Fenerbahçe Galatasaray Süper Kupa maçında yaşanan teknik bir problem. İpuçlarına bakıldığında bu teknik problem; FIFA ve maçla ilgili sözleşmelerden kaynaklanıyor. Ama Türkiye’de gündem oluşturmak için meselenin nereden kaynaklandığının bir önemi yok.
Fenerbahçe Galatasaray Süper Kupa maçında yaşanan teknik bir problem. İpuçlarına bakıldığında bu teknik problem; FIFA ve maçla ilgili sözleşmelerden kaynaklanıyor. Ama Türkiye’de gündem oluşturmak için meselenin nereden kaynaklandığının bir önemi yok.
Oynanamayan Fenerbahçe – Galatasaray Süper Kupa Maçıyla ilgili olayın üç faili bir açıklama yayınladılar. Fenerbahçe, Galatasaray ve Futbol Federasyonu açıklamayı iletişim kanallarından yayınladılar.
Açıklama şöyle: “Kamuoyuna duyurulur Cumhuriyetimizin ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun 100. Yılını yurtdışında da kutlamak amacıyla, Türk Futbolunun marka değerine ve kulüplerimize katkı sağlayacak şekilde kulüplerimizle organize ettiğimiz, 29 Aralık 2023 Cuma günü saat 20.45’te oynanması planlanan 2023 Süper Kupa müsabakası organizasyondaki bazı aksaklıklar nedeniyle Kulüplerimizle birlikte aldığımız ortak karar neticesinde ileri bir tarihe ertelenmiştir. Ev sahibi ülkenin Futbol Federasyonu, ilgili kurum ve kuruluşlarına şu ana kadar Süper Kupa’nın organizasyonu için göstermiş oldukları çaba nedeniyle teşekkür ederiz. ”
Uluslararası Futbol Birliği diye bir kurum var. FIFA diyorlar ona. Futbolun kuralını onlar koyuyorlar. Fenerbahçe ve Galatasaray Süper Kupa karşılaşmasında, doğal olarak futbol maçı yapacaklardı. Suudi Arabistan’da yapacakları bu maç FIFA onayına tabiydi.
Organizatör her kimse, FIFA, TFF ve Suudi Arabistan’ın ilgili kurumuyla organize olmuştur. Bu organizasyonda kurallar belliydi ve iki takım da bal gibi biliyordu. Bunlar da FIFA’nın kurallarıdır. Sana göresi, bana göresi yok. Politik olup olmadığına FIFA karar veriyor. Maçta kullanılacak ifade ve görsellerle ilgili izin alınmadığına göre, durum böyle. Kafana göre takılamazsın yani. Eğer izin aldılarsa, gösterecekler, bu kadar basit.
Atatürk Samsun’a çıkmadan Suudi Arabistan Türkiye’den ayrılmıştı. Atatürk’e öfke ya da kin duymaları için herhangi bir sebep yok. Duyduklarını da sanmıyorum.
Tam yazıya başlarken kendimi; “Suudları hiç sevmem” cümlesini kurma temayülünde buldum. “Sebebi ne olabilir?” diye düşündüm. Ne olacak, yüzyıldır adamlar cehaletle, ihanetle, pislikle yaftalanıyor. Eski Türkiye’nin “böyle düşüneceksiniz” dayatması yüzünden aklımdan geçmiş olabilir. Geçiyorum.
Suna Kepoğlu Ataman Diyarbakır Milletvekili. “Hanımağa” olarak da biliniyor. Bilinmek bir yana ağa. Bölücü terörün siyasi uzantısına uzak. AK Parti milletvekili. Siyasi geçmişinde Doğruyol Partisi de var. Suna hanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi Bahçesi’nde, Diyarbakır’ı ve ciğer kebabını tanıtmak için bir mangal kurmuş. Bazı vekillerle birlikte ciğer pişirmiş, çevredekilere ikram etmiş. Bana göre yanlış. Kim yaparsa yapsın yanlış. Ne için yaparsa yapsın yanlış.
