Bir Ayin Dili Olarak İngilizce

Yabancı dil bilmek, diller bilmek çok önemli.
Bir dil bir insan, iki dil iki insan.

Anlamaktan, anlaşılmaktan bahsediyorsak,
Durum gerçekten öyle.

Bulduğu, ürettiği her fırsatta,
İngilizce bildiğini gösterme çabasına girenler?…
Bence onların yaptığı, bu kapsama girmiyor.

Türkiye’de, Türkiye için düzenlenen toplantılarda İngilizce konuşulması?…
Dil bilmekle alakasız başka bir konu.

Her iki durum, dil bilmek, dil öğrenmek açısından kapsam ve anlam dışı.
Eziklik barındırıyorlar.

İçselleştirilmiş kolonileşme,
Bu eylemleri tanımlamak için daha uygun düşüyor.

Bu koloni, kimin kolonisi?
Bahse konu dil en çok kime yarıyorsa,
Onun kolonisi.
Mevzu, üstün kabul edilen yabancının çıkarı için gönüllü olma mevzusu.

Trevor Noah isimli Güney Afrika’da doğmuş bir yazarın
“Suç olarak Doğdu” isimli bir kitabı var.

Yazar, çocukluğunu anlatıyor,
Çocukluğundan hikayeler paylaşıyor.

Çocukluğu Apartheid denilen bir sistemin cenderesinde geçiyor.
Bu sistemin özü, ırk esaslı ayrımcılılık.

Avrupalı Beyaz Irkın üstün olduğu kabulünün ürünü
İlhamını Hollanda ve İngiliz sömürgeciliğinden alan
Zalim bir sistem.

Sistem, Azınlık beyazları üstün;
Siyahlar, Renkliler, Hintliler, Doğu Asyalıları ise aşağı ırk olarak tanımlıyor.
Hizmetler, haklar buna göre düzenleniyor.

Apartheid, Güney Afrika’da 1948’de resmileşmiş.
1958’de güçlendirilerek yoluna devam etmiş.
1994 yılına kadar, modern batının himayesinde tıkır tıkır işlemiş.

Kitabın adı olan “Suç Olarak Doğdu”
Kurgu bir başlık değil. Yaşanmış gerçeğin ta kendisi.

Çünkü yazar renklilerden.
Yasak olan, beyaz ve siyah ilişkisinin meyvesi.

Bir suç olarak doğduğu için çocukluğunu saklanarak yaşayan Noah,
yaşadığı çevreyi, ailesini, arkadaşlarını, okulunu…
Girişimlerini, özlemlerini, duygularını okuyucuyla paylaşıyor.

Yazarın anlattığı bir anısı,
Üstün Beyazın dilinin… İngilizce’nin aslında neye denk geldiğini
Çok müthiş özetliyor.

Şöyle ki, Noah’ın yaşadığı mahallede kadınlar ve çocuklar dua buluşmaları yaparlar.
Her akşam başka bir evde buluşurlar. İlahiler, şarkılar, dualar okur ve dağılırlar.

Salı akşamları bu buluşma, Büyükannesinin evinde gerçekleşir.
Noah Salı duasını, diğer günlerden daha çok sever.
Salı akşamları duayı o yapar. Büyükannesi öyle ister.
O’nun dualarının daha güçlü olduğuna inanır.
Çünkü… İngilizce dua etmektedir.

Sömürgeci beyazlar,
İngilizceyi Tanrı’nın, Hz. İsa’nın dili olarak benimsetmişlerdir.
Makbul olan dua bu yüzden İngilizce edilen duadır.

Üstün olan ırkın dili de üstündür.
Ve halk bu üstünlüğü kabullenmiştir.

Noah’ın anısından hareketle,
Her fırsatta İngilizce bilgisini göstermeye çalışanları,
İngilizce ve onun temsil ettiği milletin üstünlüğüne inanlara benzetebiliriz.

Dinleyenler anlamadığı halde İngilizce yapılan toplantılar da
Bu kapsamda değerlendirilebilir.

Bu toplantılar, makbul bir dille, üstün olanın diliyle yapılan ayine benziyorlar.

