Yarım Kalmış Hikayeler

(Ekim 9, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined
Ramazanın ilk günlerinde hastaneye götürdüğümüz üst komşunun babası artık acı çekmeyecek. Öldü. Babam, annemin babası, anne annem, dayım, teyzemin oğlu, ablamın kocası, en yakın arkadaşım… Onlar da öldü. Tüm ölenler gibi ardlarından yarım kalmış hikayeler bıraktılar. Yaşamın bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu bir kez daha hatırlatarak gittiler… Rahmet yanlarında olsun…

Hayat Tükenişi Kuruyor

(Ekim 30, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Uykusuz geceler başka uykusuz geceleri besliyor…

Hareket hareketi, durgunluk durgunluğu inşaa ediyor….

Günler, durgunluklar, hareketler, uykular ve uyanıklıklar sürekli tükeniyor…

Hayat tükenişi kuruyor, tükeniş yeni hayatları…

Dusseldorf

(Eylül, 21, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined
Gece 03. 1 saat sonra uçacağız. Yanlış yola giriyorum. Bunca boşlukta uçağı kaçırma ihtimaline gülüyorum. Neyse ki çok kaybolmadan yolu bulup alana ulaşıyoruz. Önce check-in. Sonra yurtdışına çıkış haracı. Aslında ihracatçı birliklerine kayıt olanlar ödemiyor. Buna karşılık ben üye olan ve ortağı olduğum şirketin mekanizmasını çalıştırmıyorum. Paşa paşa ödüyorum çıkış parasını. Aslında ben ödemiyorum. Arkadaş ödüyor. Ne farkediyorsa…

Bıyıklandım

(Ağustos, 27, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Urfa’yla ilgili yapacağım çalışma için şehirle ilgili bir çok kitap almıştım yanıma. Birine başlayabildim. Zaten başladığımla kaldım. Diğerlerini götürdüğüm kadar bakir geri getirdim. Kısmen okuduğum kitapta Urfa’nın tarihi, hangi medeniyetlerin yaşadığı, hangilerinin sırra kadem bastığına dair bir paragraf vardı. Kaybolan medeniyetlerden ismini hatırlamadığım biri hakkında şöyle bir ifade geçiyordu “Helenleşmek istiyorlardı ve bunu başardılar!” Avrupalılaşma maceramız geldi gözümün önüne.

Okumaya devam et →

Daha Gerçek Değil

(Ağustos, 11, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Koca bir yatak.

Sıcak bir duş.

Ömrüne henüz başlamış diş fırçası.

Ortasından sıkılmış diş macunu.

Kahvaltı masası.

Balkonda koca kültablası.

Arabanın arasına konuşlandığı ağaçlar.

Okumaya devam et →

Kötü Şeyler Olma İhtimali

(Ağustos, 10, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Körpe yüreği uykuya direniyor.

Yüzü değişiyor.

O güzelim çocuğun gözlerine korku yerleşiyor.

Ne oldu diyorum.

Kardeşine bir şey olmasından korktuğunu söylüyor.

Yaşamak istemiyorum diyor.

Okumaya devam et →

Metrocity Martıları da Aldatıyor

(Haziran, 24, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined

Dünyanın yeni mabedleri var artık.

Metrocity de onlardan biri.

Sanki başkaldırıyor göğe.

Bazen bulutlar sarıyor yarısına kadar.

Efsanelerden çıkmış gibi.

Gün İstanbul’dan çekilince martılar tavaf yaparcasına başında dönmeye başlıyorlar.

Okumaya devam et →

Kristal Elma 02

(Haziran, 13, 2006, baydaroglu.blog.com) 

undefined

Reklam ajanslarımızın büyük bir bölümü yabancı ortaklı. Kristal elma verilerine bakılırsa başarılılar da. Sermaye gerektirmeyen bu sektörde yerli olanların sayısı ise yok denecek kadar az. Yabancı ortaklılar da yerlileri çalıştırdığına göre neden kristal elma alan yerli ajanslarımızın sayısı bu kadar az? Yabancı bir şirketin personeli olmayı ne kadar da çok seviyoruz!

Okumaya devam et →

Kristal Elma 01

KRİSTAL ELMA 01

(Haziran 11, 2006, baydaroglu.blog.com) 

undefined

“Reklam sektörünün yöneticileri, patronları ve özellikle tüm bayan katılımcılar geceye hakkını vermişler, hepsi birbirinden şık ve özenle seçilmiş kıyafetlerle gelmişlerdi.
Oysa sektörün ‘yaratıcı’ erkeklerinde yıllardır aynı tavır devam ediyor. (Bir iki ajansın jilet gibi gençlerini tenzih ederim.) Erkeklerin genelinde “Bu ödülü takmıyorum ben!” hali… Lastik ayakkabı, blucin, dandik bir tişört… Arkadaşlar kendilerini sanatçı, yaptıkları işi sanat sanıyorlar ya!

Okumaya devam et →

Tehlikenin Farkında mısınız?

(Haziran, 10, 2006, baydaroglu.blog.com)

undefined
Cuma. İstanbul trafiği zor. Kristal elma törenlerine yetişeceğiz. Her şeye rağmen çok ta bir şey kaybetmeden ulaşıyoruz. TİM’e. başlamış törene dahil oluyoruz. Bilet alırken yer yok size ancak balkondan yer verebiliriz demişlerdi. Salonda oturuyoz. Boş koltuk sayısı dolulara baş kaldıracak kadar çok. Cenk ve erdem sunuyor geceyi.

Okumaya devam et →