Berlin’de Sömürgeci Parmağı

Berlin’e 4 gün yetmez ama elde o kadar vardı.
UBahn, SBahn, Otobüs ve 92000 adımla dolaştım.
Tiegarten, Olimpiyat Stadyumu, Bunker, Check Point Charli, Brendenburg Tor, Sovyet Anıtı, Zafer Anıtı, Berlin Katedrali vs. epey yer gördüm.
Wedding’te kelle paça, merkezde pizza, noel pazarında makarna yedim.

Üstün ırk olmak için yola çıkıp İngiliz Yahudi Medeniyetinin sömürgesi olmaya varmışlar.
Hristiyanlıktaki orijinal günah yüküne Berlin’de bir şey daha eklemişler: Orijinal suçluluk.
2. Dünya Savaşı’nda suç işlediklerini her yerde her Alman’a hatırlatıyorlar.
Alman sömürgelerinde yaptıklarından bir bahis yok ama her yerde Yahudilere yapılanlar var. Hitlerin intihar ettiği sığınakta gördüğüm Almanlar, babalarının zalimliklerine kahrediyorlardı.
Bas bas bağıran propagandaya bakılırsa, sanırım her Alman kendini suçlu hissederek yaşıyor.

Okumaya devam et

Gözetim Kapitalizminin Gösteri Toplumu

İnsan Neyle Yaşar
İnsan ne ile yaşar? Tolstoy’dan dört özel hikaye içeriyor. İnsana ne kadar toprak lazım? O hikayelerden biri. Eşi eski tüccar olan şehirli ablanın köyde yaşayan kanaatkar kız kardeşini şehre davetiyle başlıyor. Lüks, rahat, bol nimet söylemiyle abla kardeşini şehirde yaşamaya davet ediyor. Köylü kız kardeş ablasının sözlerine itibar etmez.

Kocasının kulakları ve kalbi ise ablanın söylediklerindedir. Pahom sihirli kelimelerin cazibesine kapılır. Daha fazla toprağı olsa şeytandan bile korkmayacağını söyleyen Pahom’a şeytan yeterli toprak vaad eder. Kahramanımızın dileği kademe kademe gerçekleşir. Daha fazlası için dur durak bilmez. Hırsı onu Başkırlara getirir. Başkırlılar hediyelerine karşılık hediye vermek istediklerini söylerler. Kabilenin reisi arazilerinin çok olduğunu, neresini isterse onun olabileceğini söyler. Miktarı fark etmeksizin “günü bir ruble”. Bir günde yürüyerek etrafını gezebileceği alanı ona vereceklerini söyler. Pahom işaretlediği yerden yola çıkar, reis ve kabile üyeleri o noktada beklerler. Yürüyerek çevreleyeceği alanı sürekli büyütmeye çalışan Pahom ölümüne yorulur. Buluşma noktasına varamayacak gibi olur. Varır. Çok yorulmuştur, başladığı noktaya tam ulaşacakken ölüverir. Parası da gider canı da.
O sırada Reis şöyle der gülerek: “ne hoş bir adam bir sürü toprağı oldu”.

Okumaya devam et

Gazze’de Çevirdiğiniz Film Diğer Hiçbir Filminize Benzemeyecek

Elinde balta olan zorba, hürriyetini gasp ettiği silahsız masumlara karşı pervasızdır.
Hakkı olmayanı isteyen gangsterin belindeki silah, silahı olmayan masum kurbanlarına karşı aşılması zor bir sınırdır.
Konvansiyonel silahlarla başlayan 2. Dünya Savaşı’nın Hitler’in intiharıyla Almanya adına bitmesini takiben Einstein’in projesi olan atom bombasını icad edip, ortağı Rusya’yı bypass ederek Japonya’yı dize getiren ABD o zorbadır, o gangsterdir.

