31 Mart 2024 – 7
Bir İstanbul beyefendisi olarak Dr. Mimar Kadir Topbaş 1999 yılında Beyoğlu Belediye Başkanı seçildi. Gösterdiği yönetim anlayışı kendisine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın yolunu açtı. Girdiği ilk seçimi kazandı. 2004-2017 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

15 Temmuz 2016 FETÖ Darbe girişiminin sosyal ve siyasal psikolojiyi alt üst ettiği bir dönemde, 22 Eylül 2017’de istifa etti. Aslında olan görevden el çektirmekti.
Herkes bir takım tahminlerde bulundu ama suçu neydi kimse emin olamadı. AK Parti siyaset geleneğinin Kadir Abisi, İstanbul seçmeninin Kadir Babası, İstanbul’u yönetebilecek en ideal profil olarak kabul edilen başkan mağdur edildi. Çok sürmedi 13 Şubat 2020’de vefat etti. Allah rahmetiyle muamele etsin. Herkes ardından hayırla konuştu, konuşuyor.
Mağdur olan sadece Kadir Topbaş değildi. Ona oy veren seçmen ve İstanbul’da mağdur oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi toplanarak Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal’ı 27 Eylül 2017’de başkan olarak seçti. Başakşehir’de iki dönem başkan seçilmeyi başaran Uysal’ın profili İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni yönetmek için hiç uygun değildi. Kısa döneminin yok kabul edilmesi bundandır. AK Partili son İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak halen Kadir Topbaş anılmakta, akla gelmektedir. Mevlüt beyin başkanlık dönemi İstanbul’da hizmet ve eser açısından fetret döneminin başlangıcıdır. Bu tercihle mağduriyetler katlanarak çoğaldı. İstanbul mağdur oldu. Başakşehir Mağdur oldu. Mevlüt Uysal mağdur oldu.
Darbe girişimini yerle yeksan etmenin verdiği özgüvenle 2019 Yerel Seçim süreci başladı. Bir taraflarda biriken mağduriyetlere kimse aldırış etmedi. AK Parti’nin icraatçı kimliğiyle özdeşleşmiş olan: eski başbakan, bakan, meclis başkanı Binali Yıldırım İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak belirlendi. 31 Ocak 2019’da ilan edilse de aday olacağı önceden belliydi. Görkemliydi, büyüktü, karşısında kimse duramazdı. AK Parti İstanbul siyaseti bir aday çıkaramamış, kurtarıcı olarak Ankara’dan gönderilmişti. Karşısında aday olacağın vay halineydi.
Herkes CHP’nin anlı şanlı isimlerinden birinin Binali Yıldırım karşısına çıkarılacağını düşünüyordu. Nitekim daha önce Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul için aday olmuştu. 18 Aralık 2018’de CHP’nin aday tanıtım toplantısında Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak ilan edildi. CHP yönetimi, CHP seçmeni adeta şok yaşadı. AK Partililer adaylığı büyük bir sevinçle karşıladılar. Yüksek profilli AK Parti adayına karşı, Karadenizli Laz Müteahhit olarak markalanan Beylikdüzü Belediye Başkanı aday gösterilmişti. Seçim sonucu artık belliydi.
Öyle olmadı. Davutla Golyat arasındaki mücadelede Golyat’ın zaafını keşfeden Davut onu alt etmişti. Kemal Kılıçdaroğlu ve kurmay heyeti AK Partinin aşil topuğunu hedef almışlardı. Bir devin karşısında bir cüce çıkarmışlardı. Mücadelede eşitsizlik olduğunda eşitsizliğin zayıf tarafında bulunana yönelen destek dürtüsünü harekete geçirmişlerdi. Yarışa daha başlarken mağdur başlamışlardı. Ekrem İmamoğlu’nun pazarda, sokakta, caddede, televizyon ekranlarında mağduriyeti gittikçe büyüdü. Mağduriyeti büyüdükçe desteği de arttı.
