DİJİTALİZM ve GÖZETLEYİCİ KAPİTALİZM SALGINI

“Ama, asıl bir şey gelmiyor usumuza, İNSAN.” (Korku, Yorumcu) Nuri PAKDİL

İstanbul Rumeli Üniversitesi Küresel Politikalar Araştırma ve Uygulama Merkezi (RUPAM), salgın sürecini, disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alan bir konferanslar serisi düzenliyor.
27 Mayıs tarihinde konuşmacı olarak programlarına iştirak ettim.

RUPAM Koordinatörü arkadaşım Murat Lehimler, Moderatör İrem Ece Akpınar, Merkez Başkanı Dr. Süleyman Özmen’e bana bu fırsatı verdikleri için teşekkür ederim.

Canlı yayını takip eden arkadaşların ilgileri çok güzeldi.
Çok sayıda dostum, link soruyor. Ben de sordum. Youtube’da yayınlanacağını ifade ettiler. Yayınlandığında yayın linkini bu yazının altına kaydedeceğim.

Konuşmamda çok sayıda ismin farklı üretimlerine atıflar yaptım.
Hepsi çok kıymetliydi.
İyiki değer üretenler var.

Dostum İbrahim Uslu’nun, bir sohbetimizde dikkatimi çektiği, Prof. Dr. Shoshana Zuboff’ın; “Gözetleyici Kapitalizm” kavramlaştırması süreç okumalarıma çok katkı sundu, hem de konuşmamda birkaç kez atıf yaptım.
Düşünen insanlarla irtibatlı olmak ne güzel !

Konferansı sizler için metinleştirdim.
Buyrun.

SELAM, KELAM
Sözlerime başlamadan iki anma, iki dilek ve bir teşekkürümü paylaşmak istiyorum:
Bugün, 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümü; 27 Mayıs Darbesi ve halkın hür iradesine yönelik bütün kalkışmaları bu vesile ile tel’in ediyorum. İnsanlığın, dünyanın hiçbir yerinde darbe aymazlığı yaşamamasını diliyorum.

Covid 19 Salgını nedeniyle hayatlarını kaybedenleri rahmetle anıyor; hasta olanlara şifalar diliyorum.

Salgın sürecinde, Cumhurbaşkanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sağlık Çalışanları, Belediyeler, Emniyet Teşkilatı olağanüstü bir gayretle Türkiye adına büyük bir başarıya imza attılar, hepsine tek tek teşekkür ediyorum.

EĞRİ AYNA ORADA
ÇEHOV’un Eğri Ayna Hikayesi’ni, kendi cümlelerimle özetleyerek konuşmama başlamak istiyorum.
Adam ve kadın yıllarca metruk kalmış bir binaya girerler.
Her şey küflenmiş, türlü haşerat üremiştir.
Adam karısına yığınlar arasında bir ayna gösterir.
Annesinin en sevdiği varlığının bu ayna olduğunu söyler.
O kadar ki yaşlı kadın ölürken kendisi ile birlikte defnedilmesini vasiyet etmiştir.
Mezara sığmadığından gömülememiştir.
Aynayı alır evlerine götürürler.
Kadının da en sevdiği eşyası bu olur.
Bir gün adam merak eder, ne oluyor diye bakar.
Karısının aynadaki yansısı üzerine, dünyada güzellik yoktur.
Bir süre sonra kendisi geçer aynanın karşına, çarpık bir insan gibi görünür.
Eğri ayna birini güzel, birini ise çirkin göstermektedir.

Salgınlar, hiç ummadığımız bir yerde sürekli var, bizi bekliyorlar.
Tıpkı Çehov’un aynası gibi.
Gömülemeyeceklerse, metruk yerlerde bulunmaları onları yok etmiyor.
Salgınlar da böyle.

SALGINLAR HER ZAMAN HAYATIMIZDAYDI
Çiçek, Trahom, Sıtma, İspanyol Gribi, Kolera, Veba, Verem…
İnsanlık tarihi salgınlarla dolu.
Birkaç örnekle ne kadar iç içe olduğumuzu ifade etmeye çalışayım.