Nükleer silahlardan sonra diğer silahlar oyuncak mesabesine düştüğünden, ABD karşısındaki ülkeler zorba karşısındaki mazlumlara dönüştü. Dünyanın her köşesinde insana, insan haklarına yönelmiş zorbanın silahı var.
Sadece ABD’nin nükleer gücü yok. Rusya’nın, Çin’in, İngiltere’nin, Fransa’nın da nükleer gücü var. Birbirleriyle kanlı bıçaklı olduklarında dahi her biri zorbanın ortağıdır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nihayetinde nükleer silahla kazanılmış bir savaş sonrasında kurulan ganimet ortaklığıdır.

Okumaya devam et

İstanbul Roterdam’dan Zengin Paris’ten Ucuz!

Uluslararası spor organizasyonları önemli kaldıraçlar.
Yapanlar için. Konuları için. Yapıldıkları yer için. Sporcular için. Katılanlar için. Seyredenler için. Otelciler için. Turizmciler için…
Her birinin özel bir ekosistemi var. Bu ekosistemin paydaşları; sonunda “için” olanlar.
Alanı var, vereni var, kazananı var. Bazen çırak çıkan da olur ama iyi – sağlam bir uluslararası spor organizasyonunda genelde herkes kazanır.

Batı menşeli çok sayıda organizasyona talip olmak milli sporumuz. Bu talebimizin altında yatan en önemli sebep Batı akreditasyonumuzu tescil ettirmek. Ekonomik boyutlarında zaman zaman çırak çıkmış olabiliriz ama bu amaca hizmet ettiğini düşündüğümüz için çok önemli değil.

Okumaya devam et

“AY BEN ŞOK”! *

Hay görmez olaydım! Gördüm.
Yaş gününü kutlamaya hazırlanan bir kız, “ben ne yapacağım şimdi” diyordu.
Bir başkası, story atamadıktan sonra hayatın ne anlamı olduğunu sorguluyordu.
Fotoğraf, video paylaşamayacağı için tatilini iptal edenler, nişanını erteleyenler…
Instagram kapanınca Instamanya’nın boyutlarını gördüm.
“Ay ben şok” !

Annesinin, babasının, kardeşlerinin, evinin, mahallesinin, hayatın hayalinden başka bir yük taşımasına müsaade edilmeden çadırdan çadıra sığınmaya, ölümden ölümlere koşmaya zorlanan Filistin’in çocuklarından bu kadar ah vah işitmedim.

Okumaya devam et

BEN VARIM VE BURADAYIM

Sokak simidi güzel şey. Yanına karper iyi gider. Zeytin, bal, kaşar da olur. Hepsi mevcut. Simidin etrafında bir dünya kurmuş fırıncı. Öyle janjanlı ismi yok. Dükkan apartman altı. Büfe olayazmış da olamamış o kadar küçük. Yarısından fazlası odun fırını. Fırının önünde tezgah var. Bir yandan fırın küreği işliyor bir yandan siparişler ve hesaplar ödeniyor. Çay bir kuytuda biteviye kaynıyor. İki küçük dolapta içecekler ve küçük ambalajlı nevaleler duruyor. Simitler ve poğaçalar her dem sıcak. Öyle ki bazen yemek için beklemek gerekiyor. Dükkanın içinde üç küçük masa hizmet veriyor. Dışarıda küçük kahvehane tabureleri ve masaları konulmuş. İçerde 6 dışarıda 8 kişiyi ağırlayabilir. Alıp gidenlerin dışında kalanlar, oturma fırsatı bulduklarında buralarda oturuyorlar.