Varlığı batı ırkçılığı tarafından bir suç olarak görülen 1984 doğumlu Trevor Noah,
Amerika’da komedyenlikle hayatına devam ediyor.
Yaşadığı dramı, dramın sebebi olanlarla paylaşarak hayatını kazanıyor.

Hayatta kalmayı başarmış bir suç olmak,
Son nefesine kadar kendisine eşlik edecek.

Üstün ırk ve o ırkın üstün dilini kullanma eğilimi
Sömürüyü benimsemişlerin tutumuna benziyor.
Anlamak ve anlaşılmaya hizmet etmeyen
Bütün yabancı dil kullanımları bu benimseyişin eseri.

Anlattığı anlaşılmayan toplantının, bir anlamı olmayan dil bilme gösterisinin,
Üstün olduğu kabul edilende başka kime hayrı dokunabilir ki?!

Yabancının dilini üstün dil bilen, kendine ve milletine yaban olur o kadar.

Bu vesileyle;
Madem Türkiye Yüzyılı’ndan bahsediyoruz,
Özellikle diplomatik toplantılarda
Türkiye’yi temsil edenlerin Türkçe konuşma yüzyılı da başlasa?
Ne güzel olur.

Yabancı dille öğretim mevzusunu da bir irdelesek,
Öğrenciler önce mevzularını kendi dillerinden öğrenseler?
İsabet olmaz mı?

“İnsanın gölgesine sığındığı en büyük varlık, dilidir. “
Beydaba öyle diyor.
Doğru diyor.

new #isakbaydaroğlu #baydaroğlu #ingilizce #english #language #dil #trevornoah #bornacrime #suçolarakdoğdu #racism #racist #ırk #ırkçılık #blacklivesmatter #africa #afrika #abd #usa #syria #suriye #afghanistan #afganistan #göç #göçmen #migration #mavitik #bluetick #trump #twitter #prompter

Candan Konuşmak Camdan Konuşmak

Candan konuşmak,
Camdan konuşmak…
Bu polemiğe
mütevazi bir katkı
Yapmak istiyorum.
Bir masal cümlesiyle
Başlayalım:
“Her yerde her zaman
sözünü bil, pişir
ağzını dür, döşür;
güneşte duyduğunu
gölgede söyleme.”
Polemikçiler;
Candan derken,
Konuşmacının,
konu hakkında içinden geldiği gibi konuşmasını,
Camdan derken,
hazırlanmış konuşma metninin bir cihazdan
okunmasını kastediyorlar.
Ekseriyetin kabulü
Candan konuşmanın muteber,
Camdan konuşmanın muteber olmadığı yönünde.
Acaba öyle mi?
Bahsi geçen konuşma,
Toplulukların muhatap alındığı,
konuşmalar.
Konuşmacı
Makamı, ünvanı nedeniyle konuşuyor.
Dinleyici,
Konu hakkında
Söz söyleme hakkı olan
Ya da olduğunu düşündüğü birini dinliyor.
Zaman ve mekan
Konuşmanın
Hem içeriğine, hem biçimine etki ediyor.
Bu konuşmalar
Zamanla bağlıdırlar.
Mekan ise
Jestler, mimikler gibi tamamlayıcı cüzdür.
Konu,
içerik ve biçim olarak
Makamla, mekanla, zamanla, konuyla çerçevelidir.
Amaç
Bir farkındalık, bir duygu, bir heyecan, bir hareket oluşturmaktır.
Dinleyicinin zihninde sorular vardır.
Bunlar konuşmanın da sorularıdır.
Soruları olmayan konuşmanın
Ne söylediği beyhudedir.
Konuşma için bilgi

