
Bir arkadaşım Londra’da bir kitap fuarına gitmişti.
Döndüğünde ofise geldi.
İngiliz asaletinden, nezaketinden, düzeninden, mimarisinden, sanatından acayibül muazzam etkilenmiş.
Anlattı. Anlattı. Anlattı.
Doymadı yine anlattı.
Dinledim. Dinledim. Dinledim.
Sonra dedim ki: “Bahsettiğin güzel ne varsa, mazlumların gözyaşları üzerinde yüzüyor. İngiliz emperyalizmi, insanlığın kanını emerek genç kalıyor.“
Sonra ne dediğini hatırlamıyorum.
Sonuç odaklı bir arkadaştı.
Haticeye değil neticeye bak demiş olabilir.
İngiliz Emperyalizminin, adını tarihe yazdıran en önemli liderlerinden biri II. Elizabeth oldu.
Adeta ölmekte direndi. Az kalsın Prens Charles ölecekti. William kral olacaktı.
70 yıl iktidarda kaldı.
İngiliz sömürüsünde, uzun bacaklı İngiliz’in yaktığı fitne ateşlerinde, özellikle Ortadoğu’da akıtılan insanoğlu kanında onun imzası var.
İngilizler kraliyet ailesini emperyal emelleri için bir anahtar olarak kullanıyorlar.
Kraliçenin ölüsünü de bu amaçla kullanmakta mahirler.
Bir güzelleme, bir güzelleme, bir güzelleme.
Neredeyse dünyada; “Bizi niye sömürmedin diye” isyan çıkacak.
Allah’tan öyle bir yer yok.
Hürriyet Gazetesi güzel haber yapmış.
Başlık şöyle: “Kraliçe Elizabeth ölümünden sonra kimseye yük olmak istememiş.”
Kızıyla yapılan bir röportajdan ilham almışlar.
Cenazesi zor olmasın diye Baltimor’da değil Londra’da ölmek istediğini yazmışlar.
Kızı, cenaze merasimini bile önceden hazırlamış olduğunu ifade ederek, kraliçemize gizemli bir maneviyat yüklemiş. Fani olduğunu bildiğini söylüyor herhalde.
Ama Londra’da ölmemiş. Baltimor’da ölmüş. Önemli değil.
Aslında cenaze merasimini önceden planlaması, bu işi bile kimseye emanet etmek istemeyen bir hükmetme arzusu. Böyle yorumlanabilir. Ama kendinden emin, kimse yorumlamaz.
Vah diyor insan.
Çok insanmış bilmemişiz.
Çok duyarlıymış anlayamamışız.
Çok sevecenmiş kinimizden görememişiz.
Lilibetimiz. Kraliçemiz.
#İngiltere #Emperyalizm #Kraliçe #Elizabeth #Hürriyet
