İmamoğlu Ne Dedi – Son

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın, Münih Güvenlik Konferansı’da katıldığı oturumun kafa sesi eşliğindeki tercümesinde, bu bölüm son. Değerlendirmemi daha sonra yapacağım.

Christoph Heusgen: Hepimiz okul öncesi eğitim konusunu biliyoruz. Almanya’dan biliyoruz. Siz Berlin’de yaşıyorsunuz (Cathryn Clüver Ashbrook), konuyu Berlin’den biliyoruz. New York’ta yaşamıştım oradan biliyoruz. Okul öncesi eğitim büyük bir mesele. Bu kurumlar sayesinde anneler ya da ebeveynler doğumdan sonra işe geri dönebiliyorlar. Evet, İstanbul’da kadınların durumu nasıl?
Kafa Sesi: Almanya’daki okul öncesi eğitimi en iyi Almanya’da yaşayan Türkler bilir.

Ekrem İmamoğlu: Bu konu İstanbul için çok önemli. Maalesef İstanbul’da çalışan kadın sayısı düşük. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 85 bin çalışanımız var. 2,5 yılda çok sayıda kadın işçi aldık. Bizim dönemimizden önce sayının çok düşük olduğunu söylemek istiyorum. Fakat şimdi yüzde 85 çalışanımız içinde sayısız dişi olduğunu söyleyebilirim.
Kafa Sesi: Birisi başkana “kadın” ve “dişi”, “rakam” ve “yüzde” aralarındaki farkı not olarak iletse.

Ekrem İmamoğlu: Bu istihdamın bir kısmını İstanbul Park şirketimizde yaptık, ya da örneğin tramvay sürücüsü olarak onları işe aldık. İnsanlara, kadınların her şeyi yapabileceğini söylemeye çalışıyoruz. Ve bu arada çok önemli, belediyemiz tarihinde ilk kez, yönetimimizin üst kademesinde 3 dişi genel sekreter yardımcımız var. Bu sayı bizim genel sekreter yardımcısı sayımızın yarısı. Eşit bir toplum için kadının sadece iş gücü içinde olmasının yetmeyeceğine, onların karar süreçlerinde bulunması gerektiğine inanıyoruz. Ve ilk kez belediyemizin, iki yıl önce kurduğumuz Kadın Konseyi var.
Kafa Sesi: İBB’de işten atılan kaç kadın var? Başkan işe aldığı kadınların sayısı gibi bunu da bilmiyor olabilir.

Ekrem İmamoğlu: Bu arada, 0-4 yaş arasında 1,2 milyon çocuğumuz olduğunu söylemek istiyorum. Bu nedenle İstanbul’da kreşler yapmaya karar verdim. Şu an 37 kreşimiz var. Bizden önce belediyeye ait kreş yoktu. Şimdi sayı 37. Bu, gelecek eğitim sezonunun başında 7000 öğrenci kapasitemiz olacağı anlamına geliyor. Bu 7000 annenin çalışabileceği anlamına geliyor. Hepsi çalışabilecekler. İstanbul’daki başka bir projemiz, önümüzdeki yıl 150 kreşimizin olması. Bu 17 bin öğrencinin gelecek yıl kreşlerimizde olacağı anlamına geliyor. Bunlar bazı…
Kafa Sesi: Hepsi çalışabilecekler derken, hepsine iş mi verilecek? Yoksa çalışan annelere yönelik mi kurslar? Keşke ücretsiz olsalardı.

Christoph Heusgen: Projenizden önce bir şey sorabilir miyim? İstanbul’da 1,5 hatta 3 milyon mülteci var. Ne kadardı?
Ekrem İmamoğlu: Evet, 1,2 milyon Suriye’den…
Kafa Sesi: Başkanımızın rakamlarla arası iyi değil. Hükümet söylemiyordur.

