İmamoğlu Ne Dedi 5

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu’nun katıldığı panel oturumun, kafa sesi eşliğindeki tercümesinde sona doğru yaklaşıyoruz. Bu bölümde başkanımız konuşuyor. Buyrun.

Christoph Heusgen: Yavaş yavaş anlıyorum. İlk söylediğinizde, merkezi hükümetiniz ve sizin aranızda bir gurur savaşı olarak değerlendirmiştim. Ashbrook, sizin için bir sorum var. Data ve data analizi şehirleri nasıl güçlendirebilir, demokrasiyi nasıl geliştirebilir?
Kafa Sesi: Ucu Avrupa Birliği’ne dokununca sorun normalleşti. Yoksa ulusal hükümetler zaten çok kötü.

Cathryn Clüver Ashbrook: C40’tan bahsettik. İklim değişikliği çevresindeki ölçülerden bahsettik. Bunları nasıl gerçekleştireceğiz? Dataya sahip olmak, bunu derlemek ve yapılandırmak, oluşumun hedefleri için analiz ederek kullanışlı hale getirmek C40 gibi hublara güç verir. Şehirleri destekleyen lobi gücü kazandırır. Birleşmiş Milletler seviyesinde ister Ulusal düzeyde ister çok uluslu Avrupa Birliği gibi bağlamlarda fikri sağlamlaştırır.
Kafa Sesi: Bilgi güçtür. Uluslararası kuruluşların en önemli hedeflerinden biri bilginin kendilerinde derlenmesi. Bu durumda her bir tek üyelerinden daha güçlü olurlar.

Cathryn Clüver Ashbrook: Örneğin farklı yatırım sistemleri imkanını gösterir. Bu örnek bana Bogota’yı hatırlattı. Bogota Belediye Başkanı, tramvay hatlarını kamu özel ortaklığıyla yaptı. Bu modeller data kullanımıyla dolaşımda. Bütünüyle fonksiyonel çözümleri geliştirdiler ve vatandaşlarına sundular.
Kafa Sesi: Bogota ne ki? Özel sektör kamu işbirliğiyle yatırım üretmekte Türkiye, dünyanın bir numarasıdır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bunun külliyatını yazdı desek, yeridir.

Cathryn Clüver Ashbrook: Üç beyefendi vatandaşların anlaşılması, vatandaşlara karşı sorumluluk meselelerinin altını çizdiler. Vergi mükellefleri her bir Euro’nun ve yapılan her borcun nasıl harcandığını bilmek isterler. Bu demokrasi, karar vericilik ve finansal güç arasındaki doğrudan ilişkiyi anlamayı sağlar. Bunun yenilikçi bir anlayışla şehirlerde gerçekleştirilmesi durumunda kürenin her tarafından çok sayıda örnek oluşturulabilir. Demokrasinin işlevselliği ve hesap verilebilirlik belediyelerdeki finans çözümleriyle de gösterilebilir.
Kafa Sesi: Üç beyefendinin, kamu kaynaklarını şeffaf harcamadıkları yönünde, işten çok paraya odaklandıkları yönünde bir şüphe var herhalde.

Christoph Heusgen: Parlemento üyemiz Rodriguez’in bir sorusunu size yöneltmek istiyorum. Biliyorsunuz, Çin hakkında çok konuşuyoruz. Çinin dijitalleşmeye yönelik damping niteliğindeki hibe teklifleri var. Şehirler olarak böyle bir teklife, böyle bir yaklaşıma muhatap oldunuz mu? “Madem para bulmakta zorluklarınız var işte faizsiz para, bunu 10-15-20 yılda ödeyebilirsiniz” şeklinde bir teklif oldu mu? Hayır. Hayır. Hayır. Olmadı. O halde ilerleyelim.
Kafa Sesi: Çin’in parası para değil mi? Para satın alındığında, geri ödeme dışında başka şeyler mi veriliyor? Ya da hibeler bir bağlılık yemini mi? Neyse ki Çin, üç başkana da teklif etmemiş.

