habitat programını hatta Avrupa Birliğinde temsil bulan bölgeler ve ulusal devletlerin hegemonyasından kurtulmuş bölgesel oluşumları bu kapsamda değerlendirebiliriz. Şahit olduğumuz bu dönüşüm şehirlerin ön plana çıkmasından kaynaklanıyor.
Kafa Sesi: Ulusal devletlerin hegemonyasından kurtulmak metaforu ilginç. Şehirler tarihin her döneminde önde değil miydi? İstanbul, Floransa, Paris, Londra, Newyork…

Cathryn Clüver Ashbrook: Bahsettiğiniz gibi salgın, iklim değişikliği, göçmenlerin uyumu gibi uluslararası problemlerin çözümü için çoğulcu ve dayanıklı şehirler hakkında düşünmeliyiz. Şehirler bu meselelerde öncü rolündeler, öncülük yapıyorlar. Bunu yapmak zorundalar. Çünkü yoğunluk her bir problemi her bir uluslararası problemi büyütüyor. Bu yüzden, kabaca 10 yıldır, şehirlerin kendi çıkarlarını ulusal devletlerinin çıkarlarından bağımsız olarak belirlediği yeni bir fenomenle karşı karşıyayız.
Kafa Sesi: Şehirlerin bu meseleler üzerinde çalışması pek tabi gerekiyor, ancak şehirlerin ulusal çıkarlarının devletlerin çıkarlarından bağımsız olması ne ola ki? Dünyadaki cari şehircilik anlayışı, sanki insanlığın problemlerini büyütmek üzere tasarlanmış.

Cathryn Clüver Ashbrook: Şehirlerin gücü 4 kaynaktan besleniyor. Birinci güç kaynağı nüfus. 2050 yılı itibarıyla dünya nüfusunun %70’i şehir merkezlerinde yaşıyor olacak. İkinci güç kaynağı ekonomi. Düşünebiliyor musunuz; Newyork Los Angeles gibi şehirlerin üretimi dünyanın 20 büyük ekonomisinin arasında. Şehirler bu düzeyde üretim yaptığında, ulusal devlet sınırlarını bir tarafa bırakmak gerekir. Üçüncü güç kaynağı demokrasi ve güven. Demokratik mimaride güvenin köreldiği bu dönemde; Amerikan vatandaşlarının sadece %17’si kendi kongrelerine güveniyor, buna karşılık %86’sı şehirlerine karşı güven duyuyor.
Kafa Sesi: Kendi kongrelerine güvenen insanlar Birleşmiş Milletlere, Avrupa Birliği’ne ne kadar güveniyorlar? Şehirleri, kendi devletlerinden ayrıştırarak bu mekanizmalarla değerlemek hiç akla yakın değil. Ayrıca ülke Amerika değil.

Cathryn Clüver Ashbrook: Amerikalılar, şehirleri değişimin kuluçka alanı olarak görüyor. Değişimin şehirlerde olduğuna inanıyor. Bir iki örnek vermek istiyorum. Başkan Trump Paris İklim Anlaşmasından ayrılmaya karar verdiğinde, Amerikan şehirleri sanayi ve iş dünyası ile bir araya gelen196 bağımsız aktör, iklim değişikliği sözleşmesinde yer alan Amerika taahhütleri ve sözleşme hedeflerine bağlılıklarını ilan ettiler. Yüzlerce şehir C-40’ta birlikte çalışıyor. Diplomatların yapıp yapamayacağı tartışmalı olan işler yapıyorlar. Kendilerine güç veren veri ve bilgileri derliyorlar. Her bir şehir kendi başına yapabileceği miktarda işin fazlasını bu birliktelikle başarıyor. Bunu ulusal devletlerine karşı kanıtlayabiliyorlar.
Kafa Sesi; Ulusal devletlerin iradelerini bir takım birliklere transfer etmek, güven tesis edecek bir şey değil. Her birlik nihayetinde bir çıkar grubu. Hangi birliğin ne başardığı da tartışmalı bir konu.

