
“İnsan bir haberin önünden, bir devin nefesinden nereye kaçabilir?”
Mustafa KUTLU
İskender doymak bilmez komutandı MÖ 356-323).
Hiç bir zaferi, yetinmek için yeterli değildi.
Doğu seferi sırasında, Hindistan’da, beklemediği bir direnişle karşılaştı.
Durdu. Düşündü.
Galibiyet için düşmanın sanatkarlarını devşirdi.
Stratejik aklıyla fil ordusunu, çil yavrusu gibi dağıttı.
Hükümdarı tahtından indirdi.
Koca ülkeye hükümdar tayin etti.
Sonra, ardına bakmadan çekip gitti.
Toplam 33 yıllık ömrüne, Hindistan için ayıracak başka zamanı yoktu.
Yeni zaferler için yeniden yola düşer düşmez, hükmüne isyan başladı.
İsyan çok sürmedi, atanmış vekil tahttan indirildi.
Hükümdar soyundan Debşelim iş başına getirildi.
Bilmiyordu. Zalimdi. Gaddardı. Kabaydı. Hükümdardı.
Ülkenin uleması; “ya yola gelir ya ölürü”z diye sınırsız gücünü dizginlemek için harekete geçti.
“Zulmüne boyun eğmişler” olarak anılmak istemiyorlardı.
Ulemalar reisi; Beydaba, hükümdarın huzuruna çıktı.
Debşelim’e, yaptığının ne olduğunu, gözlerinin içine bakarak sükunetle haykırdı.
Had bilmezliğine hüküm verildi, cezalandırıldı.
Tohum toprağa düşmüştü.
Su kaynamaya başlamıştı.
Debşelim’in iç denizinde fırtınalar kopuyordu.
Beynini şimşekler, yıldırımlar dövüyordu.
Beydaba hapisteydi.
Hükümdar; “Hakikate zincir vurarak, ancak kaybederim” dedi.
Kendiyle savaştı.
Kibrine karşı aklıyla zafer kazandı.
Beydaba’yı huzuruna getirtti.
Aynı hakikatler, aynı kararlılıkla, aynı tonda tekrar söylendi.
Hükümdar hakkı teslim etti.
İyi bir hükümdar olmak için ahdetti.
Çok uğraştı. Çok istedi. Başardı.
Alimlerin reisi, veziri oldu.
Büyük, güzel, kalbe dokunan işler yaptı.
Aklı Beydaba olan hayırlı işleriyle, tahtını sağlamlaştırdı.
Dahasını istedi.
Tarih boyunca yaşamak için bir kitap diledi.
Mühlet bir yıldı.
Süre bittiğinde kitap hazırdı.
2300 yıl sonra bugün hem Debşelim, hem Beydaba o kitapla birlikte yaşıyor.
Kelile ve Dimne.
Ortak muratları; halkın, idarecilerin, sanatçıların, büyüklerin, küçüklerin… Herkesin kendince anladığı, kendini bulduğu bir kitabı, en büyük mirasları olarak bırakmaktı.
Kitapta hayvanlar konuşuyordu.
Onların dilinden insanlara büyük dersler veriliyordu.
Bu yolla dersler bir karakter, bir dönem, bir ülke, bir millet…
Söz, sınırlarından boşalıyordu.
Arslan, Çakal, Ördek, Kaplumbağa, Kaplan, Pars, Domuz, Fare, Çaylak, Güvercin, Kaplumbağa, Ceylan, Baykuş, Serçe, Tavus, Kaz, Ördek, Devekuşu, Tavşan, Keklik, Kedi, Köpek, İnek, Maymun, Gelincik, Leylek… Hayvan dilinden, insanlar ders almayı, ders vermeyi sevdi.
Gizli bir hazine olarak saklanan bu bilgelik kitabı, herkesin peşinde olduğu bir hazineye dönüştü.
Türlü yollarla saraylardan aşırıldı, zamanla tüm dünyaya yayıldı.
Kelile ve Dimne; Debşelim için bir ölümsüzlük pınarıydı.
