Filozofların fikirleriyle dünyayı anlamaya çalışmak !
Yazar: baydaroglu
Çıkmaz Sokaklar 1
“Çok şükür ki kaos var* diyordu hocam.
Nomos. Namus. Sınırlar.
#Felsefenin Serüveni 1
Bir GASSAL: “Ölüm Var“ Dedi
Sert gerçekliğin trajik ve komik fotoğrafının muhteşem kolajı.
Rezidanslar, alışveriş merkezleri, kafeler, oteller, kaslı adamlar, fit kadınlar hop oturup hop kalktılar.
Dijital ekranlarda, giantboardlarda, billboardlarda, otobüs duraklarında, duvarlarda, metroda, metrobüste, reelslerde hikayelerde… görünen her yerde ölüm hortlamıştı.
“Sen her şeysin ve her şeyi yapabilirsin” telkinleri; “ölünce beni kim yıkayacak” sorusuna gömülüyordu.
Orda burada çok çemkirin gördüm.
Böyle reklam olur muydu hiç?!

Topa girmeyen kalmadı.
Kültürü turistlere getir götürcülük yapmak sananlar dahi, eğlendirdikleri yerden baş çıkarıverdiler.
İnsanı ve toplumu çürüten, insanlığı ve insanlık değerlerini yozlaştıranlara karşı dut yemiş bülbül olan karga sesliler arzı endam ettiler.
Tek afiş insanın yeryüzündeki varoluşuyla ilgili sorguyu tragedyalara taş çıkaracak bir keskinlikte; ölümü perdeleyerek öldürmeye çalışanların gözüne sokmuştu.
Yadsınamaz bir iletişim başarısıydı.
Görmezden gelinemez bir entelektüel kazıydı.
Berlin’de Sömürgeci Parmağı
Berlin’e 4 gün yetmez ama elde o kadar vardı.
UBahn, SBahn, Otobüs ve 92000 adımla dolaştım.
Tiegarten, Olimpiyat Stadyumu, Bunker, Check Point Charli, Brendenburg Tor, Sovyet Anıtı, Zafer Anıtı, Berlin Katedrali vs. epey yer gördüm.
Wedding’te kelle paça, merkezde pizza, noel pazarında makarna yedim.

Üstün ırk olmak için yola çıkıp İngiliz Yahudi Medeniyetinin sömürgesi olmaya varmışlar.
Hristiyanlıktaki orijinal günah yüküne Berlin’de bir şey daha eklemişler: Orijinal suçluluk.
2. Dünya Savaşı’nda suç işlediklerini her yerde her Alman’a hatırlatıyorlar.
Alman sömürgelerinde yaptıklarından bir bahis yok ama her yerde Yahudilere yapılanlar var. Hitlerin intihar ettiği sığınakta gördüğüm Almanlar, babalarının zalimliklerine kahrediyorlardı.
Bas bas bağıran propagandaya bakılırsa, sanırım her Alman kendini suçlu hissederek yaşıyor.
Devlet Bahçeli’den Türkiye’nin Geleceği Manifestosu
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin 22 Ekim 2024 Grup Toplantısı’nda MHP Lideri Devlet Bahçeli Türkiye’nin geleceğine yön verecek bir konuşma yaptı. Bir konuşmadan çok nedeni, niçini, nasılı iyi çalışılmış kurucu bir manifestoydu.
Pop yorumcu ve siyasetçiler teröristbaşı Apo’ya yapılan davetle ilgilendiler. O cümle üzerinden toz kaldırdılar, ama o kısım bir detaydan ibaretti.

Kumda Kafa Kaybetme Yarışı
Politika yaptığını iddia eden çok sayıda insan, alfabe bilmeyenlerin bir makaleyi anladıkları kadar kavradılar söylenilenleri. Belki onlar adına dinleyenler ve verecekleri cevapları yazanlar başkalarıydı, bilmiyorum.
Sözümona Türkiye’yi yönetme yarışında olan siyasetçiler konuşmak zorunda oldukları varsayımıyla kurmamaları gereken cümleler kurdular. Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Müsavat Dervişoğlu, Mansur Yavaş… kumda kafa kaybetme yarışına girdiler. HDP ve Selahattin Demirtaş’ın refleksi hepsinden çok daha yerliydi. Terör örgütünün hamileri ve aktif kuklaları ölümcül darbe almış yılan gibi kıvranmaya başladılar.
Özgür Özel laf canbazlığı yaparak “el yükseltirken” Müsavat Dervişoğlu ortaya ip attı, emperyalistlerin oyuncağı olan teröristler ise TUSAŞ’a saldırarak Bahçeliye cevap verdi.
Koşa koşa Türkiye’ye yaklaşan tehlikeye karşı “içte birlik” çağrılarını güçlendiren Recep Tayyip Erdoğan “BRICS” hamlesiyle manifestoyu çelikledi.
Türkiye düşmanları tarafından, duyulması istenmeyen bu konuşmanın tamamının altı çizilmeli. Ben sadece altı kalın kalın çizilmesi gerekenlerden bahsedeceğim.
Gözetim Kapitalizminin Gösteri Toplumu
İnsan Neyle Yaşar
İnsan ne ile yaşar? Tolstoy’dan dört özel hikaye içeriyor. İnsana ne kadar toprak lazım? O hikayelerden biri. Eşi eski tüccar olan şehirli ablanın köyde yaşayan kanaatkar kız kardeşini şehre davetiyle başlıyor. Lüks, rahat, bol nimet söylemiyle abla kardeşini şehirde yaşamaya davet ediyor. Köylü kız kardeş ablasının sözlerine itibar etmez.