hayati derecede önemlidir.
Aksi halde dayanaksız kalan maksat çöker.
Bilginin bir estetikle aktarılması gerekir.
Hazırlık icap eder.
Metin yazımı
Biraz terziliğe benzer.
Konuşmacının maddi manevi
Bir bedeni vardır.
Metin, bol ya da dar kalırsa
Sakil durur.
Konuşmayı,
Konuşmacı dışında bir metin yazarı yazabilir.
Metin yazarı
Bir konuşma terzisidir.
Konuşmacının giydiği elbise
Terzisine ne kadar aitse
Kullandığı konuşma metni de
Metin yazarına o kadar aittir.
Camdan okudu,
Başkasının yazdığını okudu
Göndermeleri boş hikayelerdir.
Meseleye ya da meselesine vakıf bir konuşmacı
Metni, inancıyla, sesiyle, mimik, jest ve duygusuyla
Konuşma yapar.
Muhataplarına saygı gösteren
Konuşmasını özenle hazırlayan,
Mesajını kişisel hatalarından korumak için
Camdan okuyan konuşmacı
Dinleyicilere,
Kendisi ve makamına saygı duyan kişidir.
Kağıt da bu bahse dahildir.
Yazarlar,
Karakterlerine bir cümle söyletmek için
Bazen günlerce düşünürler.
Onun için hayatımıza yön veren cümleler
Emek ve düşünce ürünü
Kitaplardan,
Tiyatro oyunlarından,
Şiirlerden
Sinema repliklerindendir.
Her topluluğun
Emek ve düşünce ürünü konuşmalarla
saygı görmeye hakkı vardır.
Candan konuşuyorum
Diyerek
Çalışmadan, hazırlık yapmadan konuşanlar
Maalesef candanlıktan olduğu kadar
Saygıdan da yoksundurlar.
Bu tarz konuşmaları
Konuşmanın ardından
Bir metne dönüştürmek zordur.
Çoğu zaman, ne demek istediği belirsizdir.
Konu, hedef, zaman, mekan…
Arası uçurumlarla dolu kelime yığınları bulursunuz.
Anlayamazsınız.

İsmet Özel’in bir sözünü yorumlayarak söyleyeyim:
Yolu birbirini anlamaktan geçmeyenler, hiçbir yere varamazlar.
Konuşma hazırlığı,
başlı başına bir öğrenme sürecidir.
Zaman zaman kendinizi düzeltme ihtiyacı hissedersiniz.
Kaynaklara başvurursunuz,
Notlar alırsınız,
Cümle ve kelimeleri maksadınıza uygun
Düzenlersiniz.
Hazırlığınız ne kadar iyiyse
Konuşmanız da o kadar iyi olur.
Hedefi olan her konuşma
bir meydan okumadır.
Yaşamaktan, yapmaktan beslenir.
Konuşmacının kimliğinden bağımsız değildir.
Her konuşmacının birinci referansı,
Sırtında taşıdığı geçmişi, kişisel özellikleridir.
Eylemleri sözlerini yalanlayan kimse
Ne bilse, ne kadar çalışsa, ne söylese beyhudedir.
Bir masal cümlesi:
“Çalımından geçilmiyor ama,
daha bir çaydan geçip de çalıyı bile koparamamışsın.” Der.
Topluluklara konuşma,
Sadece siyasilere, yöneticilere, atanmış ve seçilmişlere has değildir.
Herkese lazım, hayati bir ihtiyaçtır.
Fizik, kimya, biyoloji…
Edebiyat, sinema, sosyoloji..
Uzmanlığınız ne olursa olsun,
Meselenizi anlatan konuşma yapabilmek,
Kendinizi ve işinizi geliştirmenin anahtarıdır.
İki masal cümlesi söyledim.
Kıssadan hisse nedir ?
Diyeyim…
1- Candanlıkla kamufle edilen konuşmalarda, saygı, sorumluluk, çalışma, bilinç eksikliği vardır.
2- Camdan konuşma, saygı, sorumluluk, inanç, azim göstergesidir.
3- Herkes kendi uzmanlık alanında topluluklara konuşma yapmak üzere kendisini geliştirmelidir.
4- Çocuklara, okuma yazma yanında konuşma dersleri de verilmelidir.
Vesselam.

Mavi Tik Büyük Trik

Twitter hesabınız var, mavi tikiniz var mı?
Benim yok.
Aslında tik denilen,
Sitenin onay rozeti.
Emel sayına bir bağlantı yapayım.
Öyle başlayayım.
Herkesle dost ol, herkesle arkadaş
Ömrümüz geçiyor bak yavaş yavaş
Onda, bunda, şundadır
Şunda, bunda, ondadır
Mavi boncuk kimdeyse
Benim gönlüm ondadır
Mavi tik.
Şarkıdaki mavi boncuğa benziyor.
Tikiniz varsa,
Twitter, sizin siz ve itibarlı olduğunuzu onaylıyor.
Bu işaret,
Orijinal, tanınmış ve aktif hesaplara, veriliyor.
Eşitler arasındaki en eşitleri işaretliyor.
Muazzam demokratik.
En eşitler kim?
Siyasiler, ünlüler, yazarlar, gazeteciler, sanatçılar…
Aslında, onaylanmaya en az ihtiyacı olan kişiler.
Ya onların etrafında halkalanacak kitle?
Onların tiki olmasa da olur.