Ciğer mangalının kurulduğu gün, çok sayıda muhalif gazete konuyu haberleştirmiş. Kimse ciğerden, Diyarbakır’dan bahsetmemiş ama “Meclisin Bahçesinde Mangal Partisi” diye haberler çıkmış. Etkinlik yerden yere vurulmuş. Bu da gayet normal. Mekan, zaman ve muhatap dengesini kuramadığınızda, her yerde başınıza gelebilir, gelir.
“Basın özgürlüğü” diye bas bas bağıranların nefesleri içlerinde kaldı. ABD, elini ateşe sokmadan maşa kullanmakta mahir. IŞID, PKK, YPG, FETÖ birer maşa. Bu örgütler başta olmak üzere, ABD emellerine hizmet eden yapılarda çok sayıda kuklaları var. Herkes bu kuklaların ipinin ABD elinde olduğunu biliyor. Ama ABD, bilinmekle bir zarar görmeyeceğini bildiği için pervasızca yoluna devam ediyor.
Koca Rusya’yı Zelenski’yle terbiye ediyor. Zelenski ABD kuklası bir şov adamı. Dileyen ne pespaye bir şov adamı olduğuna, Youtube arama çubuğuna; Zelenski ve Piyano yazarak göz atabilir. Amerika böylesi bir adamı savaş kahramanı olarak ambalajladı. Koca iki ülkeyi savaşa soktu.
Zelenski bugünlerde şöyle bir haberle gündemde: “Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin kayınvalidesi Olga Kiyashko’nun satın aldığı 4,8 milyon dolarlık lüks villayı araştıran gazeteci Muhammed Al-Alavi ölü bulundu. Mısırlı araştırmacı gazeteci, ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı yardımların kötüye kullanıldığını belgelendirmişti. Rus basını Alavi’nin Zelenski’nin talimatıyla Ukrayna istihbaratı tarafından öldürüldüğünü yazdı.”
Alavi’nin haberinin konusu beklenen durumlardan bir durum. Öldürülmesi de öyle. Çünkü Amerika çıkarlarına tehdit oluşturan gazetecilerin ölmesi, ilan edilmemiş bir yasallık barındırıyor. Gazzedeki saldırılarda 98 gazeteci öldü. “Basın özgürlüğü” diye bas bas bağıranların nefesleri içlerinde kaldı. Amerika tarafından yayınlanan basın özgürlüğü raporlarında, bir satır olarak belki yer bulurlar. Zaten o zaman ABD kendini temize çekmiş olur. Üstündeki bu lekeyi siler. O raporlarda; ”İsrail’de basın Türkiye’den daha özgür” diye anılmaya devam eder. Dünya da buna pekala inanır. Koskoca Amerika yalan mı söyleyecek? Ukrayna’da basın zaten özgür ! Bir gazeteci öldürülmesinden ne çıkar ki?! Lafı olmaz.
Can Ataklı kerameti kendinden menkul bir zavallıdır. Asparagas ve mühtehcen gazeteciliğin piridir. Tan Gazetesi’nin Genel yayın müdürüdür. Milletten, memleketten, şehitten, matemden bihaberdir. Gerçek ilgi alanı; gece alemleri, rakı sohbetleri, geyiktir. Gazeteciden çok şovmen, haberciden çok haber palyaçosudur. Şehidin babası hakkında söyledikleri iman düzeyindeki fikridir. Fikrinde boğulsun.
Fatih Altaylı Vanlıdır. Vanlı olduğundan mı şanlıdır, varisi olduğu miras yüzünden mi tartışılır. Lakin şanslı olduğu için Galatasaray Lisesi’nden yolu geçmiştir. Yüksek öğrenime iki okula başlamış, ikisini de bitirememiştir. Şımarıklık deyin, kifayetsizlik deyin, ne derseniz; başladığını bitiremeyen bir eksiktir. Başörtüsüyle, dinle, diyanetle, milliyetçilikle kavgası vardır. Fırsat bulduğunda akrep gibi sokmaktan çekinmez. Akrebi bol olsun.
Her ikisi, 12 şehidimizin ardından, Türkiye’ye olan öfkelerini, Türk Milletine olan kinlerini bir kez daha gündemin üzerine boca ettiler. Kendilerine yakışanı yaptılar.
PKK, emperyalistlerce kurulan ve işletilen bir örgüt. Bırakın Kürtleri kendini bile temsil edemez. ABD’nin, Türkiye’ye karşı geliştirdiği düşmanca tutumun maşalarından yalnızca biri.
