
Göğsündeki broş, tıpkı dalgalar arasındaki bir kayık gibi inip çıkıyor.
Ben sizi değil, insanlığın ıstırabını öpüyorum…
Yunanca’dan sınava girmeye hazırlanan Vanya Ortepelev, evdeki tüm kutsal tasvirleri öptü.
Hayat beklenmedik şeylerle o kadar dolu ki…
Tanrı, yalnız sayfiye meraklılarına doğanın güzelliklerini anlama yeteneği vermiştir.
Yegor Semionıç, diktiğimiz her şeyi alıp götürüyor, günahlarını affettirmek için bir yere bağışlıyor.
Sobanın içinde rüzgar ağlıyor, sanki sıcak odaya bırakılmasını istiyormuş gibi, hava deliğinin kapağına vuruyordu.
Hava deliğinin kapısı da, imdat ister gibi, acı acı vızıldadı…
Bana kalırsa elektrik ışığı dolandırıcılıktan başa bir şey değildir. Oraya bir kömür parçası sokmuşlar, bununla insanın gözünü boyamak istiyorlar!
Avrupa nerede, biz nerede!
Okumuşların hepsi bağırıyorlardı, ama hepsinin sesini maskeli erkeğin boğuk, pes sesi bastırıyordu.
Alçağın, şerefsizin biri, ama ne diyebiliriz, velinimetimiz!…
Beyaz fil görmek, mutlu birini görmekten daha kolay.
Zahar Semyöniç, insan üç gün içinde bir reklam değil, bir roman bile yazabilir. Reklam için bir saat bile yeter.
Burada hiçbir bilgi gerekli değildir! Buraya dişi keskin, gözü pek, sözü geçer bir adam gerek. Tabi bilginin de zararı yok.
Çalmak güç değil, ama saklamak güç.
Kendin akıllı olmaya çalışmazsan, bu dünyadan gene budala gidersin…
Yoksulluk, hastalığa rahmet okutuyor.
Mafra Petrovna kendisine gerçeği açan Aristarh babanın iyilik okunan, genişçe yüzüne bakarken yeni bir gerçeğin yavaş yavaş içine dolduğunu duyuyordu, kötü, ağır bir gerçek…İnsanoğlu ne hileci yaratıktır.