Bir zamanlar
Mavi tikli olmak için
büyük bir yarış vardı.
Siyasiler,
Bu yarışta başı çekti.
Seçilmiş, atanmış devlet erkanı kuyruğa girdi.
Twitter,
Onların kim olduğunu onayladı.
Kimliklerini doğruladı.
Bir bakıma
Her birine kuş pasaportu çıkarttı.
Devletin izniyle var olan bir kuruluş,
Devlet insanlarının varlığını izne bağladı.
Gerçekten müthiş bir şey.
İzin verme yetkisi el değiştirdi.
Bu yetkiye sahip olanlar,
yetkilerini twittera güle oynaya devrettiler.
Tabi gelir meselesi önemli.
Doğrudan ya da dolaylı bu uygulamanın bir geliri olmalıydı.
Uygulama dolaylı gelirleri güçlendirdi.
Ardından Twitter Blue geldi.
Bu özel bir abonelik türü.
İOS sistemler için geçerli.
Muhtemelen İOS’la güzel bir sözleşme imzalandı.
Twitter Blue abonesi olursanız, otomatik olarak mavi tikiniz
oluyor.

Sonra
Elon Musk hikayesi başladı.
Musk klozetle Twitter binasını fethettikten sonra
Mavi tiki paralı satacağını açıkladı.
Biraz homurtu yükseldi.
Bir iki istismar yaşandı.
Şimdilik ara verdiler.
Vazgeçmeyecekler.
Mavi tik paralı olacak.
Bir yolunu mutlaka bulacaklardır.
Twitter’ın itibarlı vatandaşı olmanın
Vergisiz olması ne mümkün!
Kamunun devlete verdiği yetki ve hakkı
Böyle böyle özel sektör ele geçirmeye,
Ya da bunun için çalışmaya devam edecek.
Twitter
Eski Amerikan Başkanı Trump’ın bir tweetinin altına
“bilgiyi doğrula”
Bir başka tweetinin altına
“…şiddeti yüceltti” vs. notu düşmüş,
Başkanın bir tweetinin altına teyid linki koymuştu,
Linke tıkladığınızda, başkanı yalanlayan bir sayfaya
yönleniyordunuz.
Bazı tweetlerine erişimi ise engellemişti.
Site, bunu başka kişi ve kurumlara da yaptı.
Trump sosyal medyaya düzenlemesi için

Başkanlık kararnamesi çıkarmaya davranınca
Hesabını hepten kapattılar.
9 Ocak 2021 de
Twitter kullanıcıları aradıkları kişiye
Amerikan başkanına ulaşamıyorlardı.
Facebook, Instagram, Youtube da
Trump’a aynı şeyi yaptılar.

Söz söyleme hakkı sitenin kontrolünde,
Usul ve esastan yargılayıp hüküm vermek
Sitenin kontrolünde,
Gerek duyduklarında aforuz etmek
Sitenin kontrolünde…
Her fırsatta “Güç Bende” diyorlar.

Bugün 23 Kasım 2022
Amerikan Başkanının kararnamesi yok.
Trump yok.
Trump’ın hesabı yok.
Twitter var.
Twitter’ın şirin yeni başkanı,
Trump özelinde yeni bir hamle yaptı.
Trump’ın hesabının açmayı twitter oylamasına sundu.
Ankete 15 milyon kişi katıldı.
%51,8’i evet oyu kullandı.
Anket sonuçlarını açıklayan Musk

Sonuçları
Latince bir deyimle duyurdu
“Halkın sesi, Tanrı’nın sesidir”
İmparator
halkını dinleyeceğini ilan etti yani.
Ya Trump bu konuda ne düşünüyor?
Ne önemi var…
E yani?…
Devletin, siyasetin, kültürün, sanatın, eğlence dünyasının
Çok kıymetli orijinal, tanınmış, aktif bayları, aktif bayanları…
Başka mecraların size verdiği tiklerden uzak durun.
Kişisel ya da kurumsal web sitenizi güçlendirin.
Kamuya mal olacak açıklamalarınızı, yönetiminizde olan
platformlardan yapın.
Mavi boncuk sizde kalsın.
Bir gün bir vicdana sığınmak zorunda kalırsanız bu
Devletin vicdanı olsun…
Elon Muskların vicdanına kalmayın.
Sesinizi keser, gık diyemezsiniz.

