“AY BEN ŞOK”! *

Hay görmez olaydım! Gördüm.
Yaş gününü kutlamaya hazırlanan bir kız, “ben ne yapacağım şimdi” diyordu.
Bir başkası, story atamadıktan sonra hayatın ne anlamı olduğunu sorguluyordu.
Fotoğraf, video paylaşamayacağı için tatilini iptal edenler, nişanını erteleyenler…
Instagram kapanınca Instamanya’nın boyutlarını gördüm.
“Ay ben şok” !

Annesinin, babasının, kardeşlerinin, evinin, mahallesinin, hayatın hayalinden başka bir yük taşımasına müsaade edilmeden çadırdan çadıra sığınmaya, ölümden ölümlere koşmaya zorlanan Filistin’in çocuklarından bu kadar ah vah işitmedim.

Okumaya devam et

DİKKAT! SOYKIRIMA İRAN – İSRAİL PERDESİ

Kendi vatanında ve kendi vatanından mülteciydi.
31 Temmuz 2024’te Refik-i Ala’ya iltica etti.
Büyük Şeytan’ın zulmünden kurtuldu.
Ailesinin ve milletinin mensupları gibi şehit oldu.
Şehadeti mübarek olsun.
İsmail Heniye bu dünya yolculuğunu vakarla tamamladı.

Suikast İran’da gerçekleşti.
İran devletinin mahremi Tahran’da, Büyük Şeytan büyük bir cinayet işledi.
Köpek gibi korktukları bir kahramandan sözümona kurtuldular.
Ama insanlığın gözünde şeytanlaştırdıkları İran’ı meselenin göbeğine taşıdılar.
Yaptıklarını İran üzerinden meşrulaştırma telaşındalar.

Okumaya devam et

MECBURİ SABAH YÜRÜYÜŞÜ YAPAN SAHİPLERİNİN SAHİPSİZ BIRAKTIĞI KÖPEK

“Üzür Dilerim Görmedim”
Yürüyorum. Parkurum bu cümleyle başlıyor.
Pendik sahile ilk beton dökülürken yazılmış, öyle görünüyor.
Ana dili Kürtçe olan sonradan Türkçe öğrenen dindar bir Kürt tarafından yazılmış olmalı.
Muhtemelen yeni dökülen betona yanlışlıkla bastığında; özür dileyecek birini aramış, bulamamış. “Bir gözetleyen vardır”, “bir gören olacaktır” “bir emeğe zarar verdim, özür dilemeliyim” diye yaptığı yanlışlığı kayıt altına almış.
Betonu dökenler kaygı dolu bu estetik duruşu silmemişler.
Sahilde şık bir not olarak kalmış.

Parkurumun öbür başında umutlar ve kırık hayallerle dolu zebellah gibi bir AVM var.
Daha önce bir beton firması vardı alanda.
Deniz tarafında kumcular, kum çıkarırlardı.
Kumcuların izleri halen duruyor bulundukları yerde.
Doğal bir bariyer oluşturuyor sahil yolunda.
Bakımsız, pejmürde, terkedilmiş.

Okumaya devam et

BEN VARIM VE BURADAYIM

Sokak simidi güzel şey. Yanına karper iyi gider. Zeytin, bal, kaşar da olur. Hepsi mevcut. Simidin etrafında bir dünya kurmuş fırıncı. Öyle janjanlı ismi yok. Dükkan apartman altı. Büfe olayazmış da olamamış o kadar küçük. Yarısından fazlası odun fırını. Fırının önünde tezgah var. Bir yandan fırın küreği işliyor bir yandan siparişler ve hesaplar ödeniyor. Çay bir kuytuda biteviye kaynıyor. İki küçük dolapta içecekler ve küçük ambalajlı nevaleler duruyor. Simitler ve poğaçalar her dem sıcak. Öyle ki bazen yemek için beklemek gerekiyor. Dükkanın içinde üç küçük masa hizmet veriyor. Dışarıda küçük kahvehane tabureleri ve masaları konulmuş. İçerde 6 dışarıda 8 kişiyi ağırlayabilir. Alıp gidenlerin dışında kalanlar, oturma fırsatı bulduklarında buralarda oturuyorlar.

