BİR YIL ÖNCE BİR YIL SONRA EKREM İMAMOĞLU

Yıl dediğin nedir ki! Ay Olur, gün sanırsın; yıl olur, dün sanırsın.” Zümrüdü Anka Masalı

Ekrem İmamoğlu, uzun yıllardır siyaset yapıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığı ile birlikte bir siyaset fenomeni oldu.
Oluşunun en önemli dayanağı, geliştirdiği iletişim stratejisiydi.
Uyumlu, sinirsiz, uzlaştırıcı, Karadenizli bir iletişimle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Karadeniz özel bir coğrafya.
Yeşilin envai çeşidinin olduğu bölgede, insan için yaşam alanı az.
Bu alanı inşaa etmek için büyük mücadele gerekiyor.
Dağın, yamacın, ağacın dilinden bilir Karadenizliler.
Yaşamak için imkansızı başarırlar.
Dağda her ot bir yaşam kaynağına, ufacık boşluklar yuvaya dönüşür.

Ekrem İmamoğlu 1970’te Trabzon’da doğdu.
Hayatta kalmayı orada öğrendi.
Siyasi macerası da şüphesiz doğduğu topraklardan beslendi.

Osmanlı Devleti döneminden başlayarak Karadenizliler, Payitaht başta, yaşam alanı daha çok olan yerlere göç ettiler.
Karadeniz’de öğrendikleri meziyetler sayesinde, diğer insanlar arasından sıyrılmayı başardılar.
İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü bitirmesini, İstanbul’a şehr-i emin olmasını, buradan bakarak da okumak gerekir.

Kariyeri ne olursa olsun, bir Karadenizli için en ufak boşluklarda yaşam alanı kurmak yani inşaat genetik bir meslek sayılabilir.
İnşaatla ilgili çevrenize bakın, onların bu sektörün tamamına rengini verdiğini görebilirsiniz.
Aldığı formasyona rağmen İmamoğlu, inşaatçı olmaktan hiç vazgeçmedi.

Futbol, Karadeniz heyecanını sahneye taşıyan bir aktivite.
Bu yolla bütün diğer iddia sahipleriyle yarışabileceklerini biliyorlar.
Futbola ilgileri büyük.
İmamoğlu’nun Trabzonspor Futbol Kulübü, Trabzonspor Basketbol Kulübü, Beylikdüzüspor Kulübü yöneticilikleri basit bir ilgi değil, sahnede var olma biçiminin Karadeniz yorumu olarak okunabilir.

Karadenizliler pratik insanlardır.
İş anlayışları süreç odaklı değil sonuç odaklıdır.
Siyaset yetiştiğiniz aileden, sosyal çevreden, alışkanlıklarınızdan, inançlarınızdan bağımsız ve başka bir ilgi alanıdır.
Karadeniz’in mazbut bir ailesinin çocuğu olan Ekrem İmamoğlu’nun, topluma yabancılaşmış, ülkeye sömürgeci muamelesi yapan batılılarla ahbap Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyasete başlaması sanırım bundandır.
Var olmayı orada daha mümkün bulduğundan, orada olmuştur, o kadar.

İmamoğlu, sonuç odaklı tercihinin verimlerini 2009 yılı itibarıyla toplamaya başladı.
2009’da Beylikdüzü CHP ilçe başkanı oldu.
5 yıl ilçe başkanlığı yaptıktan sonra CHP’nin Beylikdüzü Belediye Başkan Adayı olmayı başardı.
30 Mart 2014 tarihinde Beylikdüzü Belediye Başkanıydı.
Genetik mesleği ile siyasi kariyerini hep birlikte sürdürüp gitti.

2019 Yerel Seçim Sathı’na girildiğinde, kimse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmasını beklemiyordu.
Çevresi, ailesi, arkadaşları, Trabzonspor, Beylikdüzü tanısa da İstanbul ve Türkiye için ismi zikredilmeyecek kadar sönüktü.
Adı aday olarak ilan edildiğinde, başta CHP’liler olmak üzere kamuoyu; “hayda” dedi.