Olabilirdi, olmadı.

15 Temmuz milli şuur, direniş, diriliş günü.
Düşman ve düşman güdümündeki hainler;
“Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma!” naralarıyla kurulmuş müstahkem bir kaleye tosladılar, yenildiler.
Türkiye’de darbe yapmayı bir sanata dönüştürmüş güçler, boyunları bükük çöplüklerine döndüler. Yüzünde ihanet mührü olan hainler başları yerde, donlarıyla arzı endam ettiler. Kaçanlar düşmanın tasmasıyla bulundukları ülkelerde onursuzca ve korkuyla yaşıyorlar. Kaçamayanlar ya hapiste sonlarını bekliyorlar ya da dışarıda kubur faresi gibi gizlenerek yaşıyorlar.
15 Temmuz’daki kalkışmanın unutulmaması, en az kendisi kadar önemli. Bu gibi hadiseler unutulduğunda tekrarlanıyor. 15 Temmuz kalkışmasına karşı koyan ruhun zinde kalması da buna bağlı.
6 yıl sonra, 15 Temmuz’un yıldönümü etkinlikleri, milli şuuru 15 Temmuz konusunda diri tutacak bir strateji geliştiremediğimizi, bir eylem birliği oluşturamadığımızı gösterdi. Ankara’nın 15 Temmuz’da da yegane merkez olma gayreti bunda etkili oldu. Sahne etkinliği mesabesinde kalan faaliyetler bir gün sonra olmamış gibiydiler. Bir anma geleneği bir anma ritüeli maalesef oluşmadı. Oysa kökleşmiş bir ritüel, binlerce etkinlikten ehven.
Bu gelenek ve ritüel için 15 Temmuz müthiş bir zemin.
Cumhurbaşkanımızın ilk açıklamasına dayanarak, aynı saat aynı dakikada yapılan bir ulusa sesleniş olsa ve bütün kanallarda yayınlasa, 6 yılda vazgeçilemez bir ritüel olurdu.
Minarelerden okunan Salalar, aynı saatte camilerde yapılacak bir hatim duasıyla buluşturulsa, bizden sonraki nesillere emanet edilecek muhteşem bir hayır, bir güzellik olurdu.
Atatürk Havalimanı, Taksim Meydanı, Özel Kuvvetler Komutanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kışlalar… geceye şahit olan her noktada, bir saatlik sembolik nöbet, anmadan öte milli bilince 15 Temmuz’u kazımak olurdu.
vs.
başka şeyler de olabilirdi.
Olmadı.
15 Temmuz’un gayri resmi marşı “Baş koymuşum Türkiye’nin Yoluna” türküsü, yılkı atı gibi köşesine çekildi.
Bir kaç afiş, bir iki film denemesi, nispeten cılız toplantılar arasında bir şeyler yapıldı. Yetmedi.
CHP yönetimindeki İBB’den servis edilen; çok da insan toplayamamışlar meyanındaki görüntüler, ve görüntülerdeki az katılıma yönelik örtülü sevinç elimizde kaldı.
Seneye böyle olmaz inşaallah.