Christoph Heusgen: Şehirlerinizi geleceğin dünyasına nasıl hazırlıyorsunuz? Dijitalleşme ve dijital tabanlı tehditlerle mücadele konusunda neler yapıyorsunuz? Kim konuşmak ister?
Ekrem İmamoğlu: Aynı zamanda dijital demokrasiye hizmet eden bir projemiz var. O projeyi açıkladım. Adı; “İstanbul Senin”. Bu aplikasyon üzerinden İstanbullularla doğrudan bağlantı kurmak istiyoruz. Geçen ay başladığımız projenin 250 bin üyesi var. Bu yılın sonunda 1 milyondan fazla üyemiz olmasını bekliyoruz. İstanbullularla direk bağlantımız olacak. Biz soracağız onlar cevap verebilecekler. Ne hissettiklerini paylaşabilecekler. Bu ulusal bir proje değil. Almanya’dan da ortağımız var.
Kafa Sesi: Sayın Başkanım, proje keşke ulusal olsaydı. İstanbulluların bilgileri Almanların elinden de geçiyorsa, feci.

Ekrem İmamoğlu: İstanbullularla dijital bağlantının bir örneği olacak. Aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi’ne katkı sunacak. İstanbul’da yaşayan herkes istedikleri her şeyi belediyeleriyle paylaşabilecekler. Uygulama, vatandaşları karar mekanizmasının en önemli parçası yapacak. Bu bizim dijital markamız. Bu aplikasyonun adını söylemek istiyorum: “İstanbul Senin”.
Kafa Sesi: Sayın başkanım salonda Varşova belediye başkanı var, bu sektörde bizden birkaç kat ilerdeler. Bu uygulamayı bu kadar büyütmeseydiniz iyiydi.

Ekrem İmamoğlu: Geçen Kasım ayında Balkan şehirleriyle bir network, bir ekosistem kurmaya karar verdik. Balkanlardan bazı büyük şehirleri davet ettim. Kasım ayında İstanbul’a geldiler. Networkün bu toplantısının adı B40, C40 gibi. Bu gibi, şehirlerin geleceğine katkı sunacak dijital projelerimizi o toplantıda paylaştık. Bir dahaki toplantımızı bu yıl Atena’da, Atena Belediye Başkanı Kostas Bakoyanis’le birlikte yapacağız.
Kafa Sesi: Toplanmak iyidir, hele hele C40’a benzeyen bir isimle. Ancak dijitale bu kadar basmasanız, illa topa girecekseniz, varsa bu konuda yaptığınız insan kaynağı yatırımlarından bahsetseniz,

Ekrem İmamoğlu: Şu an hali hazırda Balkan ülkelerinden yaklaşık 40 belediye var. Bunu niçin söylüyorum? Çünkü güzel projelerimiz var ve bu tür projelerimizi birbirimizle paylaşmak istiyoruz. Bu surette sadece şehirlerimize, ülkelerimize katkı sunmuyor aynı zamanda kıtaya ve dünyaya katkı sunuyoruz. Bu proje bizim yıldızımız olacak ve ifade ettiğim gibi bunu arkadaşlarımızla, meslektaşlarımızla paylaşacağız. Söylediğim gibi bir Alman firma bu projede ortağımız.
Kafa Sesi: Almanlar olunca tabi iş daha sağlam olur. Siber tehdit ve saldırılardan Allah İstanbulumuzu korusun. Bir de afedersiniz bu proje sizin yıldızınız olamaz. Derleme bir aplikasyon o kadar.

Cathryn Clüver Ashbrook: Buna iki cümle ekleyebilir miyim? Bu, Baltimore şehrinde geliştirilen bir prensipti. 3-1-1 olarak adlandırılan basit bir model. Temelde belediyeye ulaşılan bir telefon numarasıydı. Çeşitli varyantlarıyla bütün dünyaya yayıldı. Veri üretiyor. Vatandaşı gerçekten anlamak ve onları karar mekanizmaların parçası yapmak için kullanılıyor. Onların bulunduğu yeri anlamaya imkan sağlıyor.
Kafa Sesi: O bahsettiğiniz bizdeki 153. İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçen yüz yıl yapmıştı. Başkanın bahsettiği aplikasyonun içinde çalışmaya devam ediyor. Ayrıca başkan 3 kez söz aldı, iki kere tamamlama gereği duydunuz, çok ilginç.

