
Soruyu hatırlayalım. Budapeşte belediye başkanının, Budapeşte’ye yapılan “Günah Şehri” yakıştırmasına yaptığı atıf Moderatör tarafından Erdoğan’la bağlantılandırılarak İmamoğlu’na yöneltildi. İmamoğlu “Günah Şehri” metaforunu Erdoğan’ın “İstanbul Aşkı”na bağladı. Bağlamından kopan metafor Varşova Belediye Başkanı’na; Varşova “Günah Şehri” mi “Aşk Şehri” mi olarak yöneltildi. Kafa sesi kurgusuyla, kaldığımız yerden devam.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: İkisi de. Bu onun güzelliği. Davetiniz için çok teşekkür ederim. Burada, Avrupa için tam yol ileri anlayışıyla işler yaptığımız arkadaşlar arasında olmak süper. İstanbul’dan ve Budapeşte’den arkadaşlarla birlikte olmak süper. Öncelikle Polonya ve Macaristan’ın parçası olduğu Doğu Avrupa’daki başarı ekseninin parçası olmak müthiş. Bu başarıyı güçlü yerel ve bölgesel yönetimler sayesinde kazandık. Gücün devriyle ilgili görüşünüze tamamıyla katılıyorum. Başarımızda bu devrin önemli bir yeri var.
Kafa Sesi: Macaristan Avrupa Birliği Üyesi. Başarı vurgusunu bu üyeliğin doğal bir gereği olarak yapıyor.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Bu Sovyetler sonrası bazı devletlerde başarılamadı. Onlar da şimdi bu süreci ilerletiyorlar. Bu bizim aramızdaki bazı farklılıkları açıklıyor. Vatandaşlara yakın olarak alınan kararlar gerilimleri aşmada fayda sağlıyor. Bahse konu gerilimler normal gerilimler değil. Yerel yönetimler, belediye başkanları ve fedaratif merkezi yönetimler arasındaki gerilimler söz konusu. Bu gerilimleri her yerde görüyoruz. İngiltere, İspanya bazen İtalya ve diğerleri bu gerilimlere sahne oluyor.
Kafa Sesi: Mesela Ukrayna, mesela Kiev henüz bu başarının bir parçası değil. Tam olarak Batı bloğunun bir parçası olamadılar. Şehirler ve merkezi yönetimler arasındaki gerilimlerin yaygın olduğu vurgusu doğru. Bunu savaş kavramıyla izah etmek acayip yersiz.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Fakat bu durum Polonya’da, Macaristan’da, Türkiye’de ve birkaç diğer örnekte topyekün savaş şeklinde cereyan ediyor. Çünkü biz ulusal hükümetlerin bir numaralı düşmanıyız. Onlar gücü merkezileştirmek, oyunun kurallarını değiştirmek istiyorlar. Bunu akıllıca yapıyorlar. Ayrıcalıklarımızı elimizden alıyorlar. Vergi düzenini değiştirerek paramızı elimizden alıyorlar. Avrupa kaynaklı para kullanımımızı zorlaştırıyorlar. Bunu kriterlerle oynayarak yapıyorlar. Önümüzde bulunan öncelikleri gerçekleştirmemizi zorlaştırıyorlar.
Kafa Sesi: Yerel yönetim merkezi yönetim uzlaşmazlıklarını savaş ve düşman kavramıyla eşleştirmek absürt. Ulusal devletleri şeytanlaştırmak, ucu nereye gideceği belli olmayan bir felaketin başlangıcı olabilir.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Eğer öncelikleri gerçekleştirmek istiyorsanız; hep birlikte Birleşmiş Milletler önceliklerini gerçekleştirmek, Avrupa Birliği önceliklerini gerçekleştirmek istiyorsanız, bunu şehirler olmadan yapamazsınız. En önemli tartışma konusu budur. Şehirler olmadan iklim değişikliğiyle mücadele edemezsiniz. Polonyanın doğusunda istediğiniz kadar binayı güçlendirebilirsiniz, bu müthiş bir şey, hadi bunu yapalım. Fakat önceliklerimizi gerçekleştirmek istiyorsak, şehirleri işe katmalıyız.
