Bir GASSAL: “Ölüm Var“ Dedi

Sert gerçekliğin trajik ve komik fotoğrafının muhteşem kolajı.
Rezidanslar, alışveriş merkezleri, kafeler, oteller, kaslı adamlar, fit kadınlar hop oturup hop kalktılar.
Dijital ekranlarda, giantboardlarda, billboardlarda, otobüs duraklarında, duvarlarda, metroda, metrobüste, reelslerde hikayelerde… görünen her yerde ölüm hortlamıştı.
“Sen her şeysin ve her şeyi yapabilirsin” telkinleri; “ölünce beni kim yıkayacak” sorusuna gömülüyordu.
Orda burada çok çemkirin gördüm.
Böyle reklam olur muydu hiç?! 

Topa girmeyen kalmadı.
Kültürü turistlere getir götürcülük yapmak sananlar dahi, eğlendirdikleri yerden baş çıkarıverdiler.
İnsanı ve toplumu çürüten, insanlığı ve insanlık değerlerini yozlaştıranlara karşı dut yemiş bülbül olan karga sesliler arzı endam ettiler.
Tek afiş insanın yeryüzündeki varoluşuyla ilgili sorguyu tragedyalara taş çıkaracak bir keskinlikte; ölümü perdeleyerek öldürmeye çalışanların gözüne sokmuştu. 
Yadsınamaz bir iletişim başarısıydı.
Görmezden gelinemez bir entelektüel kazıydı.

Okumaya devam et →

Berlin’de Sömürgeci Parmağı

Berlin’e 4 gün yetmez ama elde o kadar vardı.
UBahn, SBahn, Otobüs ve 92000 adımla dolaştım.
Tiegarten, Olimpiyat Stadyumu, Bunker, Check Point Charli, Brendenburg Tor, Sovyet Anıtı, Zafer Anıtı, Berlin Katedrali vs. epey yer gördüm.
Wedding’te kelle paça, merkezde pizza, noel pazarında makarna yedim.

Üstün ırk olmak için yola çıkıp İngiliz Yahudi Medeniyetinin sömürgesi olmaya varmışlar.
Hristiyanlıktaki orijinal günah yüküne Berlin’de bir şey daha eklemişler: Orijinal suçluluk.
2. Dünya Savaşı’nda suç işlediklerini her yerde her Alman’a hatırlatıyorlar.
Alman sömürgelerinde yaptıklarından bir bahis yok ama her yerde Yahudilere yapılanlar var. Hitlerin intihar ettiği sığınakta gördüğüm Almanlar, babalarının zalimliklerine kahrediyorlardı.
Bas bas bağıran propagandaya bakılırsa, sanırım her Alman kendini suçlu hissederek yaşıyor.

Okumaya devam et →

Devlet Bahçeli’den Türkiye’nin Geleceği Manifestosu

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin 22 Ekim 2024 Grup Toplantısı’nda MHP Lideri Devlet Bahçeli Türkiye’nin geleceğine yön verecek bir konuşma yaptı. Bir konuşmadan çok nedeni, niçini, nasılı iyi çalışılmış kurucu bir manifestoydu.
Pop yorumcu ve siyasetçiler teröristbaşı Apo’ya yapılan davetle ilgilendiler. O cümle üzerinden toz kaldırdılar, ama o kısım bir detaydan ibaretti.

Kumda Kafa Kaybetme Yarışı
Politika yaptığını iddia eden çok sayıda insan, alfabe bilmeyenlerin bir makaleyi anladıkları kadar kavradılar söylenilenleri. Belki onlar adına dinleyenler ve verecekleri cevapları yazanlar başkalarıydı, bilmiyorum.
Sözümona Türkiye’yi yönetme yarışında olan siyasetçiler konuşmak zorunda oldukları varsayımıyla kurmamaları gereken cümleler kurdular. Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Müsavat Dervişoğlu, Mansur Yavaş… kumda kafa kaybetme yarışına girdiler. HDP ve Selahattin Demirtaş’ın refleksi hepsinden çok daha yerliydi. Terör örgütünün hamileri ve aktif kuklaları ölümcül darbe almış yılan gibi kıvranmaya başladılar.
Özgür Özel laf canbazlığı yaparak “el yükseltirken” Müsavat Dervişoğlu ortaya ip attı, emperyalistlerin oyuncağı olan teröristler ise TUSAŞ’a saldırarak Bahçeliye cevap verdi.
Koşa koşa Türkiye’ye yaklaşan tehlikeye karşı “içte birlik” çağrılarını güçlendiren Recep Tayyip Erdoğan “BRICS” hamlesiyle manifestoyu çelikledi.
Türkiye düşmanları tarafından, duyulması istenmeyen bu konuşmanın tamamının altı çizilmeli. Ben sadece altı kalın kalın çizilmesi gerekenlerden bahsedeceğim.

Okumaya devam et →

Gözetim Kapitalizminin Gösteri Toplumu

İnsan Neyle Yaşar
İnsan ne ile yaşar? Tolstoy’dan dört özel hikaye içeriyor. İnsana ne kadar toprak lazım? O hikayelerden biri. Eşi eski tüccar olan şehirli ablanın köyde yaşayan kanaatkar kız kardeşini şehre davetiyle başlıyor. Lüks, rahat, bol nimet söylemiyle abla kardeşini şehirde yaşamaya davet ediyor. Köylü kız kardeş ablasının sözlerine itibar etmez.

Kocasının kulakları ve kalbi ise ablanın söylediklerindedir. Pahom sihirli kelimelerin cazibesine kapılır. Daha fazla toprağı olsa şeytandan bile korkmayacağını söyleyen Pahom’a şeytan yeterli toprak vaad eder. Kahramanımızın dileği kademe kademe gerçekleşir. Daha fazlası için dur durak bilmez. Hırsı onu Başkırlara getirir. Başkırlılar hediyelerine karşılık hediye vermek istediklerini söylerler. Kabilenin reisi arazilerinin çok olduğunu, neresini isterse onun olabileceğini söyler. Miktarı fark etmeksizin “günü bir ruble”. Bir günde yürüyerek etrafını gezebileceği alanı ona vereceklerini söyler. Pahom işaretlediği yerden yola çıkar, reis ve kabile üyeleri o noktada beklerler. Yürüyerek çevreleyeceği alanı sürekli büyütmeye çalışan Pahom ölümüne yorulur. Buluşma noktasına varamayacak gibi olur. Varır. Çok yorulmuştur, başladığı noktaya tam ulaşacakken ölüverir. Parası da gider canı da.
O sırada Reis şöyle der gülerek: “ne hoş bir adam bir sürü toprağı oldu”.

Okumaya devam et →