Eskiden evde kahvaltı hazırlanırdı. Şimdi mutfaklarda bardak çanak, kaşık çatal ve insan sesi azaldı. Yeme içme yerleri çoğaldı. Dükkanın önünde yer bulan çift bahtiyardı. Sonradan sarışın, güneş gözlüklü, şık spor giyimli hanımefendi eşiyle oturdu. Adamın yüzünde tıraş bıçağı arayan bir sakal vardı. Siyah tişörtü hayli giyilmiş olmalıydı. Yakaları nereye gideceklerine karar veremiyordu. Hanımefendiye göre eşi biraz dağınıktı. Kahvaltılarını keyifle yaptılar. Çaylarından birazını sona sakladılar. Tiryakiler bilir sigaraya eşlik eden çay daha bi güzeldir. Kadın yönünü sağa çevirdi. Sigarasını çıkardı, yılların verdiği ustalıkla yakıverdi. Sigaranın dumanına bir tek kendisinin bildiği okunmaz şeyler yazdı. Adam eşine eşlik etmek için sola kaykıldı. O da sigarasını ateşledi. Aralarındaki özel ilişki ne düzeydedir tabi ki bilinmez ama duman yoldaşlıkları iyiydi. Ses manzarası dumanlar kavuşurken değişti. Masadan bir çocuk sesi geldi.

Okumaya devam et

İTLAF

Köpekler, kedilerle dolu sokaklar.
Özellikle köpekler önemli bir sorun kaynağı olmaya başladı.
Saldırganlıkları gün geçtikçe artıyor.
Çeteleşerek örgütlü bir tehdit oluşturuyorlar.
Elbet bir sorun. Elbet çözülmeli.
İtlaf, uyutarak, kısırlaştırarak üç şıklı bir açmazla karşı karşıyayız.

Yıllar yıllar önce bu hayvanlar bahçelerimizin sakiniydi.
Köpek dediğin muhteşem bir alarm sistemiydi.
Çok sayıda tehdidi bertaraf ediyordu.
Avlanmaya köpeklerle gidiliyordu.
Ayak işlerine onlar bakıyorlardı.
Sadıktılar.
Kediler haşere ilacı gibiydiler.
Özellikle farelerle mücadeleyle görevlendirmiş birlikler gibi çalışıyorlardı.
İşe yarıyorlardı.
Sonra hayat formumuz değişti.
Bahçelerin, çitlerin dışına apartmanların içine girdik.
Medenileştik. İşimize yarayan hayvanları dışarıda bıraktık.
Can dostlarımız dediğimiz hayvanları evsizleştirerek, sokağın insafına terk ettik.
Bugün ortaya çıkan tehdidi biz ektik, biz büyüttük.

Okumaya devam et

BERKAY TULGAR

Marmaray Günlükleri – 2

Türk komedi filmlerinden, Murat Menteş romanlarından fırlamışçasına gözüme takıldı. Berkay Tulgar. Yeni saç ekimi yaptırmış, muhtemelen Arap olan yolcunun kafasındaki bandajda yazıyordu. Kafasının ekim yapılmış yerleri dışındaki saçlar sakalı gibi beyazdı. İrice bir adamdı, göbeğinden yemek yemeyi sevdiği de ortadaydı. Google’a “Berkay Tulgar” yazdım. Aynı isimli adamın kliniği çıktı. Eskiden koyun kuzuları damgalarlardı. Adamı öyle damgalamış, mührüyle şehre salmıştı. Gözlüğü gömleğine asılı adam, neredeyse hiç bir yere bakmadan, telefonunu kavrayan iki eliyle oyun oynadı durdu. Sağ elinin dördüncü parmağı kesik gibiydi. Yoksa hırsız mıydı? Dikkat kesildim, değilmiş. Telefonu tutuş biçiminden öyle görünüyormuş.
Adam, Wagnar Lodbrok’un kaçkın oğlu kılıklı, uzun kıvırcık saçlı çocuğun yanına oturmuştu. Çocuk, gözü telefonda, kulağı müzikte olduğu için adamın varlığını hissetmedi bile.

Başında, Racaların serpuşuna benzer bir başlık olan kız adama doğru ayaklarını oynatıyordu. Önce, bir haddini aşma olarak algıladım. Kızın tarafını gözlemeye başladım. Alakası yoktu.
Kız kulaklıklarındaki müziğe ritim tutuyordu.

Okumaya devam et

YAZ DOSTUM

Marmaray Günlükleri – 1

Bir uçtan bir uca Marmaray: 43 Durak. 72 kilometre. 109 Dakika. Demirler üzerinde insanlar akıyor Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya. İpekten hayatlar, su verilmiş çelikten olanlar, yediğinden yerinde duramayanlar, bacakları taşıdığı gövdeye isyan edenler, şımarıklar, efendi efendi gidenler, hormonlarını ortaya boca edenler, ormanda varlık gösterisi yapanlar, bir tefrişat salonundaymış edası takılanlar… var da var. Her seferde insan hikayelerinin resmi geçidi var.

