İnsan Neyle Yaşar
İnsan ne ile yaşar? Tolstoy’dan dört özel hikaye içeriyor. İnsana ne kadar toprak lazım? O hikayelerden biri. Eşi eski tüccar olan şehirli ablanın köyde yaşayan kanaatkar kız kardeşini şehre davetiyle başlıyor. Lüks, rahat, bol nimet söylemiyle abla kardeşini şehirde yaşamaya davet ediyor. Köylü kız kardeş ablasının sözlerine itibar etmez.

Kocasının kulakları ve kalbi ise ablanın söylediklerindedir. Pahom sihirli kelimelerin cazibesine kapılır. Daha fazla toprağı olsa şeytandan bile korkmayacağını söyleyen Pahom’a şeytan yeterli toprak vaad eder. Kahramanımızın dileği kademe kademe gerçekleşir. Daha fazlası için dur durak bilmez. Hırsı onu Başkırlara getirir. Başkırlılar hediyelerine karşılık hediye vermek istediklerini söylerler. Kabilenin reisi arazilerinin çok olduğunu, neresini isterse onun olabileceğini söyler. Miktarı fark etmeksizin “günü bir ruble”. Bir günde yürüyerek etrafını gezebileceği alanı ona vereceklerini söyler. Pahom işaretlediği yerden yola çıkar, reis ve kabile üyeleri o noktada beklerler. Yürüyerek çevreleyeceği alanı sürekli büyütmeye çalışan Pahom ölümüne yorulur. Buluşma noktasına varamayacak gibi olur. Varır. Çok yorulmuştur, başladığı noktaya tam ulaşacakken ölüverir. Parası da gider canı da.
O sırada Reis şöyle der gülerek: “ne hoş bir adam bir sürü toprağı oldu”.
Gözetim Kapitalizmi
Gözetim; tarihin bütün dönemlerinde, önleyici ve yönlendirici bir iktidar aygıtı. İktidar kavramını, hiyerarşik devlet aygıtı manasında kullanmıyorum. Önleme ve yönlendirme gücü olan bütün güç odaklarını kastediyorum.
Bilgi ve teknoloji çağının dijital iktidarı böyle bir güç odağı. Bütün iktidar yapılarının ortağı olarak gittikçe etkisini artırıyor. Gözetim ve gözetim hakkını gücünün kaynağı olarak kullanıyor.
İnsanların bütün hareketleri, sözleri, davranışları, görüntüleri gözetim altında tutulabiliyor. Bu gözetimle, iktidar sahipleri için önlenmesi gereken gelişmeler önlenebiliyor, yönlendirilmesi gereken hareketler yönlendirilebiliyor.
Ücretsiz (!) olarak kullandığımız Watsapp, Google, Youtube, Twitter, Instagram, TikTok ve daha pek çok uygulama tarafından sürekli gözetleniyoruz. Gözetlenme izni verdiğimiz bu mecraların sahiplerin üzerimizdeki tasarruf hakkını da bile isteye kabul etmiş oluyoruz. Kısıtlarımız ve yönümüzü belirlemelerine bir nevi ruhsat veriyoruz. Bu araçlar ve arkalarındaki güç odaklarının çıkarlarına hizmet ediyoruz.
Shoshana Zuboff bu yeni iktidar alanını; “Gözetim Kapitalizmi” olarak tanımlıyor. Kişisel veriler ve hatta kişinin kendisinin bile haberdar olmadığı kişisel nitelikleri bu kapitalizm tarafından araç olarak kullanılıyor.
Bu iktidarın net ve tek etik kaygısı aracın sahibi olanların çıkarına hizmet etmek. Başka her türlü etik ve ahlak kuralını paspas niyetine kullanıyorlar.
Zuboff şöyle diyor: “çok büyük veri setlerinin analizi, insanların ve sistemlerin gelecekteki duygu düşünce ve davranış ihtimalleri keşfederek, belirsizlikleri azaltmaya başladı.” Yani bizim için sürpriz olan pek çok şey, onlar tarafından kurgulanmış olağan bir beklentiden başka bir şey değil.