Kocasının kulakları ve kalbi ise ablanın söylediklerindedir. Pahom sihirli kelimelerin cazibesine kapılır. Daha fazla toprağı olsa şeytandan bile korkmayacağını söyleyen Pahom’a şeytan yeterli toprak vaad eder. Kahramanımızın dileği kademe kademe gerçekleşir. Daha fazlası için dur durak bilmez. Hırsı onu Başkırlara getirir. Başkırlılar hediyelerine karşılık hediye vermek istediklerini söylerler. Kabilenin reisi arazilerinin çok olduğunu, neresini isterse onun olabileceğini söyler. Miktarı fark etmeksizin “günü bir ruble”. Bir günde yürüyerek etrafını gezebileceği alanı ona vereceklerini söyler. Pahom işaretlediği yerden yola çıkar, reis ve kabile üyeleri o noktada beklerler. Yürüyerek çevreleyeceği alanı sürekli büyütmeye çalışan Pahom ölümüne yorulur. Buluşma noktasına varamayacak gibi olur. Varır. Çok yorulmuştur, başladığı noktaya tam ulaşacakken ölüverir. Parası da gider canı da.
O sırada Reis şöyle der gülerek: “ne hoş bir adam bir sürü toprağı oldu”.
“Ölmek” Duası
Ne söylense boş. Her söz boşluğu şeklen dolduracak çer çöpten ibaret. Bütün masumluğuyla Narin katledildi. Faillere ceza olarak idamdan başkası yakışmaz. O da sadece gerek şart olur, yeter şart olmaz. Herkes yaşamını sorgulamalı. Hayat durmalı. Düşünen insan başkaca bir şey düşünmemeli. Narin’e kıyan şehvet sanık sandalyesine çıkarılmalı. İtibar şehveti midir, intikam şehveti midir, kuduruk bir cinsel şehvet midir? Her neyse her boyutuyla ipe çekilmeli.

Öyle olmuyor. Çoğumuz masumun naaşını başka bir hırsını tatmin etmek için kullanıyor. Siyasi intikamı için araçsallaştırıyor. Merakı için araçsallaştırıyor. Kafatastçılığı için araçsallaştırıyor. İdeolojisi için araçsallaştırıyor. Rating için araçsallaştırıyor. Like almak için araçsallaştırıyor. Hakikati bilmek ve gereğini yapmak… Çok da tın! Seviyesinde. Psikologlar, sosyologlar, entelektüeller yok ortada. İnsanlığa karşı işlenen suçları bir oyun anlatırmış gibi zaman zaman sırıtarak anlatanlar var ortada. Çocuğu gerçek hedefleri için kullanmakta tatmin olduklarında konuyu olduğu yerde bırakıp gidecekler, maalesef görünen o.
Okumaya devam etGazzeliler İnsan Olamaz (!)
Gazze Şeridi 360 kilometrekare. Beykoz’dan biraz büyük. Çatalca’nın üçte biri kadar. 76 yıllık vahşi katliamlara rağmen nüfusu yaklaşık 2 milyon.
Gazzeliler insan olamaz. Öldürüldükçe diriliyorlar.

Dünyanın en zalim orduları dünyanın en vahşi silahlarıyla saldırdığı halde yaşam neşelerini koruyorlar. Düşmanı can evinden vuruyorlar.
Yıkılmış bir evin kalıntıları üzerinde tahtta oturur gibi oturuyorlar. Bir damla suyla ilişkileri suya “abı hayat” anlamını yeniden kazandırıyor.
Gazze’de Çevirdiğiniz Film Diğer Hiçbir Filminize Benzemeyecek
Elinde balta olan zorba, hürriyetini gasp ettiği silahsız masumlara karşı pervasızdır.
Hakkı olmayanı isteyen gangsterin belindeki silah, silahı olmayan masum kurbanlarına karşı aşılması zor bir sınırdır.
Konvansiyonel silahlarla başlayan 2. Dünya Savaşı’nın Hitler’in intiharıyla Almanya adına bitmesini takiben Einstein’in projesi olan atom bombasını icad edip, ortağı Rusya’yı bypass ederek Japonya’yı dize getiren ABD o zorbadır, o gangsterdir.

Nükleer silahlardan sonra diğer silahlar oyuncak mesabesine düştüğünden, ABD karşısındaki ülkeler zorba karşısındaki mazlumlara dönüştü. Dünyanın her köşesinde insana, insan haklarına yönelmiş zorbanın silahı var.
Sadece ABD’nin nükleer gücü yok. Rusya’nın, Çin’in, İngiltere’nin, Fransa’nın da nükleer gücü var. Birbirleriyle kanlı bıçaklı olduklarında dahi her biri zorbanın ortağıdır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nihayetinde nükleer silahla kazanılmış bir savaş sonrasında kurulan ganimet ortaklığıdır.