Normal şartlarda birbirine selam vermeyecek; CHP’li ulusalcılar, İyi Partili Ülkücüler, Ayrılıkçı HDP’liler ve Saadet Partili Milli Görüşçüler arasında çimento oldu.
Zayıf bir ittifakı güçlü bir tek partiye dönüştürdü.
Bu dönüşümde kullandığı harç, Erdoğan karşıtlığı oldu.
Aynı zamanda Erdoğan’a da selam çakarak bunu başardı.

Ocak 2019’da Recep Tayyip Erdoğan’dan CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak randevu talep etti.
Randevuyu alarak 10 Ocak 2019’da Cumhurbaşkanıyla görüşmeyi başardı.
Baton olarak Erdoğan karşıtlığını kullanan maestro, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı’ndan sitayişle bahsediyordu: “Sayın Cumhurbaşkanımızla çok güzel bir sohbet ettik. İstanbul’la ilgili tecrübe ve tavsiyelerini dinledik. Çok kıymetli anektodları vardı. Bizim amacımız en az hatayla süreci başlatmak. Bu anlamıyla çok faydalı bir görüşme oldu. Çok teşekkür ediyorum sayın Cumhurbaşkanına.”
Açıklamanın her kelimesi özenle seçilmişti.
Sonuç odaklı Karadeniz aklı alacağını almıştı.
Görüşme sonrasında İmamoğlu’nu bütün İstanbul, bütün Türkiye tanıyordu.
Kendisini konumlamıştı artık.

Sinirlerini Beylikdüzü kıyılarında bırakmıştı.
Her meydan okumayı bu dinginlikle göğüsledi.
Pazarlarda, sokaklarda, çarşılarda… Öyle geziyordu.
Kendisine yönelen her eleştiriyi; “var olmak isteyen bir Anadolu insanına haksızlık yapılıyor” şeklinde yorumlatmayı başardı.
Turgay Güler’in Ülke TV’deki programında gösterdiği performans, bu başarının zirvesiydi.

Öyle oldu, böyle oldu, çok şey oldu… İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmayı başardı.
Reklamcılar kitaplar yazsalar, CHP teşkilatları ; “hayır sizin değil bizim başarımız” deseler, HDP’liler; “biz olmasak seçilemezdin” diye kendilerini hatırlatsalar, Milli Görüşçüler; “biz desteklemeden olmazdı” iddialarını savursalar da; hiç birinin bir anlamı yok…

Bir masal cümlesi durumu şöyle ifade ediyor; “Olsa ile bulsa bir araya gelse, dileğin yerini bulur, senin için düğün bayram olurdu.”
Olsa ile bulsayı bir araya getiren Karadenizli İmamoğlu’dur, gerisi lafı güzaftır.

UFUKTA KAYBOLUYOR

Ve lakin…
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı bir zirvedir.
Bu zirvede rüzgar çok olur.
İmamoğlu’nun bir yıllık başkanlık serencamında, kendisini var eden Karadenizlilik, uyum, iletişim, sinirsizlik değerlerinden koptuğu gözlemlenebiliyor.

Başkanlığında şahit olduğumuz; her fırsatta bahaneler üretilmesi, sürekli bir tartışma temayülü, liyakat ve ehliyet sahibi olmayanların görevlendirilmesi, işlerin kaderine terkedilmesi, Türkiye’nin en büyük kamu kurumlarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir yardım derneğine dönüştürülmesi, başkanın bulduğu her fırsatta kişisel tercihlerine uyarak tatile çıkması, İstanbul’da tasarruf görev ve yetkisi bulunan kamu otoriteleriyle çekişmesidir. Bu yönde kemikleşmeye başlayan algıdır.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İBB’yi ziyaret etti.
Ziyaret sırasında sadece Beylükdüzü Belediye Başkanı ve CHP İlçe Başkanı da hazır bulundu.
Seçim öncesi iletişim yaklaşımı işleseydi; sadece CHP’değil, benzemezler ittifakının bütün tarafları üst düzeyde bu ziyarette hazır bulunurdu.

Havadır olur; bazen yağmur çok yağar.
İstanbul üst üste kaç kat, çok yağarsa sel de olur, zarar da.
İmamoğlu’nun başkanlığının ilk günlerinde böyle bir olay yaşadık.
Başkan ortalarda yoktu, daha sonra tatilde olduğu ortaya çıktı.
Seçim öncesi yaklaşımı devam etseydi, İmamoğlu iki eli kanda olsa İstanbul’da olurdu, olmadı.
Ortalık yatıştıktan sonra gelenler gibi ortaya çıktı.