Cathryn Clüver Ashbrook: Bugünlerde, bu çağda neyin güven yaratacağı üzerine düşünüyoruz. Gerçekten şehirler; sahip oldukları data ve dijital diplomasi kabiliyetiyle, halen bu araçları uygulamaya çalışan bakanlıkların ve dış işlerinin önündeler. Data analizi ve kullanma kabiliyetiyle ortaya çıkan bu güçle şehirler, yalnızca trendler ve yeni gelişmelerin sismografı işlevi görmüyorlar, birlikte hareketle çözümlerin kuluçka merkezi oluyorlar.
Kafa Sesi: Şehirler sahip oldukları bu gücü neden öncelikle ulusal devletleriyle paylaşıp, bilgiden kaynaklanan gücü millileştirmesinler.

Cathryn Clüver Ashbrook: Yazdıklarım, düşüncelerim, çalışmalarım ve büyük bir iştiyakla 3 başkan ve dünyadaki diğer başkanların yaptıklarının anlaşılmasını, tanınmasını dilerim.
Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden bahsettiniz. Bu şehirlerden başlar. Newyork ve Wadena’da yapılan gönüllü bir inceleme, bu işin ancak şehirler ve şehir paydaşlarının, zincirin bir halkası olması durumunda gerçekleşebileceğini gösteriyor.
Sadece 11 hedef değil. Sürdürülebilirliği gerçekten, ölçülebilir bir şekilde temin etmek istiyorsak, bunu açık kaynak verileriyle, birbirimiz ve zincirin diğerleri arasındaki bilgi paylaşımıyla yapabiliriz. Bu suretle ulusal devletler üzerinde güç iddiası aşamasına geçebiliriz.
Kafa Sesi: Üniter devletlerin köküne kibrit suyu dökelim, diyor. Yerelin gücünü, üniter devletleri by pass ederek küresel devlet ütopyasının bir parçasına çevirmekten bahsediyor. Vaaav… Başkanlar ne düşünüyor acaba?

Cathryn Clüver Ashbrook: Hem çok ulusluluk hem de çok uluslu yaklaşımları görüyorsunuz. Vişegrad bunun bir örneği. 4 Bağımsız şehrin birliği iktidarda. Ulusal iktidarları üzerinde güç uygulamaya çaba gösteriyorlar. Öncelikle pandemi sürecinde vatandaşlarının ihtiyaçlarını nasıl karşıladılar?
Kafa Sesi: Vişegard 4 bağımsız ülkenin geliştirdiği bir inisiyatif. Şehirlerle ne alakası var. Ayrıca Bosna’da çok ulusluluk sınıfta kaldı. Her adımlarında ayaklarında pranga oldu.

Cathryn Clüver Ashbrook: Benim konum her zaman; ulusal güç ve şehir gücünü ilgilendiren yeni gelişmeler, yeni kavramlar oldu. Şehirler başarabilecekleri ve yaptıklarıyla gerçekten hesaba katılması gereken aktörler, iktidarın temel unsurları oluyorlar. Bu yüzden oluşturdukları örnekler, yaptıkları işler ve birlikte yaptıklarının üzerinde önemle durmak gerekiyor. Bu yönüyle konu diplomatik bir konudur. Teşekkürler.
Kafa Sesi: Diplomatik bir konudur ama diplomat olarak biz masada olsak yeter mi diyorsunuz? Keşke, sizin dışınızda diplomasi ve şehir yönetim bilgisi olanlarda olsaydı.

Christoph Heusgen : Çok teşekkür ederim. Buradan şunu anlıyorum, burada bulunan belediye başkanları ve tabi ki diğer belediye başkanları Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmekten sorumlu. Siz üç belediye başkanı şehirlerinizde bunu yapıyorsunuz. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz; merkezi hükümetlerin bunu gerçekleştirmeye çalışırken en iyi dostunuz ve destekçiniz olması gerekmiyor.
Kafa Sesi: Belediyeleri ülkelerinden, ulusal ve milli düzenlemelerden, vatandaşlarından kopararak doğrudan Birleşmiş Milletler hedeflerine bağlamak ve bunu kendilerine bir görev olarak atamak… Sanki biraz haddinizi aştınız. Ayrıca merkezi yönetim ve yerel yönetim arasına neden kara kedi atıyorsunuz?