Christoph Heusgen: Mülteci ailelerine de kreş hizmeti veriliyor mu, onlar da çocuklarını kreşlere gönderebiliyorlar mı?
Ekrem İmamoğlu: Evet anladım. Maalesef mülteciler hakkında şeffaflığımız yok. Bütün rakamlar bütün bilgiler merkezi yönetimde. Mülteciler konusunda bilgi sahibi değiliz, bu konuda finansımız da yok. Avrupa birliği ile bağlantı kurmaya ve İstanbul’daki mülteciler için birlikte çalışmaya gayret ediyoruz. Fakat onlar beni ve büyükşehir belediyesini merkezi hükümete yönlendiriyorlar. Maalesef merkezi hükümetle mülteci sistemi konusunda herhangi bir bağlantımız yok. Bu yüzden bu konuda maalesef bilgim yok. Maalesef.
Kafa Sesi: Başkanın İngilizcesi errör verdi, anlaması bitti.

Christoph Heusgen: Bu konuyla ilgilenmiştim, hatırlıyorum. 2005’ten sonra çok sayıda mülteci kabul ettiniz. Avrupa Birliği size 3 Milyar Dolar verecekti. Bu bütçe merkezi hükümete verilmeyecekti. Fakat projelerde kullanılmak üzere sivil toplum kuruluşlarına verilecekti. Belki orda başka bir şey var. Biliyorsunuz Avrupa Birliği sizinle müzakereler yapıyor. Yerel yönetimler bu kaynak akışının bir parçası olmalı.
Kafa Sesi: Bildiğiniz yerden devam edeyim, o da konu hiç bildiğiniz gibi değil diyor.

Ekrem İmamoğlu: Yerel yönetimler bu sistemin bir parçası olmalı. Çünkü biz her gün mültecilerle yüzyüzeyiz. Ve biz şehrimizdeki en büyük organizasyonuz. Fakat maalesef mülteci sistemi tamamıyla merkezi hükümette. Avrupa Birliği de maalesef merkezi hükümetle çalışıyor. Bu konuda herhangi bir bilgimiz yok.
Kafa Sesi: Başkanımız yine anlamadı, ezberden devam ediyor.

Christoph Heusgen: Zamana da riayet etmemiz gerekiyor. Kültür Bakanımız Claudia Roth’dan gelen son bir sorum var. Biraz yorumlayarak soracağım. Rafal, önceki konuşmanızda topyekün savaş ifadesini kullandınız. Merkezi hükümetin şehrinizi “Günah Şehri” olarak görmesinden yakındınız. Sizin şehirleriniz “Aşk Şehri” fakat bunu merkezi hükümet nedeniyle hissedemiyorsunuz?!
Kafa Sesi: Moderatör zamana sığında başkanımızdan sözü aldı. Erdoğan’ın İstanbul sevdasından türemiş bir “Aşk şehri” kavramımız var artık.

Christoph Heusgen: Er ya da geç seçimler gelecek. Avrupa Birliği hakkında konuştuk fakat, sivil toplum ve hükümetlerden çok sayıda dinleyicimiz var. Şehirleri desteklemek için insanlardan beklentileriniz nelerdir? Gerçekleştirmek için çalıştığımız küresel hedefleri; sürdürülebilir kalkınma hedeflerini uygulamak için şehirleri kim destekleyebilir, vesaire? Belediye başkanları olarak sizlerin Avrupa Birliği’nden beklentilerinizi not ettik. Bunun ötesinde ne yapılabilir? Buradaki insanları biliyorsunuz, bu toplum sizi desteklemek için ne yapabilir?
Kafa Sesi: Avrupa Birliğini kenara çekelim, salonda temsil edilenlerden ne bekliyorsunuz, diyor. Yeni hedef gösteriyor. Bakalım ne olacak.

Rafal Trzaskowski: Polonya’da; Macaristan ve Türkiye’ye benzer bir pozisyondayız. Yerel yöneticilerin, belediye başkanlarının çoğu ulusal politika yapma arayışında değil. Fakat bizim meselemizde ulusal politika bizimle uğraşıyor. Biliyorsunuz biz değişimin ön safındayız. Her zaman saldırılara maruz kalıyoruz. Bu sadece benimle ilgili değil şehirler ve küçük ölçekli belediyeler de aynı durumla karşı karşıya.
Kafa Sesi: Kendi adınıza konuşun lütfen. Ekrem başkanımızın temel konusu ulusal politika. Hatta o yüzden burada.