PKK eliyle Suriye’yi bölmek, Türkiye-Irak işbirliğini baltalamak, İsrail’in kahrolası elini güçlendirmek, bölgeyi kuklalarıyla dizayn etmek için düğmeye basan bizzat ABD’dir. PKK kiralık katil Amerika faildir. Sözde dost özde düşman emperyalist zorba kendine yakışanı yapmaktadır.
Sahada ve masada, dağda ve ovada bu düşmanlığa mukabele etmek Türkiye’nin hakkıdır, varlık yokluk meselesidir. Türkiye kendine yakışanı yapmaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Grubu bulunan partiler, milli ve insani meselelerde milli vicdanın yerini gösteren bildiriler yayınlarlar.
22 ve 23 Aralık’ta terörist saldırıları takiben de bir bildiri yayınlandı.
Bildirinin tam metni şöyle:
“Bölücü terör örgütü PKK tarafından iki gündür gerçekleştirilen hain terör saldırıları neticesinde 12 vatan evladımızı kaybetmiş bulunmaktayız. Milletimizin başı sağ olsun. Bu menfur saldırılarda şehit düşen kahraman askerlerimize Cenabı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize sabır, yaralılarımıza acil şifa diliyoruz.
Bizler, TBMM’de, bildiride imzası bulunan siyasi parti grupları olarak, birlik ve bütünlüğümüze, huzur ve güvenliğimize yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyoruz. Terör ve şiddet hiçbir zaman hedefine ve amacına ulaşamayacaktır. Aziz milletimizin teröre asla boyun eğmeyeceğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturan tüm terör örgütleriyle tavizsiz bir şekilde mücadele edecek güç ve kudrete sahip olduğunu kararlılıkla ilan ediyoruz.”
Bildiri AK Parti, MHP, İyi Parti ve Saadet Partisi meclis grupları tarafından imzalandı.
CHP ve HDP, milli duyarlılık dışında hiç bir içerik ve iması bulunmayan böyle bir metne imza atmayı reddettiler.
Bildiri;
“birlik ve bütünlüğümüze, huzur ve güvenliğimize yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyoruz. “ diyor, CHP ve HDP aksini mi söylüyor?
Bildiri;
“Aziz milletimizin teröre asla boyun eğmeyeceğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturan tüm terör örgütleriyle tavizsiz bir şekilde mücadele edecek güç ve kudrete sahip olduğunu kararlılıkla ilan ediyoruz.” diyor, CHP ve HDP başka bir şeyi mi savunuyor?
CHP ve HDP ne diyor?
ABD’nin düşman emellerinin sahadaki kuklaları gibi TBMM’de de kuklaları mı var?
Velalet Siyaseti Türkiye’de olmuyor. Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü örneğinde olmadı. Milli Şef ve Ebedi Şef neredeyse birbirinin canına kıyacaktı. Rivayetler öyle diyor. Süleyman Demirel ve Tansu Çiller de benzer bir süreç yaşadılar. Turgut Özal ve Mesut Yılmaz tecrübesi evlere şenlikti. Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu hikayesinde acıklı son yaşandı. Türkiye’nin yaşadığı bu deneyimlerde; partisini emanet edip Cumhurbaşkanı olan kahramanlar söz konusu. Vekil atayanlar daha üst makamda oldukları halde, vekalet siyasetini işletemediler.
Bugünlerde Türkiye Siyasetinin başı vekalet siyasetiyle yine dertte. Özgür Özel, vekil CHP Genel Başkanı olarak mührü elinde tutuyor. Ekrem İmamoğlu mührü tutan eli tutuyor. İkisi arasında meseleler baş göstermeye başladı. İyi Partiye yönelik siyaset. İzmir ve Aydın adayları. İstanbul belediye başkan adayları… Tartışmanın biri bitmeden diğeri başlıyor. Parti fokur fokur kaynıyor. Medyaya her gün yeni bir tartışma yansıyor.