Gılgamış Destanı’ndaki Kırların Efendisi Enkidu’nun yakalandığı hastalığın, yazılı kaynaklardaki ilk salgın hastalıklardan biri olduğu söylenir.

Homeros’un İlyadası’nda; önce katır ve köpeklere bulaşan salgın bir hastalıktan bahsedilir, bu salgın Yunan ordusunu kırar, geçirir. (M.Ö. 7. Yüzyıl)

Sofoklesin yazdığı Oidipus adlı tiyatro oyununda, bir cinayete ceza olarak, Tanrıların Tebai şehrini lanetlediği işlenir (M.Ö. 5. Yüzyıl)

Milattan Sonra 542 yılında İstanbul veba salgının merkezi olur. Bu veba Ayasofyayı da inşaa ettiren Roma İmparatoru Justinyanus’un adıyla anılır. Justinyanus da vebaya yakalanır, kötürüm kalır.

İtalyan Yazar Giovanni Boccacia, Dekamaron adlı eserinde salgını edebi bir motif olarak kullanır. Floransadaki vebadan kaçan 10 gencin hikayesini anlatır. (M.S. 1300)

1600 Yıllarında Londra’da Kara Veba vardır ve Shakespeare, en sevilen oyunlarını evde kalarak yazar; Kral Lear, Romeo ve Juliet, Machbeth, Antony ve Kleopatra.. bir bakıma ‘Evde Kal’manın eserleridir.

Daniel Dofeo’nun Veba Günlüğü isimli bir eseri var (1665)

Alessandro Monzoni, Nişanlılar adlı eserinde 17. Yüzyılda veba salgınını aktarır, eserinde 10 hasta bir alana kapatılarak öldürülür.

Edgar Alen Poe Kızıl Ölümün Maskesi’ndeki Prens Prospero “Kızıl Ölüm” denilen salgından kurtulmak için bir manastırda karantinaya kapanır.

Maskeli Venedik Festivali’nin kaynağı salgın hastalık olarak zikredilir.

Jack London post apokaliptik roman Kızıl Veba’da 2073 yılında dünyada uygarlığın sonuna gelineceğini anlatır.

Dostoyevski’nin Suç ve Cezası’ndaki Raskolnikov, kitabın sonunda bir veba salgınını düşler,

Albert Camus’un Veba romanı, Cezayir’in Oran şehrinde geçen veba salgınını işler. Şu an da çok satanlar arasında bulunuyor.
Gabriel Garcia Marquez, Kolera Günleri’nde Aşk romanında salgını fon olarak kullanır.

1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Portekizli Yazar Jose Saramago; “Körleşme” romanında, körlüğün salgın haline gelmesi metaforunu çalıştırır.

Nazım Hikmet Kuvayi Milliye Destanı kitabında şöyle der;
“Biz ki İstanbul şehriyiz / Seferberliği görmüşüz; Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin / Vagon ticareti / tifüs ve İspanyol Nezlesi / Bir de ittihatçılar / bir de uzun konçlu Alman çizmesi / 914’ten 18’e kadar yedi bitirdi bizi.”

Son olarak; Orhan Pamuk’un 4 yıldır; “Veba Geceleri” adlı bir roman üzerinde çalıştığını biliyoruz.

Özetle salgın hastalıklar; insanlık tarafından beklenen olağandışılıklar.
Kovid19’da ise beklenmeyen bir olağandışılıkla karşılaştığımız yönünde genel bir kanaat var.

Mücadelede geldiğimiz nokta; Maskeni tak ve sosyal mesafeyi koru.
Fotoğraf 1918’den, Amerika’dan.
Görüleceği üzere o zaman korunma limanı neyse oradayız. Maskeni tak, sosyal mesafeyi koru, kapalı yerlerde çok durma…

“Beklenen olağandışılık” nasıl oldu da “Olağanüstü olağandışılık” oldu?
Soru budur.

