Dusseldorf

(Eylül, 21, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined
Gece 03. 1 saat sonra uçacağız. Yanlış yola giriyorum. Bunca boşlukta uçağı kaçırma ihtimaline gülüyorum. Neyse ki çok kaybolmadan yolu bulup alana ulaşıyoruz. Önce check-in. Sonra yurtdışına çıkış haracı. Aslında ihracatçı birliklerine kayıt olanlar ödemiyor. Buna karşılık ben üye olan ve ortağı olduğum şirketin mekanizmasını çalıştırmıyorum. Paşa paşa ödüyorum çıkış parasını. Aslında ben ödemiyorum. Arkadaş ödüyor. Ne farkediyorsa…

Yeni Acı Nöbeti

(Eylül, 26, 2006, baydaroglu.blog.com) 

undefined
Saat kaç? Zil neden böyle amansız çalıyor. Ben Ramazan’da biraz daha uzun boylu uyumayacak mıydım? Çaresiz kalkıyorum. Komşu heyecanlı, korkulu, ricacı. Ne olduğunu anlamadan giyiniyorum. yukarıdayım….

60 yaşlarında beyaz saçlı amca etrafa saldırıyor… Komşunun babası; akciğer kanseri. odada bir süre yalnız kalınca korkmuş. Şuurunu kaybetmiş… Zor güç arabaya bindiriyor yola çıkıyoruz. 5 yıldızlı otele dönmüş SSK’dayız… Bildik koşturma, bildik öfke, bildik vurdumduymazlık devam ediyor… Amca yavaş yavaş kendine geliyor… Eve dönüyoruz. O yeni bir acı nöbetini bekleyecek, bizim yeni bir anımız var… Her tarafım ağrıyor. Etim acıyor…

Pos Bıyıklının Özel Görüntüleri

(Ağustos, 28, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Üniversiteye yeni başlamıştık. Tartışma programlarının gündem belirlediği günlerdi. Katılımcı tartışmayla yeni yeni tanışıyorduk. Pos bıyıklı bir adam siyaset meydanı isimli bir program yapıyordu. Karizmatik ve meydanın hakimiydi. İletişim fakültesi okuyup gazeteci olacaktık. Araştırmacı gazeteci. Bir gün biz de böylesi programlarda kelli felli adamları yönetecektik. Ham hayal. Gerçekleşmedi. Bugünlerde Pos Bıyıklı’nın özel anlarında yapılan gizli çekimler gündemde. Aslında çok absürt bir şey yok. Olağan sevişme dakikaları. Cinselliği özgürleştirme adına yapılan mücadelenin doğal bir sonucu. Pozisyon zenginliği, şiddet, tahrik, zorlama vs. hiç bir şey yok.

Okumaya devam et

Allah’tan Elinde Fırlatacak Birşey Yok!

(Ağustos, 27, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Lübnan’a asker gönderme konusunda hükumet henüz bir karar almış değil. BM’nin yaklaşımı ve bölgede kesin ateşkes şartlarının oluşması bekleniyor. Talep edilen şartlar gerçekleşirse muhtemelen asker gönderme kararı alınacak. Alınan karar meclise gönderilecek ve eğer meclis onaylarsa Lübnan’a asker gönderilecek.

Okumaya devam et

Bıyıklandım

(Ağustos, 27, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Urfa’yla ilgili yapacağım çalışma için şehirle ilgili bir çok kitap almıştım yanıma. Birine başlayabildim. Zaten başladığımla kaldım. Diğerlerini götürdüğüm kadar bakir geri getirdim. Kısmen okuduğum kitapta Urfa’nın tarihi, hangi medeniyetlerin yaşadığı, hangilerinin sırra kadem bastığına dair bir paragraf vardı. Kaybolan medeniyetlerden ismini hatırlamadığım biri hakkında şöyle bir ifade geçiyordu “Helenleşmek istiyorlardı ve bunu başardılar!” Avrupalılaşma maceramız geldi gözümün önüne.

Okumaya devam et

Daha Gerçek Değil

(Ağustos, 11, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Koca bir yatak.

Sıcak bir duş.

Ömrüne henüz başlamış diş fırçası.

Ortasından sıkılmış diş macunu.

Kahvaltı masası.

Balkonda koca kültablası.

Arabanın arasına konuşlandığı ağaçlar.

Okumaya devam et

Kötü Şeyler Olma İhtimali

(Ağustos, 10, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Körpe yüreği uykuya direniyor.

Yüzü değişiyor.

O güzelim çocuğun gözlerine korku yerleşiyor.

Ne oldu diyorum.

Kardeşine bir şey olmasından korktuğunu söylüyor.

Yaşamak istemiyorum diyor.

Okumaya devam et

Biri Hepsi Hepimiz

(Ağustos, 8, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Legal dünyada sıradan biriyken, aniden belki de hiç istemeden karanlık işlerin bir parçası oluverir. Vito Carlione, Marlon Brando’nun canlandırdığı müthiş karakterle zihnimizde çerçevesini bulur. Baba. Karanlık alemlerin kralı. Çevresinde yalnızca torunu varken ani bir kalp krizi ile çaresiz yere yıkılır, ölür. Ailenin tek legal’i Micheal alır yerini.

Okumaya devam et

Kuru Temizleme ve Kaldırımlar

(Temmuz, 6, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Hiç ölçmedim. Hayalimde 15-20 metrekare kalmış. 10 metrekare de arkası. Toplam 30-35 metrekare. Camlar neredeyse yere kadar uzanıyor. Camları taşıyan ince profiller yer yer paslanmış. Yerle bağlantı kuran metaller de. Dev bir makine, çamaşır makinesi görünüyor buharlı ütünün arkasında. Yüzeyi oranja yakın kırmızı. Çamaşır atılan kısım kromaj çelik görünümünde. Ceketler, pantolonlar, etekler, gömlekler, zaman zaman çarşaflar gök yüzünden salınan yapraklar gibi askılıklarda. Gerektiğinde bir çubuk yardımıyla indiriyoruz onları.

Okumaya devam et

Latife Toprak Olmuş Mendili Kara Örtü

(Temmuz, 1, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Yorgunum. Ak Merkez yokken huzur kokan sokaktan çıkıyorum. Söz verdim. Parka götüreceğim gözbebeğimi. Yeni açılan yoldan salınıyorum. Hayret. Yanlış yola girmeden 2. köprü yolundayım. Gültepe sapağından keşmekeşe dalıyorum. Cuma. Pazar yeni kalkmış. Kudurmuş arabaların kalabalığına laylon torbalar eşlik ediyor. Çok zaman yaşadığım geliyor başıma. Onlarca kez gittiğim yerde kayboluyorum. Neyseki insaflı yollar. İki çocukla şenleniyor araba. Diğer eve doğru yola çıkıyoruz. Saat 22.50. Bütün enerjisiyle ayakta. İki çocuk bir kadın daha biniyor araca. Dereyoluna, Sadabad’a salınıyoruz. Çocuklardan biri radyoyu popa kuruyor.

Okumaya devam et