Kendisinden sonra gelen pek çok sultan, pek çok imparator, pek çok padişah bu esası takip etti.
Halen yeryüzü sultanları, benzer eserler verdikleri, benzer eserleri himaye ettikleri için yaşıyorlar.
İç içe geçmiş, muhteşem kurgulanmış kitap, 2300 yaşında.
Halen yaşıyor.
Görüldüğü kadarıyla da yaşlanmayacak.
Kelile ve Dimne; uzun ömürlü olmanın yolu, belki ölümsüzlüğün rotası.
Herkese ne güzel ders!
Ömer Rıza Doğrul tercümesinden, altını çizdiğim bazı cümleleri, sizlerle paylaşmak istiyorum.
Cümleler, yurtlarında, hikayeler içinde, doğal olarak daha anlamlı.
Bu yüzden, alıntıların bütünü ifade etmekten uzak olduğunu özellikle belirtmeliyim.
Sizin altını çizeceğiniz cümleler çok daha farklı olabilir.
Dost tavsiyesi; mutlaka okuyun!
Okuduysanız, tekrar okuyun.
SÖZ BEYDABA’NIN
• Şerefli mevkilere yükselmek
güç olduğu halde
yüksekten düşmek çok kolaydır.
• Kendisini,
muradına erdirecek bir işi,
korunabileceği bir korku yüzünden terk eden kimse
hiçbir büyük iş başaramaz.
• Yardımcılar
denenmemiş kimseler olurlarsa,
onların çokluğu,
belki de iş bakımından zararlı olur.
Çünkü iş, yardımcıların çokluğu ile değil,
belki bunların özlülüğü,
işe yararlığı ile yürür.
• Hükümdarın işi
altı şey yüzünden bozulur:
Mahrumiyet, fitne, ihtiras, zaman ve hamakat.
• Nice küçük ve zayıf kimse vardır ki
zeka, deha ve düşüncesiyle
nice nice kuvvetlilerin aciz kaldıklarını başarmıştır.
• Öküzü bertaraf etmek için
arslanı da feda etmek lazım gelirse
bundan sakın.
• Akıllı kimse,
aklın göstereceği yoldan ümidi kesmez,
zerre kadar nevmit olmaz
ve uğraşmaktan vazgeçmez.
• Fena olan kimse
layık olmadığı yere yükselinceye kadar
iyi ve faydalı görünür.
• Hayırhah kimsenin
sözünü kabul etmek
ve sözünün ağırlığına dayanmak gerekir.
• Her suçun bir cezası vardır.
Aleni suçlarınki aleni,
gizli suçlarınki de gizlidir.
• Hükümdarların
arkadaş oldukları kimselere karşı vefasızlıkları
ve kaybettikleri dostlara karşı teessürleri,
bir dost kaybettikçe yenisini karşılayan
fahişelerin vefasızlığına ve teessürüne benzer.
• Fena kimselerle düşüp kalkmak,
iyilerden şüpheye saik olabilir
ve bu hal insanı hataya düşürebilir.
• Nasihatini ve muhabbetini
şükretmiyen kimseye ibzal edenler,
tuzlu toprağa ekin ekenler gibidirler.
Kendini beğenen kimseye söz söyleyenler
ölüden akıl danışan,
yahut sağıra sır tevdi eden kimselere benzerler.
• Dünyada yapılacak en büyük iyilik,
korku içinde yaşayan bir kimseyi emniyete kavuşturmak,
heder edilecek,
boşu boşuna akıtılacak bir kanı korumaktır.
• Şayet arslanın arkadaşları
ölümünü istemek hususunda birleşmişlerse,
bunlardan korunmağa
ve bunlara karşı gelmeğe imkan yoktur.
• Taş insanlardan da
sudan da serttir.
Fakat su, taşın üzerinden aka aka onu deler, aşındırır.
• Deniz,
dalgalarıyla deniz,
hükümdar, yardımcılarıyla hükümdar olur.
• Doğrulmayacak şeyi doğrultmaya uğraşma!