Ben de salgın sonrasında çok şeyin değişeceğini yazdım.
Değişecek de.
Ancak, insanlık olarak, beklenen değişimi de içeren çok daha büyük bir meydan okumayla karşı karşıyayız.
Bunu Dijitalizm’e bağlıyorum.
Bütün boyutlarıyla Dijitalizme.

Dijitalizm ve Gözetleyici Kapitalizm’in, salgını araçsallaştırdığını düşünüyorum.
Konuya biraz yakından bakınca Covid 19 salgınından çok daha büyük bir şokla karşı karşıya olduğumuzu, rahatlıkla görebiliriz.

VERİLER BAŞKA ŞEYLER SÖYLÜYOR
Worldometer.info adlı site, dünyadaki ölümlerle ilgili de verileri kamuoyu ile paylaşıyor.
Rakamlar saniye saniye değişiyor.
26 ayıs 2016 Salı Günü Saat 14:02 itibarıyla bazı veriler şöyleydi:

Bu yıl bulaşıcı hastalık nedeniyle ölen insan sayısı: 5,212,800
Bu yıl mevsimsel grip nedeniyle ölen insan sayısı: 195,539
Bu yıl 5 yaşın altında ölen çocuk sayısı: 3,052,198
Bu yıl kürtajla doğmadan yaşamına son verilen bebek sayısı: 17,073,833
Bu yıl doğum sırasında yaşamını kaybeden anne sayısı: 124,114
Dünyada bulunan HIV Pozitif, AIDS’li insan sayısı: 41,818,320
Bu yıl HIV Pozitif, AIDS’li ölen insan sayısı: 675,030
Bu yıl kanser nedeniyle ölen insan sayısı: 3,297,894
Bu yıl sıtma nedeniyle ölen insan sayısı: 393,873
Bu yıl sigara nedeniyle ölen insan sayısı: 2,007,358
Bu yıl alkol nedeniyle ölen insan sayısı: 1,004,312
Bu yıl yaşanan intihar girişimi sayısı: 430,601 Suicides this year
Bu yıl trafik kazalarında ölen insan sayısı: 542,050

Corona ile ilgili veriler de 26 Mayıs itibarıyla şöyle:
Toplam Vaka Sayısı: 5.500.000 +
İyilen Hasta Sayısı : 2.253.651
Corona nedeniyle ölen insan sayısı: 346.632

Adını bile anmadığımız pek çok ölüm nedeni, bu yıl içinde Corona’dan çok daha fazla ölüme neden olmuş.
Corona Vakalarındaki iyileşme rakamları, kanser, sigara, kürtaj, AIDS kaynaklı ölümlerin yanında hayli küçük kalıyor.

Corona dışındaki diğer verilerden herhangi birini, aynı iletişim teknikleriyle dünya gündemine getirsek, aynı efekti elde etmek pekala mümkün.

Diğer başlıkların hiç biri; hayatı durduracak, yeni normalden, eski normalden, yeni dünyadan bahsedecek bir gelecek tasavvuruna neden olmuyor.

Sağımız solumuz, önümüz arkamız, içimiz dışımız Korona.
Neden?

CEVAP GİBİ HABER
26 Mayıs’ta NTV’de bir haber yayınlandı.
Sıradan bir haber değil.
Kanaatimce, neden sorusunun cevabı bu haberin satırları arasında.

Başlık: ABD’li milyarderlerin servetleri salgın süresince 434,5 milyar dolar arttı
İçerik: Corona virüs salgını nedeniyle ABD’de 38 Milyon kişi işini, 100 bine yakın kişi ise hayatını kaybetti. Zenginlerin önemli bir kesimi virüse rağmen servetini artırdı.

ABD’de Corona Virüs kısıtlamalarının başladığı 18 Mart 19 Mayıs arasında milyarderlerin toplam serveti 434,5 milyar dolar arttı.