Rafal Trzaskowski: Çünkü hükümet parayı politik kriterlere göre dağıtıyor. Eğer herhangi bir soru sormuyorsanız, geliştirici politikalar uygulamıyorsanız, iyisiniz, o zaman parayı alıyorsunuz. Değilse para alamıyorsunuz. Bu yüzden beklentiyi bıraktık, bu belediye başkanları hareketini onun için oluşturduk. Her gün iş birliği yapıyoruz. Çünkü karşı karşıya kaldığımız problemleri beraber çözmemiz gerekiyor. Ne yapıyoruz? Beş husus belirledik. Bir muhalefet baskısı oluşturmaya çalışıyoruz.
Kafa Sesi: Para konusunda Türkiye’nin belediyelere gösterdiği eşitlik, herkesin mumla aradığıymış meğer.

Rafal Trzaskowski: Biliyorsunuz, en büyük muhalefet partisinin üyesi ve başkan yardımcısıyım. Fakat bütün muhalefet partileriyle birlikte bu beş hususun gerçekleşmesi için baskı uyguluyoruz. Bu hususlar: Yetki devri, iklim değişikliğiyle mücadelede, belediyeler için daha çok vergi payı ve benzeri hususlar. Bu politikaların parçası olan muhalefet önümüzdeki seçimleri kazandığında, bu hususlara programımızda yer vereceğiz.
Kafa Sesi: Küçük muhalefet partilerini birleştirip yeni iktidar alternatifi oluşturmak fikri de küresel bir fikir herhalde.

Rafal Trzaskowski: Tutucu merkezi hükümet gücü merkezileştirmek istiyor biz ise daha fazla dağıtmak istiyoruz. İnsanlardan bu baskıyı desteklemelerini ve bunları gerçekleştirmek için bize yardım etmelerini istiyoruz. Bu bağlamda Arnold Schwazenegger’den sürekli bir alıntı yapıyorum; “Geri geleceğiz”.
Kafa Sesi: Merkezi hükümetin başına geçmek dışında merkezi hükümetle bir sorunları yok mu ne?
Christoph Heusgen: Çok güzel. Teşekkürler.

Gergely Karácsony: Macaristan’da 43 gün sonra seçimlerimiz var. Türkiye ve Polonya’da da yakın zamanda, gelecek yıl seçimler olacak. Birbirimizle oldukça yakın. Her birimizin durumu diğerini etkileyecek. Sayın İmamoğlu İstanbul’da seçildiğinde Macaristan basınında geniş yankı buldu. Bir belediye başkanı adayı hemen bir bilet alarak İstanbul’a, kampanyayı yapan firmaya, “radikal sevgi” kampanyasıyla ilgili gitti. Kampanya çok başarılıydı. Gereksizliklerden uzak…
Kafa Sesi: Başkanımıza kampanya başkanı da derler. Kimse kendisi gibi kampanya yapamaz.

Gergely Karácsony: Bu çok önemli, niçin buradayız ve mutluyuz? Çünkü yarı özgür ülkelerde özgür şehirler var. Fakat burada kaçınmamız gereken bir tuzak var. Çatışmadan besleniyorlar, kutuplaşmadan besleniyorlar. Buralardan fırsat kolluyorlar. Şehirler ve büyük şehirleri bir köşeye, ilçeler ve kırsal toplulukları başka bir bağlantı köşesine koyuyorlar. Rafal başkanlık için yarışırken haritada iki Polonya olduğunu görebiliyorduk. Büyük şehirlerin Polonyası ve küçük şehirlerin Polonyası.
Kafa Sesi: Kutuplaştırmayalım demiyorum diyor, kutuplaştırma merkezi hükümetin işine yarıyor diyor. Ülkenin yönetimi muhalefette olursa tam özgürlük oluyormuş. Sonra tükenip tükenip yarı özgürlük oluyor herhalde.