Kafa Sesi: Şehirlerin kendi önceliklerinin yerini, ulusal devletlerinin öngördüğü önceliklerinin yerine AB ve BM önceliklerinin ikame edilmesi pek tekin değil.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Önceliğimiz neyse; dijitalleşme, kapsayıcılık, iklim değişikliği, inovasyon… şehirler olmadan bu öncelikleri gerçekleştiremeyiz. Bu toplantı gibi toplantıları gerçekleştirirken, buralarda konuşurken, Avrupalı politikacıları etkilemeye çalışıyoruz. Düşünce şekillerini değiştirmek istiyoruz. Bunu benim için yapmıyoruz, Gergely için yapmıyoruz, İmamoğlu için yapmıyoruz. Bunu hepimizin ihtiyaçları için yapıyoruz, daha önce belirlenmiş önceliklerimizi gerçekleştirmek için yapıyoruz. Çünkü biz değişimin en ön safındayız.
Kafa Sesi: Avrupalılar Avrupalı politikacıları etkilemeye çalışıyor! Avrupalı politikacıları etkilemeye sarfedilen efor yerel politikacılar için de sarfediliyordur herhalde.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Bu süreçte belli başlı konularla mücadele ediyoruz. Salgını bir örnek olarak ele alalım ve bu süreçte gösterdiğimiz görülmemiş işbirliğini. Yapmak için kurguladığımız işleri yapıyoruz. Bulunduğumuz pozisyon; bakan olmaktan farklı, Avrupa Parlementosu üyesi olmaktan farklı, ulusal meclis üyesi olmaktan farklı. Belediye başkanı şehrin sokaklarında yürüyor. Her gün önceliklerimizi nasıl gerçekleştireceğimize dair sorularla muhatap oluyoruz. Bunları, iş birliği yoluyla yapmalıyız; hem Polonya içinde hem de yerel ve bölgesel diğer yönetimlerle birlikte. İş birliğini gerçeklemek için çok sayıda oluşturduğumuz network var.
Kafa Sesi: Çok doğru. Etkilemeye çalıştığınız politikacılar maalesef o sokağı duyamazlar. Sokağın önceliği onlarınkinden farklı. Bence siz sokağı önceleyin. Şikayet ettiğiniz merkezi yönetime giden yol o sokaktan geçiyor.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Ben Eurocities’in bölgesel komitesindeyim. Kendi networkümüzü kurduk. Bununla ilgili sizinle iki cümle paylaşacağım. Diğerlerinden öğrenmek istiyoruz, tecrübe paylaşımı yapmak istiyoruz, karar yapıcılar üzerinde baskı oluşturmak istiyoruz. Sonuç olarak, özgür şehirlerin mutabakatıyla… Değerlerin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Şeffaflık ve işleyen değerlerle ilgili ciddi olmamız gerekiyor. Azınlıklarla ilgilenmek, açık, toleranslı şehirler ve diğer konularda değerleri işletmemiz gerekiyor. Bunu birlikte yapmamız gerekiyor. Bu networkü bu yüzden kurduk. Bu yüzden, güçlü bir mesaj tesis etmek amacıyla 3 gün önce Kiev’i de aramıza katılmak için davet ettik. Yaptığımız, yapmaya çalıştığımız budur.
Kafa Sesi: Sarışın, Mavi Gözlü, Avrupalı değerler… Kiev’i davet ettiniz, Haleplilere çelme taktınız.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Karar vericilere son mesajım; kutunun dışına çıkarak düşünmemiz gerekir. Bize nasıl yardımcı olacakları konusunda yetkililerle konuşuyoruz. Bunun çok zor olduğunu, söylüyor; Nasıl yardım edebiliriz diyorlar, prosedürlerden bahsediyorlar. Onlara diyorum ki; birkaç prosedürü değiştirin; şehirler için %5 finans imkanı sunun, böylece kazan kazan modeli oluşsun. Biliyorsunuz, şehirleri popülistler kazanmıyor. Demokrasi için savaşmak istiyorsanız bize yardımcı olun. Avrupa önceliklerinin gerçekleşmesini istiyorsanız bize yardımcı olun.
Kafa Sesi: Türkiye’de büyükşehirlere merkezi bütçeden %6 pay gönderiliyor. Sayın başkan Avrupalıları %5 pay için düzenleme yapmaya davet ediyor. Bunu da öncelikle AB’nin öncelikleri için istiyor.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Biliyorsunuz, hedeflerin en tepesinde iklim değişikliği var. Kimse basit bir düzenlemenin, 5 yıl içinde dizel otobüsleri Avrupa caddelerinden kaldıracağını anlamıyor. Sadece komisyonun açacağı direk finansmanla. Belli yükümlülükler ve taahhütlerde bulunan komisyon üyesi 200 şehir bunu yapabilir. Restorasyonu çok zor olan 20 çok önemli yapıyı her bir şehrimiz gerçekleştirebilir. Münih, Varşova, Berlin, Budapeşte… herkes bunu gözlemleyebilir. Bu bir kazan kazan durumu. Herkes ve komisyon prosedürlerden bahsediyor. Biliyorsunuz, hepimiz sizin içiniz.