Gösteri Toplumu
Başlangıçta insanlar kişisel verileri için duyarlıydılar. Sonra herkesin (!) yaptığını yapmak normalleşti. İnsanlar ellerinde ne varsa pazara dökmeye başladılar.
Pazara çıkan şeylerin az ya da çok talebi vardır. Fazla talep gören ürünler, ürün arz eden diğer üreticiler tarafından takip edilir. Bir yarış başlar. Daha ilerisini yapmak doğal bir teamül olarak kendini gösterir. Yapılan her şeyden daha fazlasını yapmak yarışı böyle başladı.
Daha çok takipçi, daha çok beğeni, daha çok paylaşım… bunun için daha farklı şeyler üretmek lazım. Şovun devam etmesi için ürettiğiniz her şey üretilmişlerden bir adım öne çıkmalıydı. Dolayısıyla sınırlar zorlanmaya başladı. Daha cesur (!), daha radikal, daha öngörülemez hareketler sosyal medya mecrasının normali oldu. Bu yeni iktidarın sahipleri artık ürettiklerimiz ve tükettiklerimizden ciğerimizi biliyorlar.
Belki de bu eğilimin telefon ekranında kalacağını, hayatı kuşatmayacağını, bizi etkilemeyeceğini sandık. Öyle olmadı. Dijitaldeki kültür sokağın, evin, çarşının da kültürünü belirledi. Suç, eğlence, sağlık, eğitim, din… ne varsa kıssadan hissesini aldı. Yadırgadığımız yaşadığımız ortama böyle düştük.
Gözetim Kapitalizminin Gösteri Toplumu, Pahom’un toprak hırsı kadar gösteri hırsıyla dolu. Bu gösteri hırsı, Pahom’un Başkır Reisini mutlu ettiği kadar yeni iktidar odaklarını mutlu ediyor.
Bütün toplumu ilgilendiren birey merkezli olaylar çıkarmak veri elinde olanlar için artık çocuk oyuncağı. Çıkarları bunu gerektirirse bunu yaparlar. Toplumsal olaylar planlamak, planladıklarını tatbik etmek de öyle. Seçime de karışırlar, geçime de karışırlar, yatağa da karışırlar… Karışıyorlar da Başkır reisi gibi sırıtarak.
Nasıl Şaşırttım Sizi Ama!
24 Eylül 2024 tarihinde, sosyal medya ve medya mecralarına bir haber düştü. “Fenomen” olarak nitelenen gencecik bir kız intihar etmişti. Fotoğraflarına bakan herkes “hayat dolu” olduğuna hüküm kesebilir. Ama öyle değilmiş. Fotoğraflar “gösteri”nin bir parçası olarak hayatla dolmuş. Ardından bir intihar mektubu bıraktı.
Mektubun gövde metni şuydu:
“Kendi hür irademle atladım. Çünkü artık yaşamak istemiyorum. Fıstığa çok iyi bakın. Hayatımdaki herkese çok iyi geldim. Ama kendime iyi gelemedim. İyi bir insan olarak yaşamak bana hiçbir şey kazandırmadı. Bu hayatta bencil olun. O zaman mutlu olursunuz. Günlerdir can çekişiyordum, kimse görmedi. Kendimi çok seven ben kendimi düşündüğüm için gidiyorum. Özür dilerim.”
Manşeti, ya da başlığı imzadan sonra atmıştı. Son sözü şöyleydi: “Nasıl şaşırttım ama yine sizi : )” ve telefon şifresini yazarak mektubu kapatmıştı. İçine sürüklendiği “gösteri” zorunluluğunu ölümünden önemli tutmuştu.