Cathryn Clüver Ashbrook: Elde edilen dataları nasıl kullanacağımız önemli. Çünkü bu datalar, şehir mahallerinde neler olabileceğini tahmin etmenize olanak sağlıyor. Mesele dataya kimin sahip olduğu önemli. Data yalnızca ve nasıl kentsel çevrenin olabilir? Çünkü baskıcı rejimler tarafından, ulusal hükümetler tarafından bir araç olarak kullanılabilir. Bunun dinamiklerini uluslararası düzeyde görebilirsiniz. Şehir ve ülke çapında görebilirsiniz.
Kafa Sesi: Datanın sahibinin kim olduğu sorgusu müthiş doğru bir sorgu. Rusya elinde olan Ukrayna datalarıyla, Amerika elinde olan Rusya datalarıyla neler neler yaptı.

Cathryn Clüver Ashbrook: Prensipte bu tarz araçlar, kuşatıcı olmak için belediye binalarından daha fazla imkan sunuyor. Bu örnekler ya da açık veri sistemleriyle dataları toplayabilir ve bu datalarla karşılaştırılabilir bir sistem kurabilirsiniz. Bu datalar üzerinden şehirler fon bulabilir. Yine bunlarla özel sektör – kamu işbirlikleri tesis edilebilir. Fakat bu işlerin gerçekten zor örnekler olduğunu düşünüyorum. Sadece bir telefon numarasıyla başladı ve dijital bir devrime dönüştü. Aslında şehirlerin, kritik kararlar almakta ve vatandaşı anlamakta bir kez daha cephenin önünde olduğunu söylüyorsunuz.
Kafa Sesi: Başkanımızın, son cümleyi gerektiğini düşünebilirsiniz ama bunu söylemedi. Aplikasyon güzel. Yıldızımız. Herkes bundan faydalanmalı… Yaklaşık böyle şeyler söyledi.

Rafal Trzaskowski: Salgın dijital araçları geliştirdi. Yaptıklarımızla, şehrin sunduğu pek çok hizmet hali hazırda online veriliyor. Tabi ki bunu; datayı ulaşılabilir yaparak, açık dataya dönüştürerek yapıyoruz. Varşova’da böyle yapıyoruz. Kişiler ya da şirketler tarafından geliştirilen aplikasyonlar şehir hizmetlerini gerçekleştirmeye hizmet ediyor, vatandaşların şehir hizmetlerinden yararlanmasına katkı sunuyor. Hizmetler çok daha etkin gerçekleşiyor.
Kafa Sesi: Varşova söz verilmeden söze girdi. Çünkü Ekrem Başkanımızın bahsettiği aplikasyon onlar için leblebi çekirdek. Hatta Türkiye’deki yazılımcılar için de. Buradayım demesi gerekiyordu.