İKİ DURAK ARASI
Osmanlı döneminde ordu sefere çıkarken, hac kafileleri yola revan olurken o zamanlar Üsküdar sınırlarındaki bir çeşmeden uğurlanırmış. Gel zaman git zaman o çeşmenin adı Ayrılık Çeşmesi olmuş. Şimdi daha çok Marmaray Durağı olmakla biliniyor. Benim durağım. Kadıköy tarafından bir yere giderken Ayrılık Çeşmesi’nden dahil oluyorum Marmaray dünyasına.

Okumaya devam et

HAKİKAT

31 MART 2024 – 12

Her topluluk aynı zamanda farklılıkların toplamı. İçinde iyisi var kötüsü var, güzeli var çirkini var, ahlaklısı var ahlaksızı var. Topluluğu var eden çerçeve tekil olanları bir arada tutsa da farklılıkları yok etmiyor. Siyasi düzlemin toplulukları partiler. Partiler envai çeşit insandan oluşuyorlar. İçindeki tekil insanlar siyasi partiyi mutlak iyi ya da mutlak kötü yapmıyor. Münferit olaylar da öyle. CHP için böyle olduğu gibi AK Parti de böyle.

AK Parti ve benzer partilerle CHP ve benzer partiler arasındaki fark, partiler içindeki bireylerin kimliklerinden kaynaklanmıyor. Bu siyasi toplulukları bir arada tutan kabuller ve hedeflerden kaynaklanıyor. Vatan, millet, bayrak, tarih, bugün ve geleceğe yükledikleri anlam asıl farkı oluşturuyor. AK Parti yenilmiş ve fakat ezilmemiş dolayısıyla tekrar ayakları üzerinde doğrulduğunda dünyaya nizam verecek bir ülke tasavvuruna sahip olmayı öngörürken, CHP ve benzerleri yenilmiş ve yeni sınırlarında, eski sınırlarındaki haklarından vazgeçerek zafer sahipleriyle içerde ve dışarda uyum içinde yaşamayı var olmak için gerek ve yeter şart olarak öngörüyor.

Okumaya devam et

SINIR

31 Mart 2024 – 11

31 Mart yerel seçimlerinde sonuca etki eden hususlardan biri grileşmiş yetki, sorumluluk ve görev sınırları oldu. Grileşen alanda CHP’nin sesi yükseldi. AK Parti’nin sesinin duyulduğu alan daraldı.

Büyük Buluş
Sınır çizmek dünya tarihinin en büyük buluşları arasında. Mülkiyet kavramı sınırlar çeke çeke genişledi. Her sınır yeni ilişkiler tayin etti. Engeller ve hürriyetlere dayanak oldu. Normal ve a normal, helal ve haram, yasal ve yasal olmayan sınırlara göre belirlendi. Birbirine benzeyen, güven içinde birlikte yaşamak isteyen topluluklar özel sınırları da kuşatan genel sınırlar çizdiler. Köyler, beldeler, şehirler, ülkeler tarih sahnesine böyle çıktı.
Her bir sınır kümesi binlerce ilişkinin merkezi oldu. İlişkileri düzenlemek üzere aynı ortak sınırda yaşayan herkesin itaat edeceği düzenleyici otoriteler tesis edildi. Bu otoritelerin en büyüğü olarak “devlet” kuruldu. Toprak, millet, egemenlik, hukuk ve iktidar kavramları devletin sınırlarını belirledi. Bu sınırlar dünyanın farklı yerlerinde farklı insanlar tarafından sonsuz yorumlara konu oldu.

Okumaya devam et

ASİLER

31 Mart 2024 – 10

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin Ankara siyasetine karşı yerel bir başkaldırı niteliği de var.
Alışılagelmiş olan, genel merkezin dediğinin olmasıdır. Siyasi niteliği bulunan bir göreve namzet olacakların kaderi genel başkanın iki dudağı arasındadır. Milletvekilleri, parti yetkili kurulları, belediye başkan adayları, meclis üyesi adayları hep böyle belirlenir. Siyasi tarihimizde bu teamüle karşı çıkan siyasi sayısı hayli azdır. Bunlar da nevi şahsına münhasır karakterlerdir.

Son seçim aynı zamanda genel merkez iradesine meydan okuma seçimi olarak tarihe geçti. Pek çok aday namzedi partisinden istifa ederek bağımsız aday oldu. Bir çoğu kurumsal bir kimlik sunan küçük partilerden aday olarak sahneye çıktı. Asi adaylar seçim sonuçları üzerinde hatrı sayılır bir etki oluşturdu. Bazıları bir teamülü kırdı. Bazıları eski partilerine karşı seçim kazandı. Bazıları eski partilerine seçim kaybettirdi.

Okumaya devam et