Gergely Karácsony: Macaristan bağlamında biz ne yapmaya çalışıyoruz? Bu kavgayı büyük şehirler ve küçük şehirler kavgasından çıkararak; özerklik, özgürlük, belediye, yerel hizmet bağlamına taşımaya çalıyoruz. Budapeşte’nin başkent olması üzerine konuşuyorum ve kim başkentine karşı çıkarsa onun ülkeye karşı olduğu anlayışına dikkat çekiyorum. Yavaş yavaş ilerleyen bir politik ajandamız olmalı. Budapeşte merkezde muhalefet çok popüler olduğu halde seçimi ancak diğer bölgelerin de katılımıyla kazanabiliriz.
Kafa Sesi: Batı eksenli odakların adaylarının stratejisi bu olsa gerek: oyunun kurallarını sen koy.

Gergely Karácsony: Bu yüzden ulusal bağlamda kutuplaşmadan kaçınmak zorundayız. Bu sadece Budapeşte’deki muhalefet için değil bütün büyük şehirlerdeki muhalefet için de gerekli. Karanlık orta çağın küçük ülkeleri, toplulukları, şehirleri, toplulukları ülkenin her yerinde. Özgür şehirler anlaşması gibi dayanışma örneklerinde güç var. Fakat aynı zamanda çok dikkatli olmak zorundayız. Bunu çok daha ileri taşımamalıyız Çünkü Macaristan ve Polonya’daki gibi rejimler kutuplaşmadan besleniyorlar.
Kafa Sesi: İrtica da Türkiye’li değilmiş.

Christoph Heusgen: Tabi ki. Siz bu konuda ne durumdasınız? (İmamoğlu’na). Sorum bu olsun. Konu alt yapı yatırımları olduğunda Türkiye Avrupa’dan ilerde. Bu hususta Türkiye’de yapılanlar müthiş. Eğer alt yapı yatırımı yapıyorsanız, demiryolu yatırımları yapıyorsanız, ülke geneline hizmet veren geniş bantlı dijitalleşme yatırımları yapıyorsanız, insanların, iş için, daha iyi eğitim için şehre yerleşme ihtiyaçlarını ortadan kaldırabilirsiniz. Bu metod şehirler için zor olabilir fakat size sorduğum soru hakkında aydınlanmak istiyorum.
Kafa Sesi: Moderatör; “ver Dombra”yı ayarında bir saptama yaptı. Bakalım başkanımız temas edecek mi, salonda temsil bulanlardan talepleri neymiş?

Ekrem İmamoğlu: Bu günlerde seçim Türkiye’de sihirli bir kelime. Çünkü demokrasi için seçime ihtiyacımız var. Arkadaşımın da söylediği gibi biz halen Radikal Sevgi içindeyiz. Merkezi hükümetle çatışmaları biliyoruz. Çok sayıda problemimiz var. Problemlerimizden bahsedecek olsam 5 ya da 6 saat sürer, bu yüzden mümkün değil.
Kafa Sesi: Radikal sevgi; insanları işinden etti, atlar öldü, ağaçlar biçildi… Çok daha fazla radikalleşmese keşke.

Ekrem İmamoğlu: Fakat biz hükümete bakmıyoruz. Sadece vatandaşlara bakıyoruz. Onlarla konuşuyoruz, onları dinliyoruz. Bir muhalefet partisi üyesi olarak ya da muhalefet partisi belediye başkanı olarak ya da diğerleri… 2009’dan sonra gelecek seçim için Türkiye’de büyük bir umut var. Seçime 14 ay var. Geçtiğimiz ay 6 muhalefet partisi bir araya geldi. Türkiye’de demokrasi için bir metin imzaladılar. Umarım, gelecekte başka partilerde buna katılırlar.
Kafa Sesi: İnşaallah HDP’niye yoktu diye soran çıkmaz.