Kafa Sesi: Avrupa Birliği Mevzuaatı ve birliğin ilan edilmemiş ajandasının sığınağı prosedürlerdir sayın başkan. İstediğiniz kadar hepiniz onlar için çalışın.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Gelin, ulusal hükümetlerin kanat seslerine kapılmayalım. Onlarla işbirliğine ihtiyacımız var, bundan sonrada olacak. Eğer birlikte hareket edebilirsek, bunun gibi paneller düzenleyebiliriz. Fakat blokların dışında düşünmeliyiz. Ve tabiki kutunun dışında düşünmeliyiz. Ancak bu durumda gerçek bir değişim yapabiliriz. Sadece Gergeli ya da benim için ya da sadece bizim şehirlerimizin sakinleri için değil Avrupa ve dünya için değişime imza atabiliriz. Çünkü ancak bu durumda önceliklerimizi gerçekleştirebiliriz.
Kafa Sesi: Bir şehrin kendi ülkesi ve ulusal hükümetini pas geçerek uluslararası kurum ve kuruluşlardan medet umması ürkütücü velev ki ülkesi Avrupa Birliği üyesi olsun.
Rafał Kazimierz Trzaskowski: Biliyorsunuz ben bakandım, parlemento üyesiydim. Bir etki sahibi olmak yıllar alıyor. Belediye başkanı olduğunuzda da benzer bir süreç işliyor. Her şeyden önce, şehrinizin sokaklarında yürüdüğünüz her gün insanlara karşı sorumlu oluyorsunuz. Gelin bu değişimi gerçekleştirmek için birlikte çalışalım. Bana bu imkanı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Kafa Sesi: Avrupa Birliği üyesi olmak, o kurumlarda görev yapmış olmak pek bir şey değiştirmemiş sayın başkan. Bence, sorunlarınıza çözümü Macaristan’da arayın.
Christoph Heusgen : İfade ettiğiniz talep için çok teşekkür ederim. Talebinizi ifade yönteminizi sevdim. Çok pratik. Hepimiz otobüslerden bahsettiğinizde meseleyi kavrıyoruz. Salon uygun ama yeterli sandalyemiz yok. İkiniz Avrupa Birliği’nin üyesisiniz. Avrupa Komisyonu’nu temsil için, önümüzdeki yıllarda Brüksel’den de katılımcılar davet edeceğiz. Sanırım Avrupa Komisyonu Başkanı Münih’ten ayrıldı. Ondan talep edebiliriz. Sayın Clever Ashbrook, bu konuda konuşmak sanırım size düşüyor. Kendinizi Komisyon üyesi ya da Bürüksel’deki Genel Hizmetler Departmanı’nın Genel Direktörü olarak hayal edin. İki belediye başkanına cevabınız ne olurdu. Arkadaşınız Trzaskowski’nin söyledikleri nasıl makes bulurdu.
Kafa Sesi: Sanki moderatör olarak değil de AB’nin sahibi olarak takdir ettiniz. Avrupa Komisyonu adına hayali bir atama yapmanız çok makbule geçti.
Cathryn Clüver Ashbrook: Bazı temel konuları anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Stratejik rekabet ve Avrupa’nın iki kutup arasındaki rolüyle ilgili ciddi miyiz? Eğer değerlerimizi kanıtlayacaksak, demokrasimizin işlevselliğini kanıtlayacaksak; inovasyon çalışmalarının nasıl sağlanacağıyla ilgili ciddiysek, inovasyonun nasıl ölçekleneceği, yeni networklerde inovasyonun ölçeklendirilmesiyle ilgili ciddiysek; bu konulardaki cevaplarımızın adresi açık olarak şehirlerdir.
Kafa Sesi: Şehirlerin önemiyle ilgili şüphe yok. İki kutuplu dünyayı var etme gayretiniz, dünyanın merkezini Avrupa olarak tanımlamanız; dünyanın ve şehirlerin hali hazır sorunlarının kaynağı olan anlayış. Değişimden bahsedeceksek bu anlayıştan başlamak gerekir.