Eskiden evde kahvaltı hazırlanırdı. Şimdi mutfaklarda bardak çanak, kaşık çatal ve insan sesi azaldı. Yeme içme yerleri çoğaldı. Dükkanın önünde yer bulan çift bahtiyardı. Sonradan sarışın, güneş gözlüklü, şık spor giyimli hanımefendi eşiyle oturdu. Adamın yüzünde tıraş bıçağı arayan bir sakal vardı. Siyah tişörtü hayli giyilmiş olmalıydı. Yakaları nereye gideceklerine karar veremiyordu. Hanımefendiye göre eşi biraz dağınıktı. Kahvaltılarını keyifle yaptılar. Çaylarından birazını sona sakladılar. Tiryakiler bilir sigaraya eşlik eden çay daha bi güzeldir. Kadın yönünü sağa çevirdi. Sigarasını çıkardı, yılların verdiği ustalıkla yakıverdi. Sigaranın dumanına bir tek kendisinin bildiği okunmaz şeyler yazdı. Adam eşine eşlik etmek için sola kaykıldı. O da sigarasını ateşledi. Aralarındaki özel ilişki ne düzeydedir tabi ki bilinmez ama duman yoldaşlıkları iyiydi. Ses manzarası dumanlar kavuşurken değişti. Masadan bir çocuk sesi geldi.

Okumaya devam et

BERKAY TULGAR

Marmaray Günlükleri – 2

Türk komedi filmlerinden, Murat Menteş romanlarından fırlamışçasına gözüme takıldı. Berkay Tulgar. Yeni saç ekimi yaptırmış, muhtemelen Arap olan yolcunun kafasındaki bandajda yazıyordu. Kafasının ekim yapılmış yerleri dışındaki saçlar sakalı gibi beyazdı. İrice bir adamdı, göbeğinden yemek yemeyi sevdiği de ortadaydı. Google’a “Berkay Tulgar” yazdım. Aynı isimli adamın kliniği çıktı. Eskiden koyun kuzuları damgalarlardı. Adamı öyle damgalamış, mührüyle şehre salmıştı. Gözlüğü gömleğine asılı adam, neredeyse hiç bir yere bakmadan, telefonunu kavrayan iki eliyle oyun oynadı durdu. Sağ elinin dördüncü parmağı kesik gibiydi. Yoksa hırsız mıydı? Dikkat kesildim, değilmiş. Telefonu tutuş biçiminden öyle görünüyormuş.
Adam, Wagnar Lodbrok’un kaçkın oğlu kılıklı, uzun kıvırcık saçlı çocuğun yanına oturmuştu. Çocuk, gözü telefonda, kulağı müzikte olduğu için adamın varlığını hissetmedi bile.

Başında, Racaların serpuşuna benzer bir başlık olan kız adama doğru ayaklarını oynatıyordu. Önce, bir haddini aşma olarak algıladım. Kızın tarafını gözlemeye başladım. Alakası yoktu.
Kız kulaklıklarındaki müziğe ritim tutuyordu.

Okumaya devam et

HAKİKAT

31 MART 2024 – 12

Her topluluk aynı zamanda farklılıkların toplamı. İçinde iyisi var kötüsü var, güzeli var çirkini var, ahlaklısı var ahlaksızı var. Topluluğu var eden çerçeve tekil olanları bir arada tutsa da farklılıkları yok etmiyor. Siyasi düzlemin toplulukları partiler. Partiler envai çeşit insandan oluşuyorlar. İçindeki tekil insanlar siyasi partiyi mutlak iyi ya da mutlak kötü yapmıyor. Münferit olaylar da öyle. CHP için böyle olduğu gibi AK Parti de böyle.

AK Parti ve benzer partilerle CHP ve benzer partiler arasındaki fark, partiler içindeki bireylerin kimliklerinden kaynaklanmıyor. Bu siyasi toplulukları bir arada tutan kabuller ve hedeflerden kaynaklanıyor. Vatan, millet, bayrak, tarih, bugün ve geleceğe yükledikleri anlam asıl farkı oluşturuyor. AK Parti yenilmiş ve fakat ezilmemiş dolayısıyla tekrar ayakları üzerinde doğrulduğunda dünyaya nizam verecek bir ülke tasavvuruna sahip olmayı öngörürken, CHP ve benzerleri yenilmiş ve yeni sınırlarında, eski sınırlarındaki haklarından vazgeçerek zafer sahipleriyle içerde ve dışarda uyum içinde yaşamayı var olmak için gerek ve yeter şart olarak öngörüyor.

Okumaya devam et