Kesilmeyecek derecede sert taş üzerinde
kılıçlar denenmez
ve eğilmeyen ağaçlardan da yay yapılmaz.
• Dost olduğu bir adamın
başkasına kötülük ettiğini gören bir kimse,
kendisinin de başka bir muamele görmeyeceğini anlar.
Çünkü vefasız olan bir kimseye muhabbet göstermeğe,
dinlemiyen ve istemiyen bir kimseye edeb öğretmeğe,
sır saklamayan bir kimseye sır tevdi etmeğe kalkışmak kadar
boşuna sarfedilmiş bir emek yoktur.
• Sevmediğin kimseden uzaklaş!
• Yapmaları icap eden işlerden başkasını yapanlar,
bir hiç sayılmağa layıktırlar.
• Batıl üzerinde dostlara
ve arkadaşlara uymak, zillettir.
• Yalanla ve desise ile
masumu itham eden yalancı hakkında
bir şey bilip de saklayan kimse,
suçta da, cezada da ona ortak olur.
• İyilik yapmaya alışık olan kimseler için
iyilik yapmak kadar kolay bir şey yoktur.
• Zan ile hak ihkak olunmaz.
• Hakimliğe ait işlerin doğrusunu, doğrular;
eğrisini eğriler ve sahtekar olan kimseler
kendilerine örnek yaparlar.
• Menfaatini
başkasının zararında arayan
ve bunun için hilekarlık ve yalancılık eden kimse
mutlaka cezasını bulur.
• Güzel huy,
saklanan,
lakin güzel kokusu yayılan misk gibidir.
• Su fıkır fıkır kaynatılabilir,
fakat kaynadığı halde bir ateşin üzerine döküldü mü,
ateşi mutlaka söndürür.
• İyiler arasındaki dostluk
bir altın maşrapa gibidir.
Zor kırılır, kolaylıkla tamir edilir.
Kötüler arasındaki meveddet ise süratle kesilir,
güçlükle bağlanır,
bu dostluk, topraktan yapılan maşrapa gibidir.
• Dünya menfaatleri için iyilik edenlerin iyilikleri,
avcının kuşlara yem atması gibidir.
• Arkadaşı olmayan kimsesizdir
ve kimsesizin adı ve hatırası anılmaz.
• Dünyada tedbirli olmak kadar akıllılık,
eziyetten çekinmek kadar edep,
güzel huylu olmak kadar asalet
ve memnun olmak kadar zenginlik yoktur.
• Mert olan insan,
parası olmasa da şeref sahibidir.
Nasıl ki bir arslan, ininde çömeldiği zaman da arslan ise,
mürüvvetsiz bir zengin de,
bütün servetiyle beraber,
altın tasmalar ve altın bilezikler takan
bir köpek gibi hakirdir.
• Tembel ve mütereddit kimse,
hiçbir vakit iyiliğin arkadaşı olamaz.
• Filin biri çamura saplandı mı,
onu ancak filler kurtarırlar.
• Aklı başında olan kimse,
hiçbir düşmanı hor görmez.
Çünkü düşmanını hor gören kimse aldanır.
Aldanan kimse,
düşmanından kurtulamaz.
• Kim ki kuvvetine aldanarak zayıfları hor görürse,
onun kuvveti başına bela olur.
• Kılıç, eti yaralar ve yara kapanır.
Fakat dilin açtığı yara kapanmaz
ve tedavi kabul etmez.
Ok insanın vücuduna saplanır,
sonra çıkarılır.
Fakat insanın kalbine işleyen söz okları
bir kere saplanır ve bir daha çıkmaz.
• Her yangını söndürmek mümkündür.
Ateş su ile, zehir panzehir ile,
hüzün sabır ile,
aşk ayrılık ile söner.
Fakat kin ateşi asla sönmez.
• Sözünü esirgemeyen kimse,
ilk önce beğenilirse de,
akıbetinden korkulur.
• Bir işi yapmak için
tam fırsat elverdiği zaman onu yapmayan kimse
akıllı sayılmaz.