Christoph Heusgen : Yönettiğiniz şehirden bakınca, şehirlerin rolünün ne olduğunu ne olması gerektiğini düşünüyorsunuz? Budapeşte Belediye Başkanıyla başlayalım.
Kafa Sesi: Salgın, İklim Değişikliği, Göçmenler, yerel yönetimlerin rolü… Bakalım Budapeşte nereden gidecek?

Gergely Szilveszter Karácsony: Bu harika fırsat için teşekkür ederim. Budapeşte’nin özelliklerini kavramak için Macaristan’nın durumunu bilmek gerekiyor. 10 Milyonluk Macaristan’da Budapeşte 2 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip.
Kafa Sesi: İstanbul Macaristan’ın bütün nüfusunun neredeyse 2 katı nüfusa sahip. Budapeşte’de aşağı yukarı Esenyurt kadarmış.

Gergely Szilveszter Karácsony: Şehir kırsal ayrımı nerden baksanız yüzyıl geriye gidiyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra otoriter liderler Budapeşte’ye “günah şehri” diyorlardı. Bu anlayış hali hazır tutucu sağın da anlayışı. Bu durum, çok farklı alanlarda halen devam ediyor. Hali hazır politik yapı da bu minval üzere.
Kafa Sesi: “Günah şehri” derken, otoriter olana karşı çıkma anlamında mı yoksa zevk sefa mı mevzu bahis, keşke biraz bilseydik.

Gergely Szilveszter Karácsony: Son 12 yılda gerçek değişimler oldu. 2 yıl önce büyük bir değişim yaşandı. Yerleşik hibrit rejime karşı muhalefetin belediye başkanı adayları başkanlığı kazandı. Muhalif adaylar Budapeşte ve Frida’da belediye başkanlığı seçimini kazandılar. Bunların üzerine üçüncü bir katman olarak Korona geldi. Böylece güncel ve tarihi dayanakları bulunan politik gerilim arttı.
Kafa Sesi: Muhalif partiler arasında çekişme olması gayet normal. Hatta bu gerilim merkezi iktidara giden yolu açabilir.

Gergely Szilveszter Karácsony: Son 12 yılda hükümet, belediyeler ve belediyecilik sisteminde işleyen çok sayıda demokratik mekanizmayı bozmuştu. 12 yıl önce milli gelirin %10’u belediyelere dağıtılırken bugün bu oran %2’nin altına düşmüş durumda. Milli gelirin %38’i Budapeşte çevresinde üretiliyor. Buna karşılık Budapeşte vergi gelirlerinin %2’sini harcayabiliyor. Hükümetin hesaplama modeli nedeniyle gelirlerimizin %35’ini son iki yılda kaybettik. 40, 43 gün sonra ulusal seçimler olacak. Bu seçimlerle Macaristandaki belediyecilik sistemi mesafe alacak.
Kafa Sesi: Türkiye’de böyle bir kesinti olsa, belediye başkanları ortalığı yıkarlardı. O nasıl kesinti öyle?!

Gergely Szilveszter Karácsony: Evinizde dostlarınız yoksa, doğal olarak dışarıya bakıyorsunuz. Biz dışarıdaki ittifakları yaparken uluslararası bir dayanışma networkü oluşturuyoruz. Dostlarımızın bizi desteklemesini istiyoruz.
Kafa Sesi: Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu, siz yine de önce memleketinizde dost arayın.

Gergely Szilveszter Karácsony: Merkezi yönetimle başkent arasındaki ilişkilerin ne kadar kötü olduğuna dair bir örnek vermek isterim. Salgının başlarında herkes gibi maske tedariğinde zorluklar yaşıyorduk. Merkezi hükümet bu zorlukları aşmak için bize yardım etmedi. Bu yüzden diğer şehirlerle birlikte, lobi girişimleri yapıyoruz. Tabi ki özellikle Macaristan ve Polonya’daki şehirlerle…
Kafa Sesi: Bizde maskeleri hükümet dağıttı. Muhalifler sadece dağıtımı beğenmediklerini söylediler.