Cathryn Clüver Ashbrook: Örneklendirme biçiminizi sevdim (Budapeşte Belediye Başkanının örneklendirmesini kastediyor), çünkü somutlaştırma ihtiyacımız var. Belediye Başkanı Bloomberg için çalışmıştım. Onun payına çukurlar ve salgınlar düşmüştü. Belediye başkanı her şeyle ilgilenmek zorunda. Şehirde, dayanıklı bir demokratik sisteme yatırım yapmak için dayanak noktaları öneren, çeşitli datalar içeren yeniden düşünme bildirimleri alıyorsunuz. Bu suretle yeni söylemler geliştiriyorsunuz.
Kafa Sesi: Vatandaşlarınızla yüzleşiyorsunuz ama ulusal hükümetleri de atlayarak AB’nin programlarını uygulamalısınız!? Demokrasi çok güzel.
Cathryn Clüver Ashbrook: Biliyorsunuz çok sayıda şehir katılımcı bütçe kavramını benimsiyor. Böylece şehrin her sakini her bir sentin nereye ve nasıl harcandığını biliyor. Bunun olması durumunda ölçülebilirlik, hesap verebilirlik gelişiyor. Demokratik sistemimizin gerçekten işlediğini vatandaşlarımıza göstermemiz gerekiyor. Çin, Rusya ve diğer otokratik sistemlerle stratejik rekabetimizde, gerçekleştirmemiz gereken en önemli, en açık icraat budur. Bu rekabet dolaylı olarak, potansiyel olarak ulusal gücün toplanma ve dağıtılmasıyla ilgilidir. Merkezi yönetimin sizi sıkmasından bahsettiniz. Boris Johnson Londra Belediye başkanıyken yasa dışı göçmenlerin en büyük savunucusuydu. Yasa dışı göçmen tutkunu olduğu için değil. Çünkü Westminister’den kaynak alabilmek için kafa sayısına ihtiyacı vardı. Yetki devri konusundaki iddiasını kanıtlamak istiyordu.
Kafa Sesi: Şeffaflığa davet çok güzel. Şehirler birden bire neden Çin’in, Rusya’nın, Otokratik rejimlerin kimse onlar karşısına rakip olarak çıktı? Yasa dışı göçmenleri gelir artırmaya alet ettiklerine göre göçmenleri kim bilir başka nelere alet ediyorlardır?
Cathryn Clüver Ashbrook: Uluslararası rekabette, iddiamızı küreselleştirmeye çalışırken, bu yaklaşımda ortaya çıkan bir fayda var. Avrupa Komisyonuna ya da bu pozisyonda olsaydım kendime; konseptin açık dayanağını söylerdim. Hiç kimse konseptin dayanaklarını şehirler kadar sunamaz. Önümüzdeki 8 yıl içinde 43 şehir,10 milyondan daha fazla nüfusa sahip olacak. Konseptin dayanağını bulacağımız yer işte bu şehirlerdir.
Kafa Sesi: Hangi konsept? Tabi ki Avrupa konsepti.
Christoph Heusgen : Çok teşekkür ederim. Daha sonra siz de katılırsanız, tabi Türkiye’nin de desteğiyle şöyle bir şey yapalım; Avrupa Komisyonu Başkanı’na bir mektup yazalım ve %5 oranındaki gelirin neden belediye başkanlarına gitmediğini soralım. Evet devam edelim. Burada bulunan insanların bir çoğu tarafından iletilen, paylaşılan bir soruyu kısaca sormak istiyorum. Belediye Başkanı İmamoğlu, şehirlerin iklim krizleriyle mücadeledeki rolü nedir?
Kafa Sesi: Mektup için sadece Türkiye’nin desteğini almayın Türkiye’yi örnek gösterin. Şöyle sorun: Neden Türkiye hükümetinin İmamoğlu’na merkezi bütçeden verdiği payı Macaristan ve diğer ülkeler kendi belediye başkanlarına vermiyorlar?
Ekrem İmamoğlu: Evet. Rafal’in de söylediği gibi iklim değişikliği konusundaki problemleri şehirler olmadan çözemezsiniz. Söylediğim gibi bizim nüfusumuz 20 milyar. Böylece iklim değişikliği krizi şehirlerde başlar. Bunun üzerinde çalışmaya gayret ediyoruz. C-40’n bu konuda çalıştığından bahsettiniz. O toplantılarda birlikte çalışıyoruz. Ana konu iklim değişikliği. Biz, İstanbul için adı “yeşil çözüm” olan bir programı açıkladık. Bu program 2030 ve 2050 hedeflerini de içeriyor.
Kafa Sesi: 20 milyar İngilizce sürtmesi yoksa başkan nüfusu tabi ki biliyor. Ayrıca İstanbul’da “yeşil çözüm” programı varmış. Ne güzel.