Kahraman Edalı Katil
4 Ekim 2010 günü İstanbul Fatih’te daha önce şahit olmadığımız bir cinayet ve katile tanık olduk. İstanbul Emniyet Müdürlüğü olayla ilgili kamuoyunu şöyle bilgilendirmişti:
“İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 04.10.2024 tarihinde Fatih içesinde bulunan surlardan atlamak suretiyle meydana gelen intihar olayı ile ilgili olarak; yapılan çalışmalarda; S.C.(19) isimli şahsın surlardan atlayarak intihar ettiği, intihar etmeden önce saat 15.30 sıralarında Eyüpsultan ilçesinde A.H.(19) isimli kadını daha sonra 16.00 sıralarında Fatih ilçesinde İ.U.(19) isimli kadını öldürdüğü tespit edilmiştir. Konu ile ilgili soruşturma devam etmektedir. Kamuoyunun bilgisine sunulur.”
Katil ve kurbanları gencecik insanlardı. Yaşadığı çevre tarafından anlaşılmasa da caninin psikolojik problemleri olduğu açıklandı. A sosyal bir tip olarak resmedildi. Bu a sosyal tipin normal hayatta görmeyeceği ilgiyi büyük bir gösteriyle elde edebileceğini düşünmüş olmalı. Bütün toplumun izlediği vahşi bir gösteriye imza attı. Bir fetih yapar gibi bunu surlara tırmanarak yaptı. Herkes gördüğünde değerli olacağını düşünüyordu. Herkes gördü. Kendisine lanet okunmasının umurunda bile olmadığına eminim.
Benim Mesai Başladı
20 Ekim 2024 tarihinde sosyal medyada konuya örnek bir gündem vardı. Bir zamanların popüler sanatçılarından biri, kızının uyuşturucu kullandığını, kendisine ya da başka kişilere zarar verebileceğini çektiği bir videoyla takipçilerine duyurdu. Çocuğuyla ilgili bir mahremi; 112’ye, sağlık kuruluşlarına, polise, yargıya taşır gibi adalet dağıtmakta mahir bir kitlenin önüne attı. Olay çok tartışıldı. Çok yorum yapıldı. Davranışının gerekçesini izah etmeye çalıştı. Tartışmaların bir aşamasında nihayet çocuk bir psikyatri servisine yatırıldı. Onu da annesinden duyduk.
Anne gözetim ve gösteri kesişim kümesine katkı sundu. Ama daha çarpıcı olanı kızının bu kümeye sunduğu katkıydı. Kelepçe takılmış kolunun fotoğrafını: “benim mesai başladı” diye sosyal medya hesabından paylaştı. Fotoğrafın en ilginç tarafı kelepçenin bir ucu koluna takılıyken diğer ucu boştaydı, hiçbir yere bağlı değildi. Başkırlı Reis olsa histerik bir kahkaha atardı herhalde.
Torbanın İçindeler
Gözetim kapitalizmiyle üretilen gösteri cinneti giderek derinleşiyor. Daha ilginç, daha yeni gösteriler yapmak için insanlar ölüyor. Suçlara level atlatılıyor.
“Dubai Çikolata Mania”sını, 1 Mayıs’ta göstericiler tarafından polisin tartaklanmasını takiben polise yönelen pervasız şiddeti, Numan Kurtulmuş’un 3. Maddeyle ilgili önerisinden sonra başlatılan linçi, yoksulluk gösteri merkezine dönüşen Kent Lokantalarını, Mojito, Cool Lime, Frappe vs. çılgınlığını, gençlerin vücut geliştirme tutkusunu, crop (1) elbiselerle göbeği sergileme salgınını, Dilan Polat’ın dolar şovlarını, sözümona lüks araçların polis aracına dönüştürülme girişimini… hepsini bu torbanın içine koyabilirsiniz. Torba geniş ne olsa alır.
Büyük bir sorun var ortada. Sorunu çözmesi beklenenler de maalesef torbanın içindeler.
Gözetimcilerin ürettikleri kaosun kendilerini tehdit etmesini bekleyeceğiz artık.