Gergely Szilveszter Karácsony: Bu sistemi değiştirmek, Avrupa fonların dağıtımı ve Brükselle doğrudan ilişkiler geliştirmek üzere; Avrupa’daki Ulusal hükümetlerin, yasaya ve demokrasiye karşı kabahatlerinin Avrupa Birliği tarafından cezalandırılması önemli. Bu şehirler ve vatandaşlarının sorunlarının tamamen çözülmesi anlamına gelmeyebilir. Ancak şehirler arasındaki iş birlikleri bu sorunları hafifletebilir.
Kafa Sesi: Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olmayın, dikkat edin. Sürüye kurt çağırıyorsunuz, kuzum.

Christoph Heusgen: Çok teşekkür ederim. Başkentiniz için yaptığınız “günah şehri” tanımlamasını sevdim. Belediye Başkanı İmamoğlu, başkan Erdoğan şehrinizi “günah şehri” olarak mı tanımlıyor, İstanbul’un namı nedir?
Kafa Sesi: Erdoğan atfı ilginç. Ne alaka? Bence hayallerinizi süsleyen İstanbul’un namı; “Dünyanın Başkenti Işıklar ve Kubbeler Şehridir” Macar seyyahlar öyle derlermiş.

Ekrem İmamoğlu: Çok teşekkür ederim. Burada, arkadaşlarım ve meslektaşlarımla bulunmaktan çok mutluyum. Beni İstanbul’da ziyaret ettiler. Hemen şovumuza ve Budapeşte’ye gitmeliyim. Ve biz yakın arkadaşız hem de belki aynı kaderi paylaşıyoruz. Fakat Türkiye’de durum biraz farklı. Çünkü Erdoğan; “İstanbul benim aşkım” diyor. Fakat bunun ne tür bir aşk olduğunu ben anlamadım. Aslında Münih’teki bu toplantı sizin de söylediğiniz gibi çok anlamlı şekillendirilmiş. Maalesef Rusya ve Ukrayna arasında bir anlaşmazlık var. Fakat hayat devam ediyor. Birbirimizi hissetmek ve çalışmak zorundayız. Şehirlerimizdeki ve ülkelerimizdeki ortak değerleri…
Kafa Sesi: Hata yapa yapa öğrenirsiniz demişler ama keşke İngilizce konuşmasaydınız. Hemen şova gitmek ne demek? Konu ne ve bu nasıl bir giriş Allah aşkına? Soruya da biraz yabancı kaldınız!

Ekrem İmamoğlu: Ve İstanbulluların selamlarını da getirmek isterim. İstanbul halkı derken açıklamak isterim, çünkü çok sayıda selam. Resmi rakamlara göre İstanbul’un nüfusu 16 milyon. Fakat mülteci topluluğu da var. 1,5 ve 2 milyon mülteci. Ve ortalama her gün 2 milyon turist ve yabancı. Böylece nüfusuyla neredeyse 20 milyon insan. Onların, size karşı iyi hislerini getirdim. Bu nüfus, İstanbul’un 19 Avrupa ülkesinden daha büyük olduğu anlamına geliyor. Şunu da söylemek zorundayım, Avrupa İstanbul’dan başlar, Batıdan.
Kafa Sesi: Ne kadar çok insan, ne kadar çok selam. Hayli zor olmuştur getirmek. Konu neydi?

Ekrem İmamoğlu: Hepinizin bildiği gibi dünya büyük bir değişim geçiriyor. Hepimiz için pozitif ve negatif çıktılarla. Fakat bu değişimin en açık olduğu yer şehirlerimiz. Şehirler demokrasilerin geliştiği yerlerdir, bizim geleceğimizi belirlerler. Ve demokrasinin geleceğini.
Kafa sesi: Haklısınız, şehirler çok önemli. Demokrasi, gelecek vs. Lakin toplantı gündeminin ekseni kaydı.

