“Ölmek” Duası

Ne söylense boş. Her söz boşluğu şeklen dolduracak çer çöpten ibaret. Bütün masumluğuyla Narin katledildi. Faillere ceza olarak idamdan başkası yakışmaz. O da sadece gerek şart olur, yeter şart olmaz. Herkes yaşamını sorgulamalı. Hayat durmalı. Düşünen insan başkaca bir şey düşünmemeli. Narin’e kıyan şehvet sanık sandalyesine çıkarılmalı. İtibar şehveti midir, intikam şehveti midir, kuduruk bir cinsel şehvet midir? Her neyse her boyutuyla ipe çekilmeli.

Öyle olmuyor. Çoğumuz masumun naaşını başka bir hırsını tatmin etmek için kullanıyor. Siyasi intikamı için araçsallaştırıyor. Merakı için araçsallaştırıyor. Kafatastçılığı için araçsallaştırıyor. İdeolojisi için araçsallaştırıyor. Rating için araçsallaştırıyor. Like almak için araçsallaştırıyor. Hakikati bilmek ve gereğini yapmak… Çok da tın! Seviyesinde. Psikologlar, sosyologlar, entelektüeller yok ortada. İnsanlığa karşı işlenen suçları bir oyun anlatırmış gibi zaman zaman sırıtarak anlatanlar var ortada. Çocuğu gerçek hedefleri için kullanmakta tatmin olduklarında konuyu olduğu yerde bırakıp gidecekler, maalesef görünen o.

Okumaya devam et →

Gazzeliler İnsan Olamaz (!)

Gazze Şeridi 360 kilometrekare. Beykoz’dan biraz büyük. Çatalca’nın üçte biri kadar. 76 yıllık vahşi katliamlara rağmen nüfusu yaklaşık 2 milyon.
Gazzeliler insan olamaz. Öldürüldükçe diriliyorlar.

Dünyanın en zalim orduları dünyanın en vahşi silahlarıyla saldırdığı halde yaşam neşelerini koruyorlar. Düşmanı can evinden vuruyorlar.
Yıkılmış bir evin kalıntıları üzerinde tahtta oturur gibi oturuyorlar. Bir damla suyla ilişkileri suya “abı hayat” anlamını yeniden kazandırıyor.

Okumaya devam et →

Gazze’de Çevirdiğiniz Film Diğer Hiçbir Filminize Benzemeyecek

Elinde balta olan zorba, hürriyetini gasp ettiği silahsız masumlara karşı pervasızdır.
Hakkı olmayanı isteyen gangsterin belindeki silah, silahı olmayan masum kurbanlarına karşı aşılması zor bir sınırdır.
Konvansiyonel silahlarla başlayan 2. Dünya Savaşı’nın Hitler’in intiharıyla Almanya adına bitmesini takiben Einstein’in projesi olan atom bombasını icad edip, ortağı Rusya’yı bypass ederek Japonya’yı dize getiren ABD o zorbadır, o gangsterdir.

Nükleer silahlardan sonra diğer silahlar oyuncak mesabesine düştüğünden, ABD karşısındaki ülkeler zorba karşısındaki mazlumlara dönüştü. Dünyanın her köşesinde insana, insan haklarına yönelmiş zorbanın silahı var.
Sadece ABD’nin nükleer gücü yok. Rusya’nın, Çin’in, İngiltere’nin, Fransa’nın da nükleer gücü var. Birbirleriyle kanlı bıçaklı olduklarında dahi her biri zorbanın ortağıdır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nihayetinde nükleer silahla kazanılmış bir savaş sonrasında kurulan ganimet ortaklığıdır.

Okumaya devam et →

İstanbul Roterdam’dan Zengin Paris’ten Ucuz!

Uluslararası spor organizasyonları önemli kaldıraçlar.
Yapanlar için. Konuları için. Yapıldıkları yer için. Sporcular için. Katılanlar için. Seyredenler için. Otelciler için. Turizmciler için…
Her birinin özel bir ekosistemi var. Bu ekosistemin paydaşları; sonunda “için” olanlar.
Alanı var, vereni var, kazananı var. Bazen çırak çıkan da olur ama iyi – sağlam bir uluslararası spor organizasyonunda genelde herkes kazanır.