Rafal Trzaskowski: Çin bahsine gelirsek, bu konuda bir cümle kurmak isterim. Şükür ki Avrupa’dayız. Kamu hizmetleri için alımlarımız Avrupalı şirketlere açık. Bu şirketler dışında bu alımlar, yalnızca aramızda ticaret anlaşması olan Kore gibi ülkelerin şirketlerine açık. Örneğin Varşova’daki tramvay yatırımlarına Çinli firmalar talip olamaz. Avrupa değerlerini biliyorsunuz, bize bu bakış açısıyla bakın ve yardım edin.
Kafa Sesi: Çok zekice. Tamam Çin’in ilgisi olursa onlara karşılık vermeyelim, vermek de istemiyoruz ama siz de üzerinize düşeni yapın diyor.
Christoph Heusgen: Teşekkürler. Başka bir konuya geçmek istiyorum. Cinsiyet konusu. Buradaki podyum iyi bir örnek değil ama mazeretimiz var, aslında Berlin Belediye Başkanı ve Los Angeles Belediye Başkan Yardımcısı Nina ki çok aktiftir, gelebilselerdi burası farklı olacaktı. Eleştirilmeden önce karşılığını böylece vermiş oldum. Konuya bağlı kalmak istiyorum: Kadınların rolü, paydaşlığı… LGBT hakkında çok konuştunuz, şehirlerinizde kadınları nasıl destekliyorsunuz, onları nasıl koruyorsunuz, Birleşmiş Milletlerin 1325 nolu programını nasıl uyguluyorsunuz?
Kafa Sesi: Kadın haklarından bahsetmek için neden LGBT’ye atıf yapılması gerekiyor? Cinsiyet meselelerinde yeni ölçek her halde bu dört harf.
Rafal Trzaskowski: Ben başlayacağım, çünkü Varşova Belediye Başkanlığı seçim kampanyamı kadın hakları konusuyla başlattım. Kampanya sürecinde çok ilginç bir şey yaptık. Biliyorsunuz politikacılar, sizin hakkınızda her şeyi bildiklerini söylerler. Vatandaşlarının ne istediklerini bilirler… Biz ne yaptık? Google’a baktık, Google’ı kimlerin kullandığını, Varşova’da nelerin arandığını araştırdık. O süreçte genç annelerin en aktif kullanıcılar olduğunu gördük.
Kafa Sesi: Ah Google sen olmasan… Ne olurdu halimiz?
Rafal Trzaskowski: Bunlar çevreden sık sık Varşovaya gelen, şehirde yakın akraba bağları olmayan kullanıcılar. Onların aramalarından gerçekten çözülmesi gereken problemlerinin olduğunu gördük. Örneğin; bebek bezi değiştirecek yeterince yerimiz olmadığını tespit ettik. Bu konuya el attık. Gerçek problemlerinin okul öncesi eğitim olduğunu gördük. Ücretsiz okul öncesi ihtiyacını karşılamak üzere harekete geçtik. Polonya’da okul öncesi eğitimin ücretsiz olduğu tek şehiriz.
Kafa Sesi: Türkiye’de okul öncesi eğitim ücretsiz, 5 yaşa kadar indi, maliyetini hükümet karşılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kreşleri ücretli. Başkanımız verdiğiniz bilgiden sonra kreşleri ücretsiz yapacaktır. Sağolun.
Rafal Trzaskowski: Çocuğunuzu gönderiyorsunuz ve onların ücretini biz ödüyoruz. Tabi bu; Polonya’daki tutucu, alaycı, popülist hükümetler için hayati derecede önemli bir konu. Çünkü, bildiğiniz gibi neredeyse her konuda finansı kesiyorlar. Örneğin, aile içi şiddetle mücadele için sivil toplumla çok kapsamlı programlarımız vardı, finansmanı kesildi. Tüp bebek programımızın finansı kesildi. Çünkü hükümetimiz öyle istedi. Bu nedenle finansı biz üstleniyoruz. Tüp bebek programını biz finanse ediyoruz. Aile içi şiddetle mücadele eden sivil toplum kuruluşlarını da biz finanse ediyoruz.
Kafa Sesi: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Varşova’ya, bu hayati meselerde bir hibe programı açabilir. Önce insan.
Rafal Trzaskowski: Bütün bunların yanında bugün en büyük problemimiz çılgın orta yaş grubu… Kürtaj karşıtı yasa hükümet tarafından kabul edildi. Bu çok sayıda problemin kaynağı oldu. Şu an 11 hastane işletiyoruz. Doktorlarımız inanılmaz bir yük ve baskı altında çalışıyor. Onlara yasal sınırlarda destek olmaya çalışıyoruz. Bir kürtaj kararı almak zorunda kaldıklarında bunu bir doktorlar heyetiyle yapıyoruz. Kararı alan tek doktor olmadığından takip ortadan kalkıyor, dolayısıyla doktorumuz savcılardan kurtuluyor. Şu an bizim başsavcılığımız yüzde yüz politik.
Kafa Sesi: Varşova Belediyesi hastane yönetiyormuş, bu hastanelerde ulusal yasaları aşacak inisiyatifler geliştiriyormuş.
Rafal Trzaskowski: Eşit işe eşit ücret meselesine gelince bu konuda hem belediyede hem şirketlerde derinlikli çalışmalar yaptık. Şuan bu sorunu da tedavi etmeye, çözmeye çalışıyoruz. Bu çok öncelikli bir mesele. Fakat günün sonunda, günü kurtaran en önemli icraatımız okul öncesi eğitim kurumları. Bu çok önemli bir değişimdi ve çok takdir gördü.
Kafa Sesi: Okul öncesi eğitime verdiğiniz önem için tebrikler.

İmamoğlu Ne Dedi 6 gelecek. Asıl söyleyeceklerimi ondan sonra söyleyeceğim.

Yorum bırakın