Ekrem İmamoğlu: Bazı sorularım var. Şehirler iktidarı elinde tutan ve seçilmiş elitler tarafından mı yönetilirler yoksa kamu iyiliği, paydaşlar, vatandaşlar, sivil inisiyatifler tarafından mı yönetilirler? Bu soruları nasıl cevaplayacağımız insanlığın geleceği için önemli. Bu çerçeveden İstanbul’un hikayesi önemli. Çünkü İstanbul çok yönlü ve dinamik bir şehir. Tarihin her döneminde özgürlük talep etmiş.
Kafa Sesi: Seçilmiş elit nedir başkanım, seçilince elit mi olunuyor?

Ekrem İmamoğlu: İstanbul’un misyonunun antik şehir duvarlarının ötesine geçtiğinin farkındayız. Hatta Türkiye’nin Türkiye sınırlarının. Kendi seçimimde bunu hissettim. Seçimimden sonra bizim yerel yönetim modelimiz dayanışma ve demokrasiyle el ele ilerledi. Burada yalnızca 2019 yılında demokrasi isteklerini ortaya koymuş 16 milyon İstanbulluyu temsil etmiyorum. Onların, kendileriyle aynı kaderi ve mücadeleyi yaşayanlarla dayanışma mesajlarını getiriyorum. 2019 yerel seçimleri adaletsiz bir şekilde iptal edildi. Sonra tekrar yapılan seçimler bize, güçlü bir zafer getirdi. Bu çok önemli bir başlangıçtı, demokrasi ve Türkiye için en önemli başlangıç. İstanbul’daki yerel seçimler Türkiye insanının demokrasi isteğinin sembolü oldu.
Kafa Sesi: Kadir Topbaş, Birleşmiş Kentler ve Yerel yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı’nın (UCLG) başkanıydı. Dünyada İstanbul’u bilmeyenler biraz eksik sayılır. Ayrıca başkanım zaten Türkiye’de demokrasi tam anlamıyla işlediği için iki kez seçildiniz. Bir de İstanbul tarihin hiçbir döneminde sınırlarından ibaret olmadı.

Ekrem İmamoğlu: Bu çok değerli misyonu gururla taşıyor ve her gün geliştirmeye çalışıyoruz. Bu bizim en önemli sorumluluğumuz. Dünyanın bizi takip ettiğini biliyoruz. Yerel yönetimde demokratik ortaklığı genişletmek için yeni enstrümanlar, yeni araçlar ürettik. Hedefimiz, insanların adaletle muamele edildikleri, özgürlüğü deneyimledikleri, mutlu oldukları bir şehir yaratmak. Bu anlamda İstanbul’un en demokrat başkanı olmaya kararlıyım.
Kafa Sesi: Başkanım seçim geride kaldı neredeyse yeni seçim olacak. Dünya her zaman İstanbul’u takip eder. Siz, bahsedilen konularda nasıl bir fark oluşturdunuz?

Ekrem İmamoğlu: Her yerde söylemeye başladım; belki Avrupa’nın da en demokratik belediye başkanı olmak zorundayım. Bunun için buradayım, bunun için sizinle konuşuyor ve arkadaşlarım ve meslektaşlarımla özgür isteğimle fikirlerimi paylaşıyorum? Teşekkürler.
Kafa Sesi: Başkanın konuşması bitti. Ne dedi, niye dedi? İngilizce konuşma heyecanından konuya bile giremedi, maalesef.

Christoph Heusgen; Çok teşekkür ederim. Bu durumda, öncelikle söylememe izin verin, 1,5 ile 3 milyon arasında mülteciye ev sahipliği yaptığınızı söylediniz. Bu salonda bulunanlar bu durumu takdir ediyoruz, İstanbul’un çoğunlukla Suriye’deki vahşi savaştan kaynaklanan kötü şartların sebep olduğu mülteci yükü taşıdığının farkındayız. Bunun için size çok teşekkür ediyoruz. Trzaskowski, sizin şehriniz günah şehri mi aşk şehri mi?
Kafa Sesi: Başkan mültecilerin selamını getirdi sadece, yükü Türkiye taşıyor. Ayrıca bu yük sizin sebep olduğunuz bir yük. Teşekkür makamında olduğunuzu hiç sanmıyorum. Belki biraz utanç makamındasınız.

Yorum bırakın