Ekrem İmamoğlu: Ve tabi ki bazı problemlerimizi çözmek ve gelecek hedeflerimiz için bazı finansal modellere ihtiyacımız var. Ek olarak iklim değişikliği ile ilgili, Ve şimdi İstanbul’daki en popüler ajans olan İstanbul Planlama Ajansımız var. Bu ajansta akademisyenlerle, üniversitelerle ve dünyadan bazı kuruluşlarla, bazı projelerimiz üzerinde çalışıyoruz. Örneğin toplu taşıma. Şu an 10 metro hattı inşaatımız var. Gelecek yıl başlayacak 2 tane daha metro hattı için de hazırlanıyoruz. Bütün bunlar 150 kilometre kadar metro hattı inşaatı. Ve tabi diğer şehirlerdeki projelerin benzerleri.
Kafa Sesi: Bir tanesinin bile temeli yeni dönemde atılmamış 10 metro inşaatı. Metro önemli. Konu neydi?
Ekrem İmamoğlu: Tabi ana problem, maalesef merkezi hükümetle birlikte çalışamıyoruz. Merkezi hükümetle bazı büyülü bağlantılar kurmaya çalışıyoruz. Bazen onların seslerini dinlemiyoruz, kötü seslerini. Yine de onlarla bağ kurmaya çalışıyoruz. Fakat ana problem Raphael’in söylediği gibi, bazı finans şirketleriyle direk finansal modelimizin olmaması. Örneğin EBRD ya da farklı kuruluşlarla. Bizim, fizibıl olan projelerimizle doğrudan nasıl çalışabiliriz.
Kafa Sesi: Marmara’daki müsilajı merkezi hükümet temizlemişken, Çam Sakura Hastanesi yolunu İBB yapmamışken, karla mücadele de bile merkezi hükümet inisiyatif almışken nasıl oluyor da ilişkisizlikten, bağlantı kopukluğundan bahsediliyor. Hayat işte.
Ekrem İmamoğlu: Dışarıdan herhangi bir finansa ihtiyacımız yok. Kendi problemlerimizi çözebiliriz. Fakat Avrupa’dan ve dünyadan finans kuruluşlarıyla bir masada doğrudan ilişki kurmak istiyoruz. Bu bize demokrasi konusunda da destek olur. Çünkü başarılı olursak demokrasi kazanacak. Çünkü biz merkezi hükümete karşı, şehirlerin, şehir sakinlerinin, insanların sesi olan bir zafer kazandık. Dünya bize böyle bakarsa, bu iklim değişikliğine, dijitalleşmeye ve diğer bütün problemlerimizin çözümüne yardımcı olur. Fakat en önemli şey bizi hissetmek, birlikte çalışmak, problemlerimizi beraber çözmek. Dünyayla, Avrupayla…
Kafa Sesi: Avrupa Birliği kaynakları ya da milli kaynakların transferi ile ilgili değil mesele. Belediye başkanımız kredi kuruluşlarıyla aynı masaya oturup, özgürce borçlanma istiyor. Yeterince borçlanabilirse, bütün dertleri bitecek gibi. Tabi Demokrasi önemli.
Cathryn Clüver Ashbrook: Bu hususta kısmi bir katkıda bulunabilir miyim? Avrupa Birliği açısından baktığımızda mesele, küresel ağın parasını nasıl harcadığınızdır. O parayı nasıl harcayacaksınız? Şu hususa da aynı şekilde kulak vermek gerekir; Çin, şehirlerinin stratejik olarak işlevselliği ile ilgili stratejileri gerçekleştiriyor.
Kafa Sesi: Yanlış anladınız, İmamoğlu sizden para istemiyor. Özgürce borçlanmak istiyor. Bunun Çin’le rekabetinizle bir ilgisi yok.
Cathryn Clüver Ashbrook: Çin, şehirleri odak noktaları ve çoğaltıcılar olarak konumluyor. Kritik alt yapı projelerinin, hedef öncelikli olarak hangi şehirlere gideceğini belirliyor. Bu projeler büyük şehirlerde. Söz gelimi Paris Limanı. Söz gelimi Duisburg. Çin yatırımlarını, Çin’in payını dikkate alarak stratejik bir düşünceyle dönüştürüyor. Çok güçlü şehirlerin geriye gitmesini bu yaklaşımla birlikte ele almak gerekir.
Kafa Sesi: Mesele para değil. Hangi projeyle Çin rekabetimize nasıl katkı sunacaksınız, diyor. Hadi bakalım inşaallah.