Başkanlar seçimle geliyorlar.
Doğal olarak belediyeler siyasi kurumlar.
Siyasi iradenin değişmesi ile birlikte kadroların değişmesi de doğal bir sonuç.
İmamoğlu’nun başkanlığından sonra da durum böyle oldu.
Hatta çokça fazla böyle oldu.
Liyakat, ehliyetten sürekli bahseden başkan sübjektif değerlendirmelerle atamalar yaptı.
Seçim öncesi tutuş esas olsaydı, partisine bakmaksızın liyakati olanların ataması yapılır, bu da kamuoyu ile paylaşılırdı.

İmamoğlu döneminde Büyükşehir’e Genel Sekreter Yardımcısı olarak atanan Yeşim Meltem Şişli, toplantı yaptığı İSMEK çalışanlarına hadsiz sözler sarf etti.
İSMEK çevreleri ve kamuoyunda oluşan infial üzerine istifa etti.
Ancak diğer görevleri, yönetim kurulu üyelikleri konuları müphem kaldı.
Seçim öncesi İmamoğlu, milletin yaşam biçimine saldıran bu tutumu bizzat kendi kınar, olayın peşini de bırakmazdı.

İmamoğlu yönetimi metrobüs seferlerinde bir düzenleme yaptı.
Bu düzenleme, metrobüs yoğunluğunu inanılmaz düzeye taşıdı.
Belediyeden yapılan açıklamalarda, yoğunluğun eskisi gibi olduğu, bir propagandaya maruz kaldıkları iddia edildi. Pandemi sürecindeki otobüs yoğunluklarını da buna ilave edin.
Seçim öncesi İmamoğlu, o duraklara gider, o metrobüslere biner, hesabı ekibine sorardı. Olmadı.

Metropolde yaşayanlar, seçecekleri kişilerin vaadlerini yüzde yüz yapacağına inanmazlar.
Desteklerinin sebebi, vaadlerin içerdiği duyarlılıklardır.
Hayat pahalılığı, ekmek, su, doğalgaz fiyatları konularında İmamoğlu’nun çok sayıda vaadi vardı.
Yönetim, finansman düzenlemesi adı altında; ekmeğe, suya, doğalgaza, ulaşıma inanılmaz zamlar yaptı.
Seçim öncesi İmamoğlu olsa, zam yapmadan önce durumu kamuoyu ile paylaşır, çözüm bulamazsa zam yapacağını açıklardı, yapmadı. Zamları savundu.

Belediyeler şehrin sahibi değildir.
İcracı ve düzenleyici fonksiyonları vardır.
Özel kişiler gibi tüzel kişilerin de şehrin sınırlarında çok sayıda mülkü bulunur.
Mesela Haydarpaşa Garı, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları’nın İstanbul’daki mülküdür.
Kurum bu mülkünü kiralama tasarrufunda bulundu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakleri de kiracı olmak üzere ihaleye katıldılar.
Özel bir firma, Büyükşehirin teklif ettiği bedelin çok üstünde bir teklifle ihaleyi kazandı.
Başkan, mülkü elinden alınıyormuş gibi bir hava estirdi.
Seçim öncesi iletişim becerisi çalışsa; öncesi ve sonrası için bir uyum arayışı yapılandırılır, hiç olmazsa en yüksek teklif verilerek alanın işletmesi alınırdı.

Elazığ’da deprem oldu.
83 milyon Türkiye tek yürek oldu, Elazığ’a aktı.
Bakanlar şehirde kamp kurdular.
Devlet ve millet bütün imkanlarını bölgeye akıttı.
Canların kurtarılması için Türkiye yekvücut çalıştı, didindi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bu kapsamdaydı, bölgede bir çok iş yaptı.
Ancak başkanın afet bölgesini ziyaretinden bir gün sonra Palandöken’de tatil yaptığı ortaya çıktı.
Bu durum, kendisi ve taraftarlarınca savunuldu.
Seçim öncesi yaklaşım esas olsaydı, başkan programını iptal eder, Elazığ’da kamp kurar, iptal ettiği tatil programını da bir iletişim kaldıracına dönüştürürdü.

