
Eflatun Cem Güney’in naklettiği Anadolu Masallarında her biri bir kitap çapında güçlü cümleler var. İşte bazıları:
Bir kökten ermiş iki dal; biri dut, biri armut.
Suyun ağır akanı, insanın yere bakanı derler; karda gezer izlerini belli etmezler.
Çoğu babalar baca tütünü; ana güder kuzuyu.
Yetimin bağrı yufka olur!
Kim bana ne gözle bakarsa, ben de ona o gözle görünürüm.
Allah insanın kavline göre vermez; kalbine göre verir.
Dünyanın gamı da çok, demi de çok; kara gün kıyamete kadar sürmez.
Babalar oğullarının kanına girmek isterse, kardeş kardeşe mevlüt okur mu?!
İnsanın elinde bir hüner olduktan geri, her yerde el üstünde tutulur.
Her kuş konacak dalı da bilir, su içtiği eli de bilir; ne büyü ister, ne sihir!
Altın tazı, altın tavşan kolay ama, kan nerede, can nerede?
Üzüm bağda, bağ dağda, tava delik, iş yağda misali bir iş.
Sakın ha bir şeye efkarlanayım deme,
Gam, gamı getirir, gam, ölüm getirir.
İnsanın dünyasına doymadan ölmesi de zordur doğrusu.
Olsa ile bulsa bir araya gelse, dileğin yerini bulur; senin için düğün, benim için bayram olurdur.
Işık olan yerde insan olur, insan olan yer de su olur.
Allah kimseyi devin eline düşürüp de dünyasını zindan etmesin.
“Yıl dediğin nedir ki! Ay olur, gün sanırsın; yıl olur, dün sanırsın.”
Bilmeden, etmeden bir iş buyurmak, boşa kılıç sallamak gibi bir şey!
Beyni boş, tut kulağından çifte koş; yularını ne yana çeksen, o yana gider.
Çalımından geçilmiyor ama, daha bir çaydan geçip de çalıyı bile koparamamışsın.
İnsan oğlu çiğ süt emmiştir; her olur olmaza güvenip de ağız açma!
Ebeler, dedeler, kırklar yediler, parayla biter, her iş dediler.
Şikayetim üç nesnenin elinden
Bir yetimlik, bir yoksulluk, bir de aşk
Boş gezen papuç, başa bela getirir.
Allah insanın yolunu yolsuza düşürmesin.
Her şeyin bir yolu var, töresi var bu alemde.
Allah, gönül kışı vermesin.
Ekilip dikilen tohum her yerde güverip yetişmez.
El kızı bir bekler, iki bekler, üçüncüsünde “eh” der, başını öte yana çevirir.
Dünyanın üstü varsa altı da var.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Allah, gönül kışı vermesin.
Ekilip dikilen tohum her yerde güverip yetişmez.
Sekiz günlük ömür dokuz günlük nafaka ister.
Yar zülfünden bir tel verse, öpüp koklasam gül gibi, gönlüm gül olur, açılır.
Her efsane, bir inanış; her masal bir özleyiş; her hikaye bir hikmettir.
Dil devrimi dedikleri “dilde kendimizi bulmak” demekse, arayıp da bulamadıkları dil, halk dilidir.
Bir varmış, bir yokmuş; Allah’ın kulu çokmuş; çok söylemesi günahmış.
Allah insanın huyuna göre, hayvanına tüy veriyor…
Bu dünya misafirhanedir, han da bir külhan da bir bilene… konak da bir, saray da bir görene.
İş misafiri çağırmakta değil, ağırlanacağı gibi ağırlamakta.
İş misafiri kondurmakta değil, ağrıtıp incitmeden yola vurmakta…
Yerde ara ki, gökte bulasın.
Misafir umduğunu yemez, bulduğunu yer, herkesin kısmetinde ne varsa, o çıkar kaşığına.
Kabahati gelin etmişler de kimse oğluna almamış.
Ana gibi yar,
Vatan gibi diyar olmaz.
Her insanın bir yüreği, her yüreğin de bir dileği vardır.
Yolcunun durağı göreni, avcının ırağı göreni yorulup da yolda kalmaz.
Ev olur da eksiği biter mi? Yazın kar, kışın kor yağmıyor ya!
El ağzı çuval ağzı! Ne iğne ile dikilir, ne çuvaldızla. Diline geleni söyler; aklına geleni söğer.
Ne dünyadır bu dünya !
Kimi yanlış dala taş atar ; kimi yanlış taşa oturur.
Herkesin bir yaşı, her işin bir başı, her başın bir derdi vardır.
Bir dertliyi kim dinler, dertliler, inleyenle kim inler, dertliler.
Kaval elden , yel Çamlıbel’den, çal sultanım parmakların oynasın! kabilinden.
Gün dediğin gelir, geçer ama ya insanın yüzüne güler geçer, ya yüreğini delip geçer.
Boşluk uyku getirir; uyku hastalık getirir; hastalık ölüm getirir.
Boşluk uyku getirir; uyku hastalık getirir; hastalık ölüm getirir.
Tatlı söz, gönlün yaylasıdır; yılanı bile ininden çıkarır.
Adam dediğine söz bir olur, iki olur, üç olur, daha fazlası suç olur.
Gönül kimi severse güzel odur!
Devrandır bu; döner, dolanır; adam adama muhtaç olur.
Gözü yolda olanlara günler uzun gelir.
Vakit, saat gelmeyince,
Murad-ı İlahi yerini bulmaz.
Söz bir olur, iki olur; üç olursa hiç olur.
Allah’ın kışı, tandırın başı olur da kim gelmez?
Neler yerse yesin bir diş, ne altın olur, ne gümüş!
Adımlarını atacağın gibi at, her adımda bir şey bulursun; umduğunu yiyemezsen, bulduğunu yersin.
Horoz kadar eri olanın, harman kadar yeri olur.
Veren Allah verdikten geri er de verir, geçte verir; er de verir, yer de verir.
Hani ben beni bilsem, her şeyi de bileceğim. Önceden önce kendimi bir bulayım, ötesi kolay!
Bir şey aht murad edilmesin varya; Yaradan her neye kadir; er, geç bir sebep halkeder.
Her kuluna bir hal vermiş Yaradan; kimi aktan anlar, kimi karadan; kimi dertten gider; kimi yaradan!
Neler olmaz felekte, un elerken deve kalır elekte.
Hasta dediğin havadan nem kapar, uçan kuştan imdat umar.
Rüzgar böyle eser, balta böyle keserse vay halimize.
Ben diyorum;
“bin cüce değmez bir dev”
sen diyorsun;
“Kayseri kapısı yüz ev”
Sade ağlayıp gülmekle insan insan olsaydı, yeryüzünde insan olmadık kalmazdı.
Her yerde her zaman
sözünü bil, pişir
ağzını dür, döşür;
güneşte duyduğunu
gölgede söyleme.
El kapısı hem geç açılır, hem güç açılır.
Gören Allah görsün ne muradın varsa versin ama, ne olur ne olmaz, bu dünyaya güvenilmez, gün olur güldürür, gün olur ağlatır; gün olur ki bir karıncayı bile aratır.
Öyle her geçene laf atılmaz;
kimde ne olduğu bilinmez; periyi olanlar da vardır,
pireli olanlar da…
Kimin ne olduğunu Allah bilir.
Yanmayla, tutuşmayla yol bitmez; biterse, gitmeyle biter.
Başının doğrusuna gitme, sözün doğrusuna git!