Ekrem İmamoğlu: Ne demek istiyorum? Biz yaptık. Türkiye’de büyük bir misyonumuz var. Değişim geliyor. Bu değişim aynı zamanda Türkiye’deki sistemi de değiştirecek. Bu Türkiye için güzel bir demokrasi modeli olacak. Rejim… Hükümet… Fakat bazı risklerimiz de var. Seçim sandığını biliyoruz… Sandığı kontrol etmeliyiz, bunun için çalışıyoruz. Bu insanların görevi. Bunu İstanbul’da başardık. Her bir oyu koruduk. Böylece gelecek seçim Türkiye’nin insanlarını mutlu edecek.
Kafa Sesi: Türkiye’de sandık kurumu oradaki bütün ülkelerden daha güçlüdür sayın başkan. Öyle olduğu için tekrar sandığa gidildi. Birinci sandığa riayet edilmediği için oylarınız arttı, eksilmedi.

Ekrem İmamoğlu: Sanırım bu son soru. Bir şey söylemek istiyorum. Aslen Karadeniz’denim. Karadeniz yakınındaki Trabzon’da doğdum. Çok özel bir coğrafya. Çok sayıda kültür, çok sayıda ülke var Karadeniz’den. Karadeniz’de barış istiyorum. Ukrayna ve Rusya arasında daha fazla diyalog istiyorum. Ve tabi NATO – Rusya, Avrupa – Rusya arasında da. Özellikle 21. Yüzyılda o coğrafyada, Avrupa coğrafyasında barışa ihtiyacımız olduğunu söylemek istiyorum. Bu coğrafyada savaş olamaz. Umarım coğrafyada barış olacak. İstanbul hazır. Hükümetimiz de İstanbul’da ya da başka bir şehirde bir toplantı yapılmasını teklif ediyor. Bilmiyorum. Biraraya gelmek ve bir çözüm bulmak zorundalar.
Kafa Sesi: Bir barış olacaksa Türkiye sayesinde olacak. Belediye başkanımızın da buna inanması ne güzel.

Christoph Heusgen: Evet. Bunun güzel bir final cümlesi olduğunu düşünüyorum. Burada bulunan herkesin söylediğinizi desteklediği kanaatindeyim. Hepimiz, söylediğiniz gibi Karadeniz çevresinde barış istiyoruz, Rusya ve Ukrayna arasında barış istiyoruz
Biliyorsunuz belediye başkanları Avrupa Birliğindenler. Özellikle sizinle konuşmak güzeldi.
Kafa Sesi: “Bütün dünya buna inansa / Bir inansa, hayat bayram olsa / İnsanlar el ele tutuşsa / Birlik olsa / Uzansak sonsuza” aç gözlü Batı Emperyalimzmi var oldukça bir hayaldir.

Christoph Heusgen: Fakat size ikili ilişkiler konusunda da özellikle teşekkür ediyorum. Türk Alman ilişkilerine önem verdiğinizi biliyorum. Geçen yıl Almanya’ya işçi göçünün 60. Yılını kutladık. Siz de orada bulundunuz. Çok sayıda sergi vardı. Rusya ve Ukrayna hakkında konuştunuz. Berlin’de yaşayan biri olarak sadece şunu söyleyebilirim, güçlü Türk göçmenleri ile birlikte Almanya’yı geliştirdik. Zaman bizim ülkemiz ve sizin ülkeniz için harika. Bunu birlikte değerlendireceğiz. Bunun Ukrayna ve Rusya arasında da olmasını umut ediyorum.
Kafa Sesi: Türkiye ilişkilerinin işçi göçmenler üzerinden ele alınması ve konunun Ukrayna Rusya’ya örnek gösterilmesi, garip.

Christoph Heusgen: Evet. Günah şehirleri, aşk şehirleri, hükümetle topyekün savaş konularında çok şey öğrendim. Sizin de altını çizdiğiniz üzere üzerinde anlaştığımız konu; küresel problemlerin çözümünde şehirlerin rolünün önemi. İklim değişikliğiyle yüzyüzeyiz… Tabi demokrasi… Azınlıkların entegrasyonu… İnsanlarımıza güvenmeye devam edeceğiz. Hepimize teşekkür ederim. Katılımınız için minnettar oldum. Ve bizi izleyen sizleri de alkışlamak istiyorum. Teşekkürler.
Kafa Sesi: İnsanlarımız derken kimin insanları, hangi İnsanlar, belediye başkanları mı onlara oy verenler mi? Deli sorulara gerek yok. Şükür bitti.

Yorum bırakın