(Ağustos, 10, 2006, baydaroglu.blog.com)

Körpe yüreği uykuya direniyor.
Yüzü değişiyor.
O güzelim çocuğun gözlerine korku yerleşiyor.
Ne oldu diyorum.
Kardeşine bir şey olmasından korktuğunu söylüyor.
Yaşamak istemiyorum diyor.
Okumaya devam et(Ağustos, 10, 2006, baydaroglu.blog.com)

Körpe yüreği uykuya direniyor.
Yüzü değişiyor.
O güzelim çocuğun gözlerine korku yerleşiyor.
Ne oldu diyorum.
Kardeşine bir şey olmasından korktuğunu söylüyor.
Yaşamak istemiyorum diyor.
Okumaya devam et(Ağustos, 8, 2006, baydaroglu.blog.com)

Legal dünyada sıradan biriyken, aniden belki de hiç istemeden karanlık işlerin bir parçası oluverir. Vito Carlione, Marlon Brando’nun canlandırdığı müthiş karakterle zihnimizde çerçevesini bulur. Baba. Karanlık alemlerin kralı. Çevresinde yalnızca torunu varken ani bir kalp krizi ile çaresiz yere yıkılır, ölür. Ailenin tek legal’i Micheal alır yerini.
Okumaya devam et(Temmuz, 6, 2006, baydaroglu.blog.com)

Hiç ölçmedim. Hayalimde 15-20 metrekare kalmış. 10 metrekare de arkası. Toplam 30-35 metrekare. Camlar neredeyse yere kadar uzanıyor. Camları taşıyan ince profiller yer yer paslanmış. Yerle bağlantı kuran metaller de. Dev bir makine, çamaşır makinesi görünüyor buharlı ütünün arkasında. Yüzeyi oranja yakın kırmızı. Çamaşır atılan kısım kromaj çelik görünümünde. Ceketler, pantolonlar, etekler, gömlekler, zaman zaman çarşaflar gök yüzünden salınan yapraklar gibi askılıklarda. Gerektiğinde bir çubuk yardımıyla indiriyoruz onları.
Okumaya devam et(Temmuz, 1, 2006, baydaroglu.blog.com)

Yorgunum. Ak Merkez yokken huzur kokan sokaktan çıkıyorum. Söz verdim. Parka götüreceğim gözbebeğimi. Yeni açılan yoldan salınıyorum. Hayret. Yanlış yola girmeden 2. köprü yolundayım. Gültepe sapağından keşmekeşe dalıyorum. Cuma. Pazar yeni kalkmış. Kudurmuş arabaların kalabalığına laylon torbalar eşlik ediyor. Çok zaman yaşadığım geliyor başıma. Onlarca kez gittiğim yerde kayboluyorum. Neyseki insaflı yollar. İki çocukla şenleniyor araba. Diğer eve doğru yola çıkıyoruz. Saat 22.50. Bütün enerjisiyle ayakta. İki çocuk bir kadın daha biniyor araca. Dereyoluna, Sadabad’a salınıyoruz. Çocuklardan biri radyoyu popa kuruyor.
Okumaya devam et
Dünyanın yeni mabedleri var artık.
Metrocity de onlardan biri.
Sanki başkaldırıyor göğe.
Bazen bulutlar sarıyor yarısına kadar.
Efsanelerden çıkmış gibi.
Gün İstanbul’dan çekilince martılar tavaf yaparcasına başında dönmeye başlıyorlar.
Okumaya devam et(Haziran, 13, 2006, baydaroglu.blog.com)

Reklam ajanslarımızın büyük bir bölümü yabancı ortaklı. Kristal elma verilerine bakılırsa başarılılar da. Sermaye gerektirmeyen bu sektörde yerli olanların sayısı ise yok denecek kadar az. Yabancı ortaklılar da yerlileri çalıştırdığına göre neden kristal elma alan yerli ajanslarımızın sayısı bu kadar az? Yabancı bir şirketin personeli olmayı ne kadar da çok seviyoruz!
Okumaya devam et(Haziran 11, 2006, baydaroglu.blog.com)

“Reklam sektörünün yöneticileri, patronları ve özellikle tüm bayan katılımcılar geceye hakkını vermişler, hepsi birbirinden şık ve özenle seçilmiş kıyafetlerle gelmişlerdi.
Oysa sektörün ‘yaratıcı’ erkeklerinde yıllardır aynı tavır devam ediyor. (Bir iki ajansın jilet gibi gençlerini tenzih ederim.) Erkeklerin genelinde “Bu ödülü takmıyorum ben!” hali… Lastik ayakkabı, blucin, dandik bir tişört… Arkadaşlar kendilerini sanatçı, yaptıkları işi sanat sanıyorlar ya!
(Haziran, 10, 2006, baydaroglu.blog.com)

Cuma. İstanbul trafiği zor. Kristal elma törenlerine yetişeceğiz. Her şeye rağmen çok ta bir şey kaybetmeden ulaşıyoruz. TİM’e. başlamış törene dahil oluyoruz. Bilet alırken yer yok size ancak balkondan yer verebiliriz demişlerdi. Salonda oturuyoz. Boş koltuk sayısı dolulara baş kaldıracak kadar çok. Cenk ve erdem sunuyor geceyi.
(Haziran, 7, 2006, baydaroglu.blog.com)

Yenilme İhtimali
Yenilme ihtimalini kabullenemeyecekseniz ne satranç oynayın ne çelik çomak.
Küfüv (Denklik)
Küfüv kelimesini yıllar önce bir büyüğümüzden duymuştum. Aslında bildiğimiz bir kavram. Denklik. Ancak o evlilikle ilgili denklik diye spesifik bir anlam yüklemişti. Yetiştiğiniz çevre, öğrenim durumunuz, maddi imkanlarınız, hayata bakışınız, konuşma tarzınız, sevdikleriniz, alışkanlıklarınız vs… bunlarda denk bir yaklaşımın, uyumluluk ta diyebiliriz, olması gerektiğini söylemişti. Sonra eklemişti bu ortaklıklar için de geçerlidir diye. Yıllar geçti. Yazık ki bu kadar güzel ve bu kadar doğru bir yaklaşımı rehber edinmemişim ama edineceğim.
Okumaya devam et(Mayıs, 31, 2006, baydaroglu.blog.com)
Karaoğlan, milyonların kalbinde tahtı var. Milyonlarcamızın zihninde hiç bir izdüşüme sahip değil. Biz çocukken o gençti; binlerce gencin hiç yere heba edildiği zamanlarda. Genç olduğumuzda o artık yaşlanmıştı. Heyecanları, beklentileri, hareketleri, duruşu, konuşması herşeyi yavaşlamıştı. Kendisinin de yakalamayı beklemediği bir fırsatı, iktidarı yakalayıvermişti. Afallamıştı. Halet-i ruhiyesine mütenasip bir yönetim sergiledi. Unutulmayacak ve hatırlanmak istenmeyen bir devre imza attı.
Okumaya devam et