Ekrem İmamoğlu, tevazu maskesi altında müthiş bir kibir taşıyor. Ben, ben, ben… her kurduğu cümlenin, her yaptığı işin gizli öznesi. CHP’yi Özgür Özel’e bırakmayacak kadar kendi mülkü olarak görüyor. Temel atmama töreni, aramızda kalsın, Cumhurbaşkanı yardımcısı afişleri… Pek çok işi ters tuttuğu gibi bu ters işi dahi tersten tutuyor. Daha önce yaşadığımız vesayet siyaseti örneklerinde, üst makama geçen partiyi birine emanet ediyor, ondan bağlılık bekliyordu. İmamoğlu, belediye başkanlarından bir belediye başkanı olarak, CHP’nin bütün belediye başkanlarının patronu olan genel başkandan kendisine bağlılık bekliyor. Temeliyle çatısı yer değiştirmiş bir siyasi mimariye imza atmaya çalışıyor. Yaptığı inşaatları bilmiyorum ama bu siyasi inşaatın dayanımı çok fazla olmaz. Sarsıntı yorgunu olarak mutlaka yıkılır. Kimse hesap sormak için İmamoğlu’nu aramaz, CHP enkazının altında “ben”i de kalır.
“Efendinin araçları efendinin evini yıkamaz.” ecnebi literatüründe böyle bir deyim var.
Birleşmiş Milletler (BM) efendinin evi. 2. Dünya Savaşı’nın galip devletlerinin fikri. Türkiye’nin de dahil olduğu 51 devletle birlikte kurulmuş. Kurucu devletler galip devletlere küresel iktidarda meşruiyet devşirmek için kullanılmış. Genel Kurul bir niyet ve temenniler kurulu. Başka da bir fonksiyonları yok. ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa 5’i birden ya tek başlarına her kararı veto edebiliyor. ABD’nin özel imtiyazı var. Diğer ortakların engel olmaya cüret edemeyeceği çok sayıda operasyonu pervasızca yapıyor. Kalan 4’ününde BM’ye rağmen imtiyazları var ama ABD kadar değil. Çünkü ABD 1945’te Superman kostümü giymişti. Halen ekmeğini yiyor. Bir de İsrail. Genel Kurulu da Güvenlik Kurulunu da milim iplemiyor. Galip devletlerin ortak çocuğu olduğundan başına bir şey de gelmiyor. “sebep olan yapan gibidir” Babaları İsrail’in katliam ortağıdır. 75 yıldır bu böyledir.
Dünyada 206 ülke var. Bu ülkelerin 193’ü BM üyesi. 5’in dışındaki üye ülkelerin; “tamam efendim, tabi efendim, ne güzel buyurdunuz” demekten başka fonksiyonu yok. Kendileri açısından öyle. Galip devletler açısından öyle değil. Onlar için çok anlamlı. 2. Dünya Savaşını kazandıktan sonra; her gün ve her yerde yeni şeyler kazanıyorlar. 187 ülkeyi tespih yapmış sallıyorlar.
BMGK, 22 Aralık 2023’te insanlık, vicdan ve varlık adına bir utanç vesikasına daha imza attı. İsrail’in vahşi saldırılarını durdurmasını dahi öneremeyen bir karar tasarısı imzaladılar. İsrail’in kontrolünde Filistin’e insani yardım girişinin artmasını karara bağladılar. İsrail’in, himaye ettikleri saldırıları olmasa zaten dünya yardım olup Filistin’e akar. Katil İsraillerine bir çift söz bile edemediler. Herhalde “aç ölmelerine gönlümüz razı olmadı ölmeyecek kadar doyuralım sonra öldürelim diyorlar.”
BM Genel Kurulu’nun sözde görevleri şunlarmış:
• Silahsızlanma ve silah denetimi konusunda önerilerde bulunmak.
• Barış ve güvenliği etkileyecek görüşmeler yapmak, her konuda önerilerde bulunmak.
• Ülkeler arasındaki iyi ilişkileri bozucu sorunların, barışçıl yollarla çözümü için önerilerde bulunmak.
BM Güvenlik Konseyi’nin Görevlerini de şöyle sayıyorlar:
• Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine uygun biçimde barış ve güvenliği korumak.
• Uluslararası bir anlaşmazlığa yol açabilecek her türlü çekişmeli durumu soruşturmak.
• Uluslararasında çekişmeli konularda anlaşma koşullarını önermek.