• Servete konarak ifrata sapmayanlar;
ihtiraslarına kapılarak rezil olmayanlar;
bozuk kafalı kimselerin reyiyle hereket ederek
tehlikeye düşmeyenler
çok azdır.
• Gururu yüzünden
işlerini yüzüstü bırakan,
zayıf ve aciz vezirler kullanan hükümdarlar da
devletinin sağlam temelli olacağına,
tebasının refaha kavuşacağına güvenmesin.
• Bir tek dirayetli adamın düşüncesi,
düşmanı helake uğratmak hususunda
kuvvetli, kudretli, hazırlıklı,
sayısı yüksek orduların yapamayacağını yapabilir.
• Hükümdar,
tebaasının gözünü aydınlatmazsa,
o keçi kuyruğundan farksız olur ki,
zavallı oğlak onu meme sanarak emer durur,
fakat hiçbir gıda alamaz.
• Devlet işi,
çok kıymetli bir iştir.
Bunu üzerine alan kimse,
onun hakkını ödemek
ve o hakkı sağlamlamak mevkiindedir.
Yoksa, bu iş süratle elden gider
ve bu gidişin sürati
gölgenin nilüfer yaprakları üzerinden kaçmasına benzer.
• Akıl,
dibi görünmeyen bir deniz gibidir.
Felaket ne kadar büyürse büyüsün,
o denizi tüketemez.
• Her işin bir vakti vardır.
Vakti geçince,
ondan hayır umulmaz.
• İçi kin ve intikam hisleriyle tutuşan kimsenin gösterdiği yumuşaklık
ve güler yüzlülük
onun ne müthiş hınç beslediğini göstermekten başka
bir işe yaramaz.
• En vahşi fili avlamak için
ehlileşmiş filden istifade edilir.
• Nasıl ateş eşelenmekle
ve beslenmekle parlarsa,
kin de parlamak için vesile arar
ve bu vesileyi bulunca alev saçar.
• Yüreği yanan ve yas tutan felaketzedenin
ne duyduğunu,
ancak aynı derde uğrayanlar bilirler.
• Düşmanının sözüne aldanarak
aklına güvenmeyen kimse,
kendi nefsine karşı
düşmanından daha yaman bir düşman sayılmağa layıktır.
• Malın en kötüsü,
sarfedilemeyendir.
Eşlerin en fenası,
birbirine uygun olmayandır.
Evlatların en kötüsü,
ana babasına karşı gelendir.
Arkadaşların en kötüsü,
felaket ve buhran anlarında arkadaşına yardım etmeyendir.
Hükümetlerin en kötüsü,
masumu korkutandır.
Memleketlerin en kötüsü
emniyetten mahrum olandır.
Yurtların en kötüsü
verimsiz olandır.
• Hükümet
ancak rey sahibi kimselerle idare edilir
ve bunlar ancak muhabbet ve hayırhahlık ile tutulabilir.
• Devlet işleriyle meşgul olan bir adamın
bir saat içinde çekeceği tasa ve endişe,
başkalarının bütün ömürlerince çekecekleri
tasa ve endişeye denktir.
• Basiretin bir hükümdar için başı,
dostlarını tanımak,
onlara layık oldukları mevkii vermek
ve bunların birbirlerine karşı gösterdikleri kıskançlıkları
ve rekabetleri tanımaktır.
• Dostların en kötüsü,
başkasına zarar vermek pahasına
kendi menfaatini arayandır.
• İşin sonunu düşünmeyenler,
belalara uğramaktan korunamazlar.
Tehlikelere düşmekten kurtulamazlar.
• Değersiz sandığın bir cevheri bulursan,
erbabına göstermeden atma!
• Aklı başında olan kimse
ceza vermekte acele etmemeli
ve sonradan uğrayacağı pişmanlığı hatırlayarak
ceza vermek hususunda
son derece ihtiyatlı davranmalı.
• Her kim
kendine uymayan bir işin peşinde koşar,
yapamayacağı bir işi yapmağa özenirse,
onu cahil saymak icap eder.
• Hayrın olmasını isteyen kimse,
hayrı yapan kimse kadar bahtiyardır.