Olmama, etmeme, yapmama, durdurma, engelleme…
Toplumun hazzettiği kavramlar arasında yok.
Hayat çok güzel olacaksa; oldurarak, ederek, yaparak, başlatarak olacaktır, kabul budur.
Hal böyleyken, önceki yönetim tarafından projelendirilmiş Silahtarağa Biyolojik Arıtma Tesisi’nin iptali için “Temel Atmama Töreni” yapıldı.
Seçim öncesi kavrayış işleseydi; projenin daha iyisi ile nasıl değiştirildiği bizzat başkan tarafından anlatılırdı.

Dünya ile birlikte Türkiye’de tarihimizin en büyük salgınına maruz kaldık.
Devletimiz, bütün dünyanın takdirini toplayacak bir organizasyona imza attı.
Salgının Türkiye’deki merkez üssü İstanbul’da kısa sürede önemli başarılara imza atıldı.
Bu süreçte başkan, paralel bir devlet başkanı gibi açıklamalar yaptı, imdat çığlığı atan toplu taşımadan çok hastane meselesine değindi, bir şehir hastanesinin yolunun yapılması için üzerine düşeni yapmaktan kaçındı, bir elden yürütülmesi gereken yardımlaşma kampanyasını çatal baş yapacak girişimlerde bulundu, hatta ne olduğu meçhul bir bilim kurulu ilan etti…
Seçim öncesi strateji işleseydi, ki işlemeliydi; Büyükşehirin bütün imkanlarını büyük mücadelenin bir parçası olmak üzere seferber ettiğini ilan eder, her akşam da İstanbul raporunu kamuoyu ile paylaşabilirdi.

Kanun belediyelerin görevlerini; “Mahalli müşterek ihtiyaçları” karşılamak olarak tanımlıyor.
Yollar, caddeler, parklar, su, doğalgaz, ulaşım, erişim… onlarca görevleri var.
Şüphesiz yardım bahsi de bir belediye görevi olarak değerlendirilebilir.
Ancak belediye bir yardım derneği değildir.
100 bin çocuğa süt dağıtılması önemli bir yardım hareketidir. Buna karşılık seçim öncesi tutuma mütenasip bir uygulama söz konusu olmadı.
Seçim öncesi İmamoğlu olsaydı, bu projeyi var olan araçları değerlendirerek yapılandırır, bu yardımdan faydalananlara kartlar dağıtır, bunun için yeni bir organizasyon yükü oluşturmazdı. Diğer bütün yardımlar için de bu söylenebilir.
Çok iyi örnekler var. Mesela Beyoğlu Sosyal Market’e bakar ve onu İstanbul için geliştirebilirlerdi.

Seçim varsa, seçimin her tarafı muteberdir.
Büyükşehir Belediyesi Seçimleri tek bir seçim değil.
Vatandaş aynı anda iki seçim yaptı.
Başkan olarak, Ekrem İmamoğlu’na “Evet” oyu kullandı.
Büyükşehir Meclisi’nde AK Parti’ye “Evet” denildi.
Seçilmişlerin birbirine saygı göstermeleri, doğal olarak milletin beklentisi.
Meclis Başkanı olarak İmamoğlu, gereken saygıyı göstermek bir yana;
Meclisin yetkilerini zaman zaman by pass etti.
Karşılıklı diyaloglarda işi küfür etmeye kadar vardırdı.
Seçim öncesi iletişim tekniği çalışsaydı; meclis hem uyumlu çalışır, hem saygınlığını korur, hem de daha faydalı işlere imza atabilirdi.

Özetle, seçimden önceki mücadeleci, kıvrak, uyumlu, Karadenizli, çoğulcu, sinirsiz akıl ufukta kayboluyor; o aklın eseri olan fenomen de…
Rakipleri kendisini var edecek can suyu vermezse, yeniden oluşu pek olası değil.
Geleceğini kendisi değil “olsa ile bulsa” belirleyecek.

BİR YIL ÖNCE BİR YIL SONRA EKREM İMAMOĞLU” üzerine bir yorum

yusairmak için bir cevap yazın Cevabı iptal et