Böylece 600’ü aşkın ABD’li milyarderin toplam serveti 3 trilyon 382 milyar dolara ulaştı.
Ülkenin en zengin 5 ismi Jeff Bezos, Bill Gates, Mark Zuckerberg, Warren Buffet ve Larry Ellison’un toplam serveti bu dönemde 75,5 milyar dolar arttı.

NET KEHANET DİJİTALİZM İŞ BAŞINDA
Bir şirketin hazırladığı Global Mobil Uygulama Trendleri raporuna göre
Uzaktan çalışma uygulamalarının kullanımında artış bir önceki yılın aynı dönemine göre: %105
Yeni uygulama indirmeleri, bir önceki yılın aynı dönemine göre %70
İndirilen uygulamalarda uygulama içi ücretli kullanımlarda artış: %75

Yeme içme uygulamalarına girişler %73
Yeme içme uygulamalarını yeni indirenler %21
Oyun uygulaması indirmeleri %132

Genel ortalamada; uygulama girişlerinde %47, yeni uygulama indirmelerinde %75 artış, bu dönemde gerçekleşmiş.

Yani, bilişim çağı, bilgi çağı, dijitalleşme, e-ticaret…
10 yılda aldığı mesafeyi, 1,2 ayda katetmiş.

BİR GRETA VARDI
Hangi referans ve güçle Birleşmiş Milletler Kürsüsü’ne çıktığını bilmiyoruz.
İsveç’li, 14 yaşında, kızgın bir çocuk vardı, Greta.
Dünya liderlerinin gözünün içine baka baka onlara parmak sallıyordu.
“Boş sözlerinizle benim hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız.
Ama buna rağmen şanslılardanım.
İnsanlar acı çekiyor.
İnsanlar ölüyor. (23 Eylül 2019)” Diyordu.
Salgın sürecinde; çevre, deniz, orman, hava, ozon…
Greta’nın talepleri bir bir yerine geldi.
Sanki Greta; Firavun’un büyücüsüydü ve sahte bir iyileşme büyüsü yaptı.

Onun istedikleri sahtede olsa gerçekleşti ama bazı şeyler de gündemden neredeyse düştü:
Hong Kong’da gösterileri, Fransadaki sarı yelekliler, Kudüs’ün İsrail’e başkent yapılmak istenmesi, Suriyeli göçü, Dünyadaki Gelir Dağılımı Adaletsizliği… Hokus pokus, dünyanın yakıcı gündemleri kayboldular.

Bu gündemler mutlaka yok olmadı.
Kim, nasıl, ne zaman, ne şekilde gündemimize getirecek, henüz meçhul.

ÇOK SORU VAR ÇOK
Salgın, Dijitalizm ve Gözetleyici Kapitalizm eksenli çok sayıda soru var.
Geleceği bu sorulara vereceğimiz, üreteceğimiz cevaplar belirleyecek.
Her soru aynı zamanda bir merak olduğu kadar bir cevap anahtarı.
Bir kaçını düşünmek için sizlerle paylaşmak istiyorum:

Kıpır kıpır oldukları halde, sokağa çıkma yasağından; 20 yaş altı gençler neden rahatsız değil ?
65 yaş üstü yaşlılar, sevdikleriyle nasıl iletişim kuruyor, dijital platformları kullanmaya nasıl ikna oldular?
Kimler kaybediyor, kimler kazanıyor?
Mücadelede başarılı olan ülkeler neden başarılı oluyor, neye sahipler, ya da kaybetmedikleri ne?
Bu süreçte, hangi meseleler hasır altı ediliyor, bu meseleler yeniden gündeme geldiğinde, nasıl bir süreç çalışacak?
Duran hayat kimin kodlarıyla başlayacak?
Hayatın olmazsa olmazı olan dijital evren aslında nedir? İnsan digital matrixin ne yanına düşüyor?
Yeni denge güvenlik özgürlük sağlık mıdır? Dengeyi kim ya da kimler kuracak? İhtilaf olduğunda, insanlar meşru otoritelere mi güvenecek, dijital platformlara mı?
Makineleştirme sürecinde, insanları çip takmaya nasıl ikna edersiniz?
Teknolojinin ana vatanı olan ABD, Türkiye’nin ürettiği solunum cihazını neden aynı kalite ve hızda üretemedi?
İşçileri kim işten çıkarıyor, kim korumaya çalışıyor?
Devlet aklı ile özel sektör aklı rekabetinde avantaj kimden yana?
İnsanlığın yaşadığı diğer salgınlara göre hasar daha az, öngörülebilir, önlenebilir olduğu halde neden daha büyük yaşıyoruz?
Özel kişiler, iş dünyası, siyasal iktidar… Yeni dünyayı kim düzenleyecek?
Gözetim Kapitalizmi nasıl işliyor, kim işletiyor?
Google kimin, facebook kimin, twitter kimin apple kimin? Devlet otoriteleri Twitter’ı akretide edecek meşruiyete sahipken, Twitter devlet başkanlarını nasıl akredite edebiliyor?
Dijitalizm sürecinde: Anarşizm, Dijital Demokrasi, Despotizm… hangisine yakınız?
Davranışsal opsiyon piyasaları nedir? Bu piyasanın patronu kim ya da kimlerdir?
İnsanların varlığı olan verileri gösterme iradesi kimin elinde, kime ne ve ne kadar gösteriyorlar?
Kullanıcı verilerimizi rızamız olmadığı halde alanlar, köleleştirmede yeni bir versiyon mu deniyorlar?
Kim gözetliyor, kimler gözetleniyor, devlet ne yana düşüyor?
Devlet meşru olarak denetlenirken, devletin bile denetleyemediği bir güç neler yapabilir?
Digitali biz mi evcilleştireceğiz, yoksa o mu bizi evcilleştirecek?
Biz mi Google da arama yapıyoruz, Google mı bizde?
Google mı, Watsapp mı, Twittter mı bedava, kullanıcılar mı bedava?
Bilgide Bölüşüm Çatışması nasıl devam edecek: Kim biliyor, kimin bildiğine kim karar veriyor, kimin bildiğine kimin karar verdiğine kim karar veriyor?
Aynı zamanda bir davranış geliştirme aracı olan Pokemon Go, hayatın her anını kuşatıyor mu? Covıd 19 iletişim süreci böyle bir oyuna ne kadar benziyor?
Gereksinim, bağımlılık, alternatif eksikliği bizi dijital kullanıma her gün biraz daha mecbur mu bırakıyor?
Devletler salgın sırasında canlarını dişlerine taktılar, dijitalizmin baronları ne yaptılar?
Kukla kim, kuklacı kim, meşru otoriteler nasıl inisiyatif alacak, alabilecek mi?

TEHDİT KİMEYDİ?
Son olarak bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bu Dijitalizmden ziyade müesses dünya düzenini ilgilendiren bir sorun.
Dünya Sağlık Örgütü, ABD Başkanı, Çin devlet yetkilileri bu dönemde bir tartışmaya taraf oldular.
Bu tartışma virüsün kaynağı ile ilgiliydi.
Kovid 19 doğal mıdır labaratuvar eseri midir?

Taraflardan hiç biri böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylemedi.
“Mümkün ama bu öyle değil” sonucu çıkaracağımız cümleler kurdular.
Bu çapta bir salgın oluşturacak virüsün labaratuvar ürünü olabileceğini bir bakıma te’yid ettiler.

İnsanlığın geleceği için çok büyük bir tehdit olan bu itiraf da gündem içinde kaybolup gitti.
Bu bahis, müesses düzenin, Dijitalizme bir meydan okuması mıydı?
Müesses nizam, karşı karşıya olduğu tehdidin farkında ve buna daha büyük bir tehditle mi cevap veriyor?

Yorum bırakın