“Üzür Dilerim Görmedim”
Yürüyorum. Parkurum bu cümleyle başlıyor.
Pendik sahile ilk beton dökülürken yazılmış, öyle görünüyor.
Ana dili Kürtçe olan sonradan Türkçe öğrenen dindar bir Kürt tarafından yazılmış olmalı.
Muhtemelen yeni dökülen betona yanlışlıkla bastığında; özür dileyecek birini aramış, bulamamış. “Bir gözetleyen vardır”, “bir gören olacaktır” “bir emeğe zarar verdim, özür dilemeliyim” diye yaptığı yanlışlığı kayıt altına almış.
Betonu dökenler kaygı dolu bu estetik duruşu silmemişler.
Sahilde şık bir not olarak kalmış.

Parkurumun öbür başında umutlar ve kırık hayallerle dolu zebellah gibi bir AVM var.
Daha önce bir beton firması vardı alanda.
Deniz tarafında kumcular, kum çıkarırlardı.
Kumcuların izleri halen duruyor bulundukları yerde.
Doğal bir bariyer oluşturuyor sahil yolunda.
Bakımsız, pejmürde, terkedilmiş.
İki nokta arasında iki tur attığınızda 8 kilometre yürümüş oluyorsunuz.
Yüklenmiş gemiler ve kurtarılmış adalar eşliğinde.
Sabah 6:30 civarında yürümeye başlıyorum.
O gün de öyle başlamıştım.
Gördüğüm her insanın yürüyüşüne bir hikaye yazabilirim.
İlgimi çekmediği için yazmıyorum.
Ama bir köpek gördüm geçtiğimiz günlerde, çoğumuzdah daha ibretlik bir hikayesi olduğuna yemin edebilirim.
Kahverengi tüyleri vardı.
Yer yer tüyleri dökülmüş, o bölgeler çıplak kalmıştı.
Boynunda kırmızı, kibar bir tasma vardı.
Yani en azından bir zamanlar öyle olduğunu sanıyorum.
Daha önce sahipli bir köpek olduğu her halinden belliydi.
Benim yürüdüğüm parkurun bir başından öte başına estetik adımlarla koşuyordu.
Göbeği içine çekilmiş, kemikleri derisinden firar etmeye yeltenmişti.
Yürüyüşünü yürüyen insanlara eşlemeye çalışıyordu.
Onu fark edenler tedirgin olunca, zararsız olduğunu göstermek istercesine onlardan hemen uzaklaşıyordu.
Binbir işkenceyle eğitilmiş olduğu açıktı.
Onu sahile salan sahipleri bir çift olmalı.
Eşli yürüyenlere eşlik etme eğilimi çok netti.
Sahipleri nasıl bir tatmine ulaşmışlarsa hayvanı terk etmişler.
Belki sıkıntılar da yaşamış olabilirler, bilmiyorum.
Ama hayvan yeryüzünde çaresizliğin sembolü olabilirdi.
Dilinden damağından akan sular yağmur damlası kadar berrak iniyordu yere.
Bütün bedeniyle ağlıyordu.
Sahildeki parkurumda bir o yana bir bu yana mecburi bir yürüyüş yapan köpek bu sabah yoktu. “Bir şeyler yabilir miyim?” sorusu anlamsızlaştı.
Yalnızlığına, terkedilmişliğine zaten merhem olunamazdı.
Her dil öğrenilebiliyor. Teknik bir şey.
Ama “insan olma dili” öğrenilemiyor.
Tasmasında bir künye olsa bu yazmalıydı.