Şeytan Taşlama

Her bir insan hali bir sembol.
Muhabbetin, öfkenin, imanın, cesaretin… sembolü.
Kavramsal olarak çerçevelenen çok şeyi göstermenin neredeyse tek yolu bu.
Bütün milletler, kültürler, dinler; kendilerini, öteki karşısındaki duruşlarını böyle ifade eder.
Haccın vecibelerinden olan şeytan taşlama bu kapsamda bir ritüel.
Kökü Hz. İbrahim’e kadar uzanıyor.
Peygamber efendimiz tarafından tekrarlanmış.
Hac yapan Müslümanlar, şeytana, şeytani olana karşı mücadelelerini attıkları küçük taşlara yüklüyorlar.
Hz. İbrahim ve Hz. Peygamberin sünnetini tekrarlayarak, ibadet etmiş oluyorlar.
2022 Haccı sırasında çekilmiş bazı videolar hayli ilgi çekti.
Kendinden geçen, öfkeyle, hınçla, heyecanla şeytan taşlayanlar görüntülere yansıdı.
Şeytani olanla karşılaşma ve karşılaşmada yaşanan çaresizliğe yordum görüntüleri.
Yenilmenin eşiğine gelmeye, yenilmeye, ne kadar istese de şeytani olandan kurtulamamaya yordum.
Yaşayan, yaşamış ve yaşayacak her bir insanın yeryüzü macerasındaki çaresizliğini hissettim.
Yere kapaklananların, hallerine gülmesi geldi aklıma.
Gülenler işte öyle güldüler.

İç Savaş Fazındayız

“Dünya Amerika’ya bakarak giyiniyor, soyunuyor; reklam ile sinema sanayileri; yazılı ile görsel basın; caddeler ile meydanlardaki yazılı, çizili, resimli ilanlar, alttan alta, üstten üste, doğrudan yahut dolaylı yoldan habire İngiliz-Yahudi taleplerini, zorlamaları ile dayatmalarını Amerikan nüshasıyla Stockholmden Singapura, Rio de Janeriodan Yokohamaya bütün bir insanlığa yumuşakça yedirmeğe çalışmaktadırlar. Yemezseniz, yememekte direnirseniz, ne olur? Zorla yedirilir. Avrupadışı tabaa-ülkelerin genelkurmayları bu görevi ifaya memurdurlar. Millilik teranesini tutturmuş pek ender bulunur kimi iktidarlar, askeri darbeyle alaşağı edilirler. Bu da mı sökmedi? O takdirde bütün zenberekler, iç savaş doğrultusunda kurulurlar.”
Teoman Duralı merhum, 2000 yılında kaleme aldığı, Çağdaş İngiliz – Yahudi Küresel Medeniyeti kitabında öyle diyor. El Hakk doğrudur.
Türkiye’de hali hazırda, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde; “millilik” iddiası olan bir iktidar var. Daha önce küresel dengede kuş tüyü kadar ağırlığı olmayan Türkiye, Erdoğan’ın cesur strateji ve politikaları sonucunda dünya dengelerinin merkezi oldu. Müesses dünya düzeni; “dünya 5’ten büyüktür” diyen ve bunun gereklerini yapan Türkiye’yi bir tehdit olarak algılıyor. Bu iktidarlarla mücadelede bütün dünyanın bildiği mücadele metodlarının birinci fazı akim kaldı. Muhtıra ile post modern darbe denediler, olmadı. Yargı polis marifetiyle indirmek istediler, olmadı. Bizzat darbe ile devirmek istediler, olmadı.
Bir süredir ikinci faz için zenberekler işliyor. Seçim takvimi yaklaştıkça iç savaş arayışları daha da şiddetleniyor. Mültecilere karşı kışkırtılan ve sahnelenen şiddet, ajan provokatörlerin provokatif eylemleri, kavmiyetçi milliyetçiliğin yükseltilişi, Kürt vatandaşların her fırsatta tahriki, paramiliter güçlerin seçim güvenliğini tehdit ettiği iddiaları, bürokrasi ve iş dünyasına yönelik tehditler, Bebek sahilinde olanlar vs. iç savaş hülyasına taş taşıyor, ateş taşıyor.
Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde “Güvenlik” esaslı şahin politikalar, z kuşağı olarak markalanan gençleri konser yasaklarıyla muhalefet yanında konsolide etmek, bir konseri iptal etmek için il düzeyinde getirilen etkinlik yasakları, bazı siyasi aktörlerin geliştirdiği yakışıksız retorikler, tribünlere oynamak dışında bir marifeti olmayan karakterler… İktidar kanadının bir takım eylemleri de süreci geliştirme noktasında önemli katkı veriyor.
Bir büyük yazıkla, bir büyük ayıpla, bir büyük günahla yüzleşiyoruz. Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyenlere, maalesef en çok Türkler yardım ediyor.
Kaderin üstünde bir kader var. Erdoğan, inşaallah bu tuzaktan da çıkacak. Sürecin sonunda çok kişi tarihin fosseptik çukurunda yerini alacak. Dünyada tavuklarına kış diyen herkese diz çöktürenler, bu kez kaybedecek. Bu dünya için yeni bir başlangıç olacak. Her şeyin bir ömrü var. Ne kadar saldırsalar da can çekişiyorlar.
“İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden” bizi helak etme yarabbi ! “Bilelim hasma karşı koymasını /Bizi cansız bırakma Allah’ım!” Amin.