31 Mart 2019 tarihinde sandığa gittik. Seçmen desteği zayıfı başkan seçecek kadar güçlü tecelli etmişti. İmamoğlu 4.171.118 oy aldı. Yıldırım 4.149.656 oyda kaldı. Arada 21.462 oy farkı vardı. Olmazdı, olamazdı. Yeniden sayımla yetinilmedi. Seçimin yenilenmesine hükmedildi. Sandıkta bir hile yapılıp yapılmadığı anlaşılamadı. Lakin İmamoğlu mağduriyet kisvesini giymekte çok mahir davrandı. 24 Haziran 2019’da yenilenen seçimi İmamoğlu 806.456 oy farkıyla kazandı. Döneminde en güçlü söylemi mağdur edildik ama mağdur kalmadık, mağruru yendik oldu. Mağrura karşı yanına saf tutanları sürekli birbirine kenetledi.
Herhangi bir dayanağı olmadığı halde engellendiğini, kısıtlandığını besmelesi yaptı. 14 Aralık 2022’de ceza aldığı hakaret davasını mağduriyet mühendisliğinin kaldıracına dönüştürmeyi başardı. Belediye Başkanlığında son derece başarısız bir sınav verdi. İstanbul her yerinden sökülmeye, dökülmeye başladı. Ancak kurduğu mağduriyet kalesi çok güçlüydü. İçeriye kimse sızamadı. Seçim kampanyası boyunca açtığı 14 lokanta, 100 kreş, çocuklara süt dağıtımı, 4 yaşına kadar çocuğu olan annelere İETT kartı gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin büyüklüğüne göre çerez çekirdek işleri anlattı durdu. Bu işleri anlatarak yaşanan ekonomik sıkıntıların altını çizdi. Mağduriyetin kollarına sığındı.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yıkılmaz kabul edilen Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı da mağduriyetin gücüne sığındı. Kamuoyunun kendisini istediğini ama genel başkana saygısızlık yapmamak için geride durduğunu sürekli hissettirdi. Kılıçdaroğlu’nun “Baba oğul” metaforunun karşısında yutkundu, geri durdu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adayı ünvanını almak için müthiş bir gayret gösterdi. Bu ünvanı almayı başardı. Seçim başarısızlıkla sonuçlanınca yutkunduğunu dışarı saçtı. Kendisi hakkındaki: mağdur, çalışkan, saygılı, lider… gibi ön kabulleri toptan cepheye sürdü. Değişmesi düşünülemez, kendisine evlat diyen mağrur Kılıçdaroğlu’nu değiştirdi.
AK Parti mağduriyetten mağruriyet devşiren bu süreci okuyamadı ya da anlamayı tercih etmedi. Mağduriyet satsa da kibri herkesi rahatsız eden Ekrem İmamoğlu’na karşı yine merkezden, yine güçlü, yine herkesin tanıdığı bir aday tercih etti. Murat Kurum iyi bir insan, iyi bir bakan olabilir. Bunda kimsenin şüphesi yoktu. Ama Ankara’dan geliyordu. Gücünü hükümetten alıyordu. İstanbul’un ve İstanbullunun halinden anlaması mümkün değildi. Kurum’un aday tanıtım broşürü şu cümleyle başlıyordu: “Ankara’nın Çankaya ilçesinde memur bir ailenin evladı olarak 1976 yılında dünyaya geldi.” Türkiye’nin her yerinde eseri vardı. Çok büyük işlere imza atmıştı. Söylediklerini yapacak güçteydi. Ama gücünü İstanbul’dan almıyordu. Gücünü İstanbullulardan almıyordu. İmamoğlu karşısına rakip seçse zaten böyle bir rakip seçerdi. 5 yılda biriktirdiği bütün olumsuzluklar bir yana bırakıldı. Murat Kurum gibi bir güce meydan okuyan İstanbul’un bıçkın başkanı tercih edildi.
Ekrem İmamoğlu oylarını artıramadı. Bir önceki seçimde aldığı oy oranını yakalayamadı. Mağduriyet devşirdikçe mağdurlaştı ama hep mağdur kalmayı başardı. Herkes Kadir Topbaş’a rahmet okudu, İmamoğlu seçimi kazandı. İstanbul’un durumu nasılsa Türkiye’nin durumu da öyle oldu.