Batı menşeli çok sayıda organizasyona talip olmak milli sporumuz. Bu talebimizin altında yatan en önemli sebep Batı akreditasyonumuzu tescil ettirmek. Ekonomik boyutlarında zaman zaman çırak çıkmış olabiliriz ama bu amaca hizmet ettiğini düşündüğümüz için çok önemli değil.

Okumaya devam et →

“AY BEN ŞOK”! *

Hay görmez olaydım! Gördüm.
Yaş gününü kutlamaya hazırlanan bir kız, “ben ne yapacağım şimdi” diyordu.
Bir başkası, story atamadıktan sonra hayatın ne anlamı olduğunu sorguluyordu.
Fotoğraf, video paylaşamayacağı için tatilini iptal edenler, nişanını erteleyenler…
Instagram kapanınca Instamanya’nın boyutlarını gördüm.
“Ay ben şok” !

Annesinin, babasının, kardeşlerinin, evinin, mahallesinin, hayatın hayalinden başka bir yük taşımasına müsaade edilmeden çadırdan çadıra sığınmaya, ölümden ölümlere koşmaya zorlanan Filistin’in çocuklarından bu kadar ah vah işitmedim.

Okumaya devam et →

DİKKAT! SOYKIRIMA İRAN – İSRAİL PERDESİ

Kendi vatanında ve kendi vatanından mülteciydi.
31 Temmuz 2024’te Refik-i Ala’ya iltica etti.
Büyük Şeytan’ın zulmünden kurtuldu.
Ailesinin ve milletinin mensupları gibi şehit oldu.
Şehadeti mübarek olsun.
İsmail Heniye bu dünya yolculuğunu vakarla tamamladı.

Suikast İran’da gerçekleşti.
İran devletinin mahremi Tahran’da, Büyük Şeytan büyük bir cinayet işledi.
Köpek gibi korktukları bir kahramandan sözümona kurtuldular.
Ama insanlığın gözünde şeytanlaştırdıkları İran’ı meselenin göbeğine taşıdılar.
Yaptıklarını İran üzerinden meşrulaştırma telaşındalar.

Okumaya devam et →

MECBURİ SABAH YÜRÜYÜŞÜ YAPAN SAHİPLERİNİN SAHİPSİZ BIRAKTIĞI KÖPEK

“Üzür Dilerim Görmedim”
Yürüyorum. Parkurum bu cümleyle başlıyor.
Pendik sahile ilk beton dökülürken yazılmış, öyle görünüyor.
Ana dili Kürtçe olan sonradan Türkçe öğrenen dindar bir Kürt tarafından yazılmış olmalı.
Muhtemelen yeni dökülen betona yanlışlıkla bastığında; özür dileyecek birini aramış, bulamamış. “Bir gözetleyen vardır”, “bir gören olacaktır” “bir emeğe zarar verdim, özür dilemeliyim” diye yaptığı yanlışlığı kayıt altına almış.
Betonu dökenler kaygı dolu bu estetik duruşu silmemişler.
Sahilde şık bir not olarak kalmış.

Parkurumun öbür başında umutlar ve kırık hayallerle dolu zebellah gibi bir AVM var.
Daha önce bir beton firması vardı alanda.
Deniz tarafında kumcular, kum çıkarırlardı.
Kumcuların izleri halen duruyor bulundukları yerde.
Doğal bir bariyer oluşturuyor sahil yolunda.
Bakımsız, pejmürde, terkedilmiş.

Okumaya devam et →

BEN VARIM VE BURADAYIM

Sokak simidi güzel şey. Yanına karper iyi gider. Zeytin, bal, kaşar da olur. Hepsi mevcut. Simidin etrafında bir dünya kurmuş fırıncı. Öyle janjanlı ismi yok. Dükkan apartman altı. Büfe olayazmış da olamamış o kadar küçük. Yarısından fazlası odun fırını. Fırının önünde tezgah var. Bir yandan fırın küreği işliyor bir yandan siparişler ve hesaplar ödeniyor. Çay bir kuytuda biteviye kaynıyor. İki küçük dolapta içecekler ve küçük ambalajlı nevaleler duruyor. Simitler ve poğaçalar her dem sıcak. Öyle ki bazen yemek için beklemek gerekiyor. Dükkanın içinde üç küçük masa hizmet veriyor. Dışarıda küçük kahvehane tabureleri ve masaları konulmuş. İçerde 6 dışarıda 8 kişiyi ağırlayabilir. Alıp gidenlerin dışında kalanlar, oturma fırsatı bulduklarında buralarda oturuyorlar.