Gürültünün Altından Duygusal İşler Çıkacak

Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz gezisi, kendisi açısından tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Nagehan Alçı’nın geziye katılması üzerinden başlayan polemik, kimin kimi dövdüğü belli olmayan bir mahalle kavgasını ateşledi.

Bahse konu gezide basın mensuplarıyla verilen fotoğrafta bir teknik direktör edasıyla kendinden emin ve gevşek duran Murat Ongun tam anlamıyla çuvalladı.

Bir Twitter kullanıcısı, durumu özetleyen şöyle bir tweet attı: “Devirdiğiniz çamları düzeltmekten bıktık. Sırf Atatürk’ün partisi diye koltuğa eşşek otursa oy veren benim gibi milyonlar var. Adam olun peşinizi toplamaktan yorulduk.”

Okumaya devam et →

Kur’an Vaktidir

Ramazan Kameri ay.
Müslüman ayı. Mübarek ay.
Kur’an’ın ayı. Orucun ayı.
İmkanı olanların, olmayanlarla paylaştığı ay.
Zekat, fitre, fidye, sadaka ile bir dayanışma iklimi.

Ramazan, iftar ve sahur etrafında gelişen kültür nedeniyle biraz akşamdır.
Akşam ezanları, iftar davetleri, terahvihler …
Mahyalar, gece eğlenceleri, davulcular, Hacivat – Karagöz… türlü aktiviteyle gündüze döner gece.
Nargile kafelere, okey salonlarına, arkadaşlarla gece sohbetlerine can gelir.
Müslüman yurdunda Kur’ansız ve Oruçsuz bir Ramazan da vardır.

Yemeden içmeden kesilenler güçten de düşer.
Hareket azalır, hayat yavaşlar.
Yeryüzünde kurum kurum kurumlananlar; zayıflıkları karşısında dehşete kapılırlar.
Bir dilim ekmek, bir yudum su olmadığında hiçliği ayyuka çıkar insanın.
Bir gündüz yeter açlıktan ölüm kokmaya.
Bazıları, gördüğü öz zayıflığı karşısında dehşet içredir.
Ramazan öfkelerini bu zayıflık alevlendirir.

Ramazan Allah’ın kelamını Cebrail’le mukabele etme vaktidir.
Kur’an vaktidir.

GELMEKTE OLAN GELDİ

Salgın Rapraplarıydı
Salgın, aynı zamanda, dünyanın uzun süredir hamile olduğu kıtlığın rapraplarıydı.
Vahşi emisyon üretimi ve iklim değişikliği tarlasıydı.
Batı emperyalizminin dünyayı mahkum ettiği politiklarla beslendi.
Afganistan, Suriye, Irak, Libya, Meksika vs. dünyanın pek çok bölgesi üretimden düşürülerek büyütüldü.
Teknoloji ilizyonu ve bağımlılığı ile bir süre gizlendi.
Rusya – Batı çatışmasıyla saklanamayacak hale geldi.
Halen gizlenen ve gittikçe şiddetlenen Batı – Çin çatışmasıyla, tepegöze, deve, canavara dönüşecek.

Okumaya devam et →

İbrahim Tenekeci’den Altı Çizili Cümleler

Said Yavuz’un da dediği gibi: Yüzler vardır, ruhun susamasını dindirir.
İnsan, taştan pek, gülden naziktir.
Ödül alan, ödün verir.
Doksanlı yıllarda, üç edebiyatçı bir araya gelince, dergi çıkarırlardı. Şimdi ajans kuruyorlar.
Okumaya devam et →