
Dolar bir kâğıt.
Üzerinde rakamlar, şekiller, resimler var.
Bir Amerikan doları üretmek için harcanan para, üzerinde yazan değer değil.
Ama dünyanın neredeyse her yerinde o kâğıdı cebinizden çıkardığınızda bir karşılığı var.
Neden?
Güveniyoruz.
Daha doğrusu sadece biz güvenmiyoruz. Başkalarının da güvendiğine güveniyoruz.
Bir Amerikalının, Türkün, Çinlinin, Arabın yarın da o kâğıdı kabul edeceğine inanıyoruz.
İnanmak değer üretiyor.
Sonra değer güç üretiyor.
Dolar dünyanın rezerv parası oluyor. Ticaret onunla yapılıyor. Borç onunla alınıyor. Servet onunla saklanıyor.
Bir zaman sonra mesele dolara güvenmek olmaktan çıkıyor.
Dolarsız kalmaktan korkmaya başlıyoruz.
İşte mesele burada.
Güven korkuya dönüşüyor.
Amerikan ekonomisi batık olduğu halde bu yüzden güçlü.
Para Körfezin olduğu halde Amerikalı olduğu için Körfez Amerikaya mahkum.
Dünya çapında pervasızca uygulanan yaptırımlar, bu yüzden uygulanabiliyor.
Sadece para mı?
Değil.
İnsanlar bazen bir insana inanıyor.
Önce söylediklerine.
Sonra bildiklerine.
Sonra onun kendilerinden daha iyi bildiğine.
Sonra sadece onun bildiğine.
Lider böyle doğuyor.
Kült biraz sonra.
Başlangıçta insan lidere güvendiği için yanında duruyor. Sonra liderden ayrılırsa yalnız kalacağına, yanlış yapacağına, hakikatten uzaklaşacağına inanmaya başlıyor.
Artık orada kalmasının sebebi güven değil.
Korku.
Amerikan halkı Trump’ın 5000 Dolar dağıtacağına inanıp, desteğini teyid ederse, Trump’ın vazgeçilemez olduğu bir dünya sistemi kurulacak. Ne kötü kader.
Bu arada yapay zekâ daha yolun başında.
Soruyoruz, cevap veriyor.
Yazdırıyoruz, yazıyor.
Hesaplatıyoruz, hesaplıyor.
Aratıyoruz, buluyor.
Daha iyi yaptıkça daha fazla işimizi ona bırakıyoruz.
Daha fazla bıraktıkça daha azını kendimiz yapıyoruz.
Bugün yapay zekâyı kullanan öne geçeceğine inanıyor.
Yarın kullanmayan geride kalmaktan korkacak.
Sonrası daha ilginç.
Kendi aklımızla verdiğimiz kararın doğruluğundan, yapay zekâya sormadan emin olamadığımız gün ne olacak?
Varlığımızın yoklukla karşılaşması korkusuyla yüzleşeceğiz. Yok olmasak bile anlamsızlaşacağız. İnsanın anlamsızlaşacağı bir dünyayı kendi ellerimizle kuruyoruz.
Kültlerin hikâyesini de.
Önce güvendik.
Güven değer üretti.
Değer güç üretti.
Güç vazgeçilmezlik üretti.
Vazgeçilmezlik korku üretti.
Yapay zeka da bu bahisten…
Sonunda güvendiğimiz için güçlenen şey, gücünü ona güvenmemizden değil, onsuz kalmaktan korkmamızdan almaya başladı.
Güven Korku Paradoksu dediğim şey bu.
Pozitivist bir cehennem çukuru.
İnsan güvendiğine güç veriyor.
Verdiği güç büyüdükçe ona daha çok güveniyor.
Bir yerden sonra terazinin kefeleri yer değiştiriyor.
Güvenenle güvenilenin yeri de.
İnsan artık inandığı için değil, inanmamanın bedelinden korktuğu için inanıyor.
Doların hükümranlığı.
Kült liderin iktidarı.
Yapay zekânın muhtemel geleceği.
Geç kalmış bir soru olarak sorayım;
Güvendiklerimiz ne zaman bizim onlara duyduğumuz güvenden daha güçlü hale geliyor?
O anı yakalayamazsak ki çok konuda yakalayamadık insan için yeryüzü yaşanılmaz hale geliyor.
Çünkü o andan sonra güven bizim gücümüz değil, güvendiklerimizin bizim üzerimizdeki gücüne dönüşüyor.
Sanki, yani, mutlaka, belki bu gözle güvendiklerimizi bir gözden geçirmekte fayda var.