Eskiden evde kahvaltı hazırlanırdı. Şimdi mutfaklarda bardak çanak, kaşık çatal ve insan sesi azaldı. Yeme içme yerleri çoğaldı. Dükkanın önünde yer bulan çift bahtiyardı. Sonradan sarışın, güneş gözlüklü, şık spor giyimli hanımefendi eşiyle oturdu. Adamın yüzünde tıraş bıçağı arayan bir sakal vardı. Siyah tişörtü hayli giyilmiş olmalıydı. Yakaları nereye gideceklerine karar veremiyordu. Hanımefendiye göre eşi biraz dağınıktı. Kahvaltılarını keyifle yaptılar. Çaylarından birazını sona sakladılar. Tiryakiler bilir sigaraya eşlik eden çay daha bi güzeldir. Kadın yönünü sağa çevirdi. Sigarasını çıkardı, yılların verdiği ustalıkla yakıverdi. Sigaranın dumanına bir tek kendisinin bildiği okunmaz şeyler yazdı. Adam eşine eşlik etmek için sola kaykıldı. O da sigarasını ateşledi. Aralarındaki özel ilişki ne düzeydedir tabi ki bilinmez ama duman yoldaşlıkları iyiydi. Ses manzarası dumanlar kavuşurken değişti. Masadan bir çocuk sesi geldi.

Okumaya devam et →

İTLAF

Köpekler, kedilerle dolu sokaklar.
Özellikle köpekler önemli bir sorun kaynağı olmaya başladı.
Saldırganlıkları gün geçtikçe artıyor.
Çeteleşerek örgütlü bir tehdit oluşturuyorlar.
Elbet bir sorun. Elbet çözülmeli.
İtlaf, uyutarak, kısırlaştırarak üç şıklı bir açmazla karşı karşıyayız.

Yıllar yıllar önce bu hayvanlar bahçelerimizin sakiniydi.
Köpek dediğin muhteşem bir alarm sistemiydi.
Çok sayıda tehdidi bertaraf ediyordu.
Avlanmaya köpeklerle gidiliyordu.
Ayak işlerine onlar bakıyorlardı.
Sadıktılar.
Kediler haşere ilacı gibiydiler.
Özellikle farelerle mücadeleyle görevlendirmiş birlikler gibi çalışıyorlardı.
İşe yarıyorlardı.
Sonra hayat formumuz değişti.
Bahçelerin, çitlerin dışına apartmanların içine girdik.
Medenileştik. İşimize yarayan hayvanları dışarıda bıraktık.
Can dostlarımız dediğimiz hayvanları evsizleştirerek, sokağın insafına terk ettik.
Bugün ortaya çıkan tehdidi biz ektik, biz büyüttük.

Okumaya devam et →

BERKAY TULGAR

Marmaray Günlükleri – 2

Türk komedi filmlerinden, Murat Menteş romanlarından fırlamışçasına gözüme takıldı. Berkay Tulgar. Yeni saç ekimi yaptırmış, muhtemelen Arap olan yolcunun kafasındaki bandajda yazıyordu. Kafasının ekim yapılmış yerleri dışındaki saçlar sakalı gibi beyazdı. İrice bir adamdı, göbeğinden yemek yemeyi sevdiği de ortadaydı. Google’a “Berkay Tulgar” yazdım. Aynı isimli adamın kliniği çıktı. Eskiden koyun kuzuları damgalarlardı. Adamı öyle damgalamış, mührüyle şehre salmıştı. Gözlüğü gömleğine asılı adam, neredeyse hiç bir yere bakmadan, telefonunu kavrayan iki eliyle oyun oynadı durdu. Sağ elinin dördüncü parmağı kesik gibiydi. Yoksa hırsız mıydı? Dikkat kesildim, değilmiş. Telefonu tutuş biçiminden öyle görünüyormuş.
Adam, Wagnar Lodbrok’un kaçkın oğlu kılıklı, uzun kıvırcık saçlı çocuğun yanına oturmuştu. Çocuk, gözü telefonda, kulağı müzikte olduğu için adamın varlığını hissetmedi bile.

Başında, Racaların serpuşuna benzer bir başlık olan kız adama doğru ayaklarını oynatıyordu. Önce, bir haddini aşma olarak algıladım. Kızın tarafını gözlemeye başladım. Alakası yoktu.
Kız kulaklıklarındaki müziğe ritim tutuyordu.

